KAYBOLAN HASLETLERİMİZ
Osmanlı devletinin son yıllarında, Konya’da geçimini fırıncılıkla temin eden Ekmekçi Hayım adında bir ermeni vatandaş vardı. Ekmekçi Hayım, kendi milletinden biri veresiye ekmek aldığında hemen veresiye defterine kaydeder, fakat Türklerden birisi veresiye aldığında ise deftere kaydetmezdi. Bu durumu başka bir ermeni fark edip de sitemli bir şekilde sebebini sorduğunda Hayım’ ın cevabı şöyle oldu:
“Bunlar Müslüman insanlar, dürüsttürler, borçlarına ve sözlerine sadıktırlar ve kesinlikle haram yemezler. Bu gün parası çıkışmazsa, yarın paraları olduğunda getirip verirler. Kul hakkıyla ahirete gitmek istemezler. Bunun için veresiye defterine yazmıyorum.”
1. Dünya savaşı sırasında, devlet Doğu cephesinde Ruslarla savaşırken, Ermeniler de Wilson ilkelerine sığınarak, Batılı devletlerin de desteğiyle, Doğu Anadolu’da nüfus çoğunluğunu ele geçirmek için Müslüman Türk nüfusunu katletmeye başladılar. Bu gün hala zaman zaman bu katliamın izleri olan toplu mezarlar ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple, Bab-ı Ali (Hükümet) 1915 yılında Ermenilere tehcir (zorunlu göç) kanunu çıkardı. Tüm Anadolu’daki Ermeniler istisnasız bu göçe tabi olacaklardı.
Katil Ermeni komitacıları, Taşnak ve Hınçak çeteleri ve bunların yaptıkları katliamlar ileride bu sütuna taşıyabileceğimiz ayrı bir Siyasi Tarih konusu. Konya halkı toplu olarak yetkili makamlara müracaatla, Ekmekçi Hayım’ ın kişiliğine, vatanperverliğine ve ihanet fikrinin asla söz konusu olmayacağına kefil olduklarını ve bu yasadan müstesna tutulmasını isterler ama kanun kesindir. Konya garından Hayım’ ı yolcu ederken birlikte göz yaşlarına hakim olamazlar. Savaş sonunda, geri dönüşünde de Hayım Efendiyi Konyalılar aynı garda sevinçle ve coşkuyla karşılar ve bağrına basar.
Değerli okuyucular, çok değil yüz sene evveline ait bir hadisede geçen, ekalliyet gözündeki potansiyel Müslüman şahsiyeti bu. Dürüstlük, borca ve verilen söze sadakat, haram yememek ve ahirete alacak-verecek hesabı bırakmama düşüncesi. O günlerde herkesin gözünde var olan ideal Müslüman şahsiyeti bu günlere ulaşabilmiş olsaydı, milletçe yaşanan krizler, hortumlar ve yolsuzluklar sebebiyle devletin buharlaşan trilyonları olmazdı.
Devletin, her biri kendi sahasında yetişmiş birçok personeli, yolsuzlukların ve mali açıkların takibinde yıllarını harcıyor ve maalesef sonuç ortada. Yapanın yaptığı yanına kar kalıyor. Böyle bir vakıa olmasa ve bunca yetişmiş beyinler üretimde, teknolojide ve istikbal için daha akılcı mesailerde değerlendirilebilseydi geri kalmışlık psikolojisini daha kolay aşabilirdik.
Ahlaki değerlerin çöküşüyle ekonomik çöküş beraber yaşanıyor. Romanya ve Sovyetler Birliğinin yakın geçmişteki dağılma sebepleri hatıralardan henüz silinmedi.
Hemen her gün haber programlarında ve gazete köşelerinde kapkaç olaylarından, araba hırsızlıklarından, ferdi cinnet ve cinayet olaylarından boğulacak hale geldik. Hele televole türü ahlaksızlığın cirit attığı, rağbet gördüğü bu feci gidiş devam ederse hiçbir hayâsı ve kutsalının kalmadığı felakete doğru gidiyoruz. Millet olarak fert fert kendimizi manevi açıdan yenilememiz, gayrimüslimlerden ziyade kendi gözümüzde değer kazanmamız gerekiyor.
Eski tarihlerdeki ahlaki zirveyi yakalamaktan başka çaremiz yok.
|