İSA YUSUF BEY, BİZİ BAĞIŞLA
Uzun yıllar, Doğu Türkistan davasının kalemi olmaya
çalıştığım o ülkenin eski cumhurbaşkanı, aziz dostum İsa Yusuf Alptekin’in
aziz ruhundan utanıyorum. Çünkü, Türklüğün ata yurdu ve Kaşkarlı Mahmud’un
diyarı olan Doğu Türkistan’ın davası öldüğü günlerden daha gerilere
düşmüştür. Merhumun "irit" diye nitelendirdiği Çinli’lerin ayakları
altında daha fazla ezilmektedir. Hürriyetsiz, mazlum, korumasız bir esir
ülkedir Türkistan. Rusya Türkistan’ı dahi onlara nazaran cennet içinde
yaşıyorlar.
Neden bu? Çin’in nüfusu gittikçe artıyor, korkunç nüfus
hızından coğrafya deliniyor. Öyle ki birkaç yıl içinde Türkiyemizin nüfusu
kadar yere ihtiyaç duyuluyor. Artan bu nüfusun üstelik de en iptidai
olanları ata yurdumuz Doğu Türkistan’a zorla yerleştiriliyor.
Gerçi
Amerika, başka esir milletler gibi, Doğu Türkistan’ın Uygur ve Kazak
halklarına da, az çok bakış-görüş ediyor ama bu çok azdır.
Çünkü Çin
ile olan ticâri ilişkileri onun da elini kolunu bağlıyor. Bizzat Amerika
dahi, belki 2000’li yıllardan başlayarak, bu bitmez tükenmez Yecüç Mecüç
tayfasının korkunç istilası altında kalmaya mahkum
görünmektedir.
Esasta, bütün dünya milletleri, tûfan gibi başgösteren
bu sarı tehlikeye karşı uyanık olmalıdır. Ancak, hür
dünyanın Çin oldu bittilerine karşı hiç de dikkatli olmadığı açıktır. Ve
yarın büyük pişmanlıklardan korkulabilir.
Çin Halk Cumhuriyeti, bütün
dünyanın, düşündükçe korkulu rüya göreceği bir tehlikedir. Ancak, bu Türk
milleti için tehlikeden tahminden, korkudan da öte bir gerçektir. Çinliler
Doğu Türkistan’ın bütün şehirlerine, ovalarına, zenginliklerine girmiş,
insanlarına korkunç zulüm etmekte olup 30 milyonluk bu Türk vatanının
bütün nimetlerini gasbetmektedirler. Irkımızdan en eski, asil tabakasından
30 milyonunun yaşadığı bir ülke, elbette ki sadece bizi gözümüz kadar
ilgilendirir ve ona tüccar gözüyle bakılamaz.
Ama heyhat! Bizim, dış
politikada, hele Çin hususunda iyice bilgisiz olan soyunu sopunu, geçmiş
tarihini, gelecek günlerini düşünmez olan yöneticilerimiz Türkiye’nin
bahtsızlığını katmerliyorlar.
Bir düşünün, daha iki ay önce, bir Türk
Başbakanı (yanlış anlamadınız TC. Başbakanı) Çin Halk Cumhuriyeti’nin
baskısı altında yalan yanlış konuşanların tesirinde kalarak, kendi açık
imzasıyla bir bildiri yayımlıyorlar. Özellikle, Türkiye’de (çoğu) belki
yüz yıldır barınan Doğu Türkistanlı kardeşlerimizi, tehdit eden, suçlayan,
vatana bağlılıklarını yasaklayan bu genelge bütün milliyetçilerimizin
bağırlarını da hûn etmiştir.
Daha iki ay önce bilmem hangi bilgisizlik,
düşüncesizlik veya Çin hayranlığı ile yazıldığı anlaşılmayan "Başbakan"ın
adını yazmak istemiyorum. Çünkü kendi evlâtlarından utanabilir. Doğu
Türkistan’dan hâlâ "Sincan" diye Çinlilerin emperyalist sözlüğüyle
bahseden bir Türk Başbakan, nasıl olabilir?
"TC’nin dış politikasının
temel taşını, diğer ülkelerin bağımsızlık-egemenlik ve toprak bütünlüğüne
saygı göstermek ve içişlerine karışmamak teşkil etmektedir.
Bu sebeple
Türkiye’nin kendi topraklarında Çin Halk Cumhuriyeti’nin (Ç.H.C.)
bölünmesine yönelik olduğu izlenimi verecek eylem ve davranışlara müsamaha
edilemez.
Doğu Türkistan, Sincan Özerk Bölgesi adı altında Ç.H.C.’nin
bir parçasıdır."
Türkiye’deki Doğu Türkistan’lılar gibi, ümidinin
hepsini TC devletinin kurtarıcılığına bağlamış, otuz milyon Türkistanlıyı
da gönüllerinden yıkmıştır. Pek tabiî Çinlileri ve Türkiye’deki Ç.H.C.
mensuplarını da, büyük dostları Türk başbakanına hayran bırakmıştır. Çünkü
o başbakanın milletimizi tanımadan hattâ Doğu Türkistan’ın nerede olduğunu
bilmeden bu genelgeyi Türk düşmanlarına yazdırmıştır.
Nitekim
genelgesinde aynen şu satırlar bulunmaktadır:
"Sözkonusu toplantılarda
Doğu Türkistan bayrağı asılmaması ve Ç.H.C.’yi rencide eden pankartlar
kullanılmaması
Çin misyonları önünde Çin bayrağının yakılmasının ve
Çin’i rencide edici pankartların kullanılmasının engellenmesi
Yukarıda
belirtilen hususlara uyulması hususunda bilgilerini ve gereğini rica
ederim."
(Başbakan .......) |