Untitled Document
         
Alperenler
Turk islam ulkusu   Yazarlar..
  Ahmet KABAKLI
  Dr. Fatih BAĞCIOĞLU
  Dr. Mehmet GÜNEŞ
  Dündar TAŞER
  Şeyh Edebali'den...
  Galip ERDEM
  Gazi Hüseyin KILBAŞ
  Gürbüz AZAK
  Hüseyin SALTUK
  Kadir DURAK
  Mahir K. DAMATLAR
  Muhalif - 28 Şubat
  Musa Duran KURU
  Recep KÜÇÜKİZSİZ
  Röportaj - 12 Eylül
  Röportaj - 28 Şubat
  Talha UĞURLUEL
  Y. KARAYUNUSOĞLU
  Yılmaz ÖZTUNA
Genç Alperen - Röportaj - Hüseyin SALTUK
 
ERMENİ SORUNU
Tehcir, dünyanın en başarılı sevk ve iskan uygulamasıdır

İnternetteki tek Ermeni sorunu sitesinin yayıncısı olan FORSNET'in Genel Yayın Yönetmeni Hayati Tek, sözde Ermeni soykırımı iddialarına temel oluşturan "tehcir - yer değiştirme" uygulamasının, bugünün şartlarında bile dünyanın en başarılı sevk ve isyan hareketi olduğunu söyledi.

Hüseyin Saltuk - Genç Alperen 30 Nisan 2001           

Son 6 aydır Türkiye ve dünya gündemini işgal eden sözde Ermeni soykırımı iddiaları konusunda, internet ortamındaki tek web sitesi olan FORSNET'in Genel Yayın Yönetmeni Hayati Tek ile söyleştik. "Ermeni Sorunu" olarak dile getirilen konunun aslında Türkleri Anadolu'dan kovma projesinin bir parçası olduğunu ve Lozan Anlaşmasından sonra tarihe karıştığını kaydeden Tek, "Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye; Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan boğazları, Ortaasya, Kafkasya ve Ortadoğu'daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir. Geçmişte Osmanlı devleti, bugün de Türkiye, bu jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur. Osmanlı'yı parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler, bu entrikalarında yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan Ermenileri de kullanmışlardır." dedi.

Sözde Ermeni soykırımı iddialarına temel oluşturan "tehcir" konusunda son derece çarpıcı açıklamalarda bulunan Tek, "Ermeniler ve Türkiye üzerine çeşitli emeller besleyen sömürgeci devletlerin soykırım olarak nitelendirdikleri tehcir (yer değiştirme) uygulaması aslında, dünyanın en başarılı sevk ve isyan uygulamasıdır. Bu uygulama ile Ermeniler; soykırıma tabi tutulmak şöyle dursun, savaş bölgesinden uzaklara taşınmak suretiyle korunmuşlardır. Ermeniler, tehcir (yer değiştirme) uygulamasından dolayı Osmanlı'ya şükran borçludurlar." dedi.

Şimdi sizleri, son günlerin popüler konusu olan ve Nisan ayın içerisinde Türkiye ve dünya gündemine iyice oturması beklenen Ermeni Meselesi hakkındaki röportajımızla baş başa bırakıyoruz.

Genç Alperen - Sayın Tek, dilerseniz önce internetteki sitenizden başlayalım. Yanılmıyorsak, "ermenisorunu.gen.tr" isimli siteniz, konuyla ilgili olarak yayın yapan tek internet sitesi. Bu siteden ve muhtevasından biraz bahseder misiniz?

H. Tek - Sizin de söylediğiniz gibi, "ermenisorunu.gen.tr" isimli sitemiz, konuyla ilgili olarak internet üzerinden yayın yapan tek site. Türkçe, İngilizce ve Almanca olarak yayınlanan ve yayına başladığı günden bu yana 3 milyonu aşkın internet kullanıcısı tarafından ziyaret edilmiş bulunan sitemiz, özellikle konunun ABD Temsilciler Meclisi'nin gündemine geldiği Ekim ayından bu yana yoğun şekilde takip edilmektedir. Bilindiği gibi 24 Nisan, Ermeniler ve yandaşları tarafından "soykırım günü" olarak kabul edilmektedir. O münasebetle Nisan ayı içerisinde sitemizin önceki dönemlere nazaran çok daha yoğun bir şekilde ziyaret edileceğini düşünüyoruz. Zaten şu ana kadar basında çıkan pek çok haberde de sitemiz kaynak gösterilmektedir. Zira, biz "ermenisorunu.gen.tr"nin içeriğini oluştururken, konuyla ilgili en güvenilir ve temel kaynaklardan faydalanıyoruz. Editörlerimizin hazırladığı içerik, konunun uzmanı tarihçi akademisyenler tarafından kontrol ediliyor ve bu şekilde yayına sunuluyor. Sitemizin medya organlarında kaynak gösteriliyor olması bu nedenle çok normal.

Öte yandan sitemiz, konu üzerine çalışan akademisyenlere de açıktır. Zaten şu anda, yazdığı makaleyi bize ulaştıran akademisyenlerimizin görüş ve düşüncelerini yayınlıyoruz. Aynı şekilde, Ermeni Sorunu çevresinde yapılan her türlü faaliyet, yayınlanan her türlü haber, makale ya da televizyon programı, sitemizden kamuoyuna ulaştırılmaktadır. Günlük her türlü gelişmeyi, yerli-yabancı medyayı taramak suretiyle ziyaretçilerimizin kullanımına sunuyoruz. Bu arada konuyla ilgili olarak Türkçe, İngilizce, Almanca ve Fransızca dillerinde hazırladığımız bir CD-Rom çalışmasının da son aşamasına gelmiş bulunuyoruz. Bu CD-Rom pek yakında piyasaya çıkacak.

Genç Alperen - Sayın Tek, konuyla ilgili en temel ve güvenilir kaynaklardan yararlandığınızı ifade ettiniz. Genç Alperen okuyucularının konuyu tüm detaylarıyla öğrenebilmeleri açısından sözünü ettiğiniz kaynaklardan bazılarının ismini verebilir misiniz?

H. Tek - Tabii ki. Her ne kadar sitemizin daha ilk sayfada "Ermeni Sorunu İle İlgili Kaynaklar" başlığı altında şimdiye kadar 300'ün üzerindeki yerli ve yabancı kaynağı ismini zikrediyor da olsak, yine de derginiz okuyucularına pratik bilgi olması açısından söyleyeyim. Türkçe kaynaklar içerisinde Esat Uras'ın Belge Yayınları arasında yayınlanan "Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi" isimli kitabı ile yeni kaynaklar içinde Sn. Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nun TTK Yayınları arasında bu yıl yayınlanan "Ermeni Tehcirine Dair Gerçekler (1915)" isimli kitabını baz aldık. Her iki kitap da gerçekten çok değerlidir. İlk baskısı 1953 yılında yapılmış olan Uras'ın kitabı, yararlanılan kaynakların özellikleri, araştırma yöntemindeki tutarlılık ve tarafsızlık bakımından, değindiği konularda dünyada tek olma niteliğini halen korumaktadır. Sayın Halaçoğlu'nun kitabı ise "tehcir - yer değiştirme" uygulamasını bütün ayrıntılarıyla ele almakta, konuyla ilgili pek çok kaynakta genel olarak verilen rakamları tek tek belgeleriyle ortaya koymaktadır. Derginiz okuyucularına özellikle bu iki kaynağı ve tabii ki "ermenisorunu.gen.tr" web sitesini tavsiye ediyorum.

Genç Alperen - Sayın Tek, anladığımız kadarıyla siteniz konuyla ilgili hemen her soruya cevap verebilecek durumda. Ancak yine de Türk kamuoyunun Ermeni meselesi hakkında yeterince bilgiye sahip olmadığı kanaatindeyiz. O münasebetle sormak istiyoruz; sizce sözde Ermeni soykırımı iddialarının merkezinde hangi olay vardır?

H. Tek - Aslında daha röportajın başında böyle bir soruyla karşılaşmam iyi oldu. Zira, yaptığımız araştırmalar neticesinde, Ermeni sorununa temel teşkil eden ve "tehcir" olarak bilinen "yer değiştirme" uygulaması konusunda son derece önemli sonuçlara ulaştık. Her şeyden önce şunu söylemeliyiz: yer değiştirme uygulaması, Ermenileri imha etmek değil, bir yandan devlet güvenliğini sağlamak, diğer yandan da savaş bölgesine meskun bulunan Ermenilerin can güvenliğini sağlamak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı sevk ve iskan hareketidir. Bu, sadece yer değiştirme uygulamasının gerçekleştirildiği 1915 şartları için değil, günümüzde dahi böyledir.

Genç Alperen - Bu biraz iddialı bir söz değil mi? Neye dayanarak söylüyorsunuz bunu?

H. Tek - Konu Türk ve dünya kamuoyu tarafından yeterince bilinmediği için, sizin böyle bir tepki vermeniz normal... Üstelik bir de buna, yıllardır süren menfi propagandayı ve çeşitli ülkelerin parlamentolarından geçen kararları eklediğimiz de, bizim ortaya koyduğumuz cümlenin algılanması ilk anda zor oluyor. Ancak, biz bu sözü söylerken belgelere dayanıyoruz. Bakın, yakın geçmişte bilinen adıyla "tehcir", bizim kullanmayı tercih ettiğimiz adıyla "yer değiştirme" uygulamasına benzer pek çok örnek yaşandı. ABD'nin 1991 yılında Irak'a yönelik hava harekatını düşünelim. Onbinlerce Peşmerge Türkiye sınırına dayandı. Orada yaşanan kaos, yiyecek dağıtılması, göçmenlerin barınması vs. Türkiye için büyük problem olmuştu. Aynı durum, 1980'lerin sonundaki Türklere yönelik Bulgar zulmü sırasında da yaşandı. Onbinlerce soydaşımız Kapıkule'ye dayandı. Onların iaşe ve konaklamaları da büyük problem olmuştu. Yakın zamanda Arnavutluk'ta benzer bir durum yaşandı. İnsanların yaşadığı dram ortada. Gemilerden salkım saçak sarkan ve açlıkla burun buruna olan onbinlerce insanın dramını televizyon ekranlarından hep beraber izledik. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, Osmanlı'nın 1915 şartlarında gerçekleştirdiği yer değiştirme uygulaması, son derece düzenli, insani ve can kaybının en az olduğu bir sevk ve iskan uygulamasıdır.

Genç Alperen - Ermeni iddialarına göre tehcir, sizin deyiminizle yer değiştirme uygulaması sırasında yüzbinlerce, hatta kimi kaynaklara göre 1.5 milyon Ermeni'nin soykırıma tabi tutulduğu iddia ediliyor. Bu konuda ne gibi bilgilere ulaştınız?

H. Tek - Bu konuyla ilgili en teferruatlı bilgiler, belgeleriyle birlikte TTK Başkanı Prof. Dr. Sayın Yusuf Halaçoğlu'nun az evvel ismini zikrettiğim kitabında mevcuttur. Güya Osmanlılar 1.5 milyon Ermeni'yi soykırıma tabi tutmuşlar vs. Bakın, konu rakamlar olduğu için konuyla ilgili kaynaktan bizzat aktarmak istiyorum; Osmanlı döneminde son nüfus sayımı 1914'te yapılmıştır. Orada Ermenilerin nüfusu 1.221.850'dir. Geriye doğru gidelim; 1906 nüfus sayımında bu rakam 1.120.748, 1893 sayımına göre de 1.001.465'tir. Osmanlı nüfus idaresi 1892 yılında kurulmuştur. Söz konusu nüfus sayımlarının yapıldığı dönemlerde Osmanlı'nın İstatistik Genel Müdürlüğü koltuğunda oturan 5 isimden ikisi Türk, biri Fethi Franco isimli bir Musevi, biri Robert isimli bir Amerikalı, diğeri de Mıgırdiç Şınabyan isimli bir Ermenidir. Dolayısıyla, Osmanlı'nın Ermeni nüfusunu özellikle düşük göstermek gibi bir niyeti asla olmamıştır. Öte yandan, Fransız Sarı Kitabı'na göre aynı dönemde Osmanlı'daki Ermeni nüfusu 1.5 milyon, İngiliz Britannica'ya göre 1.5 milyon, İngiliz yıllığına ise 1 milyondur. Bakmayın siz Ermeni kilisesinin "Osmanlı devletinde 2.5 milyon Ermeni yaşıyordu" dediğine... Bu bilgiler ışığında, Osmanlı nüfus sayımlarındaki rakamlar rahatlıkla baz alınabilir.

Öte yandan yine Sayın Halaçoğlu'nun kitabında belgeleriyle ortaya koyduğuna göre; yer değiştirme uygulaması sırasında yeni yerleşim bölgelerine sevk edilen nüfus toplam 438.758, iskan sahasına varan nüfus ise 382.148'dir. Görüldüğü gibi, ikisi arasında 56.610 kişilik bir fark bulunmaktadır. Göç ettirilenlerle, yeni yerleşim bölgelerine varanlar arasındaki bu 56.610 kişilik fark, belgelerden elde edilen bilgiye göre, şu şekilde ortaya çıkmıştır: 500 kişi Erzurum-Erzincan arasında; 2.000 kişi Urfa Halep arasındaki Meskene'de; 2.000 kişi Mardin civarında eşkıya ve Arap aşiretlerinin saldırısı sonucu katledilmiş, ayrıca bir o kadar, yani yaklaşık 5.000 ve belki de biraz daha fazla kişi de Dersim bölgesinden geçen kafilelere yapılan saldırılar sonucu öldürülmüştür. Bu bilgiler ışığında toplam 9-10 bin kişinin yer değiştirme uygulaması sırasında eşkıyalar tarafından katledildiği tespit edilmektedir. Sayın Halaçoğlu'nun kitabında bu konu ayrıntılarıyla ele alınmakta; kaç kişinin eşkıya baskını, kaç kişinin hastalıktan öldüğü belgeleriyle ortaya konmaktadır. Üstelik Osmanlı, yer değiştirme uygulamasını büyük bir titizlik içerisinde yapmış, dev mali külfetlerin altına girmiştir. Belli bir milleti soykırıma tabi tutmak isteyen bir devlet, bu kadar masrafın altına niye girsin ki?

Genç Alperen - Son sarf ettiğiniz cümle, bir anda röportajımızın seyrini de yönlendirmiş oldu. Osmanlı'nın yer değiştirme sırasında yaptığı harcamalar konusunda ulaştığınız bilgiler nelerdir?

H. Tek - Bu konularla ilgili detaylı bilgiler web sitemizde mevcut. Ancak genel bir rakam vermek gerekirse, Osmanlı yer değiştirme uygulaması için 230 milyon kuruş harcama yapmıştır. O dönemde bir Osmanlı lirasının bugünkü ABD Dolarından çok daha değerli olduğu düşünülürse yapılan masrafın cesameti ortaya çıkacaktır. Osmanlı hükümeti, yer değiştirme uygulaması için bu kadar büyük paralar harcarken, bir yandan da göçe tabi tutulan Ermenilerin devlete ve şahıslara olan borçlarını ya ertelemiş ya da tamamen defterden silmiştir. Bu arada Amerika'dan Ermeni göçmenlere verilmek üzere gönderilen bir miktar para da Amerikan misyonerleri ve konsolosları tarafından Hükümetin bilgisi dahilinde Ermenilere dağıtılmıştır. Bütün bunların belgeleri ve orijinal metinleri, web sitemizde mevcuttur.

Genç Alperen - Sayın Tek, Osmanlı vatandaşı olan bütün Ermeniler tehcir uygulamasına tabi tutulmuşlar mıdır? Şayet tutulmamışlarsa, bunun gerekçesi ve yerleri değiştirilmeyen Ermenilerin sayısı hakkında neler söylemek istersiniz?

H. Tek - Yine Prof. Dr. Sayın Halaçoğlu'nun belgeleriyle ortaya koyduğuna göre yer değiştirme uygulamasına tabi tutulmayan Ermenilerin sayısı yaklaşık 170 bin civarındadır. Osmanlı'nın hangi Ermenileri bu uygulama dışında tuttuğuna gelince; Katolik ve Protestan mezhebinde bulunan Ermenilerin yanı sıra, Osmanlı ordusunda subay ve sağlık sınıflarında hizmet veren Ermeniler ile Osmanlı Bankası şubelerinde ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermeniler, devlete sadık kaldıkları sürece göçe tabi tutulmamışlardır.

Öte yandan, hasta, özürlü, sakat ve yaşlılar ile yetim çocuklar ve dul kadınlar da göçe tabi tutulmamış, yetimhaneler ve köylerde koruma altına alınarak ihtiyaçları karşılanmıştır. Erkekleri göçe tabi tutulan veya başka gerekçelerle yanlarında bulunmayan velisiz aileler ise, Ermeni dışında yabancı bulunmayan köy ve kasabalara yerleştirilmişler, geçimleri de devlet tarafından Göçmen Ödeneği'nden sağlanmıştır. Bütün bunların belgeleri de mevcuttur.

Bahsetmeden geçemeyeceğim; yer değiştirme uygulamasının bir başka ince noktası, göç ettirilen Ermenilerin geride bıraktıkları menkul ve gayr-ı menkullerin durumudur. Bu hususlardaki uygulamalarını da tıpkı diğer uygulamalarında olduğu gibi kanunlara ve genelgelere dayandıran Osmanlı, göçe tabi tutulan Ermenilerin bozulabilir malları, hayvanları ve işletilmesi zorunlu olan imalâthanelerini, oluşturduğu komisyonlar aracılığıyla açık arttırma ile satmış ve paralarını sahiplerine yollamıştır.

İşi bu denli incelikle ele alan bir devletin, yerlerini değiştirdiği insanları soykırıma tabi tutmak gibi bir kastı olabilir mi?

Genç Alperen - Sayın Tek, dilerseniz biraz da meselenin arka planına temas edelim. Ermeni meselesi nasıl ortaya çıkmıştır?

H. Tek - Bu sorunuza geçmeden önce şunun altını çizmek istiyorum: Türkler ile Ermeniler tarih boyunca gerçekten barış ve huzur içerisinde yaşamışlardır. Selçuklular Anadolu'yu fethettiklerinde Bizans zulmü altında inleyen Ermeniler, Türkleri bir kurtarıcı gibi karşılamışlardır. Ermeni tarihçilerinin, özellikle Urfalı Meteos'un kitapları bunun örnekleriyle doludur. Osmanlı döneminde bu dostluk daha da pekişmiş, Saray tarafından Ermeniler için "millet-i sadıka" sıfatı kullanılmıştır. Fatih Sultan Mehmet döneminde ise, Ermeni cemaatinin din ve vicdan hürriyeti en üst düzeyde verilmiş, dini ve sosyal faaliyetlerini yönetebilmeleri için de Ermeni Patrikliği kurulmuştur. Bir dine mensup bir padişahın, bir başka dine mensup bir millete böyle bir kapı açması, tarihte ender görülen ve belki de eşine hiç rastlanılmayacak bir uygulamadır. Öte yandan Osmanlı döneminde askerlikten muaf tutulan ve kısmen vergi muafiyeti tanınan Ermeniler, Osmanlı'nın en zengin cemaatlerinden biri haline gelmişlerdir. Ayrıca Ermeniler, idari mekanizmalarda önemli görevlere yükselme fırsatını elde etmişlerdir. Bu nedenle 19. yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlı devleti için bir Ermeni sorunu söz konusu bile değildir.

Ermeni sorununun esas nerede başladığına gelince; Osmanlı devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa'nın müdahalesine maruz kalınca, Türk - Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma dönemi başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı devletini bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermenileri Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir; bu amaçla dayattıkları "ıslahat" hareketleri ile Osmanlı'nın iç işlerine karışmışlardır. Ve tabii ki, Ermenileri Osmanlı yönetimine karşı kışkırtmışlardır. O dönemde Ermenileri Osmanlı'ya karşı kışkırtan bir başka önemli kurum Ermeni kiliseleridir. Böylece Ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.

Islahat Fermanı'yla birlikte müslümanlarla eşit statüye getirilen ve böylece ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler, 1877 - 1878 Osmanlı - Rus Savaşı sonunda, Rusya'dan "işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını" istemişlerdir. Osmanlı-Rus savaşının ardından imzalanan Ayastefanos Anlaşması'nda Ermeni talepleri ilk kez bir anlaşma maddesine konu olmuş ve belgelenmiştir. 1878'de toplanan Berlin Kongresi sonunda imzalanan Berlin Antlaşması'nda ise, Ermenilere yönelik ıslahat konusu yeniden gündeme gelmiş ve anlaşma maddesi halinde belgelenmiştir. Burada altı çizilmesi gereken nokta, Berlin Antlaşması'yla birlikte Türk - Ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin müdahale edebilmesi hakkının doğmuş olmasıdır.

Böylece Ermeniler, bölgeye yönelik çıkar hesapları bulunan ülkeler tarafından kullanılmaya başlanmışlardır. Özetle, İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni Sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı Devleti'ni yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır.

Genç Alperen - Bilindiği gibi 24 Nisan Ermeniler tarafından sözde Ermeni soykırımı günü olarak anılıyor ve dünya kamuoyuna da böylece aksettiriliyor. 24 Nisan'da neler olmuştur? Bu konudan kısaca bahseder misiniz?

H. Tek - 24 Nisan'ın "soykırım" günü olarak ilan edilmesi bile Ermenilerin gerçek niyetini ortaya koymaktadır. 24 Nisan'da soykırım diye bir şey yoktur. 24 Nisan, 27 Mayıs 1915 tarihli Sevk ve İskan Kanunu öncesinde Osmanlı'nın aldığı bir emniyet tedbirinden başka bir şey değildir. Rusya ve İngiltere koruması altında Anadolu'nun çeşitli yerlerinde ve özellikle Doğu Anadolu'da çeşitli isyan ve katliamlar yapan Ermenilere yaptığı ikazlardan sonuç alamayan Osmanlı, topraklarında faaliyet gösteren Ermeni komitelerini kapatma kararı almıştır. Bu karar çerçevesinde de 24 Nisan 1915'te 2345 Ermeni komitacı devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklanmıştır. 24 Nisan'da bütün olup biten bundan ibarettir. Ne bir soykırım vardır, ne de bir katliam. Ancak, 24 Nisan Ermeniler için gerçekten önemlidir. Zira, Anadolu'nun dört bir yanındaki bütün isyan ve katliamlar, 24 Nisan'da kapatılan komiteler ve tutuklanan komiteciler tarafından organize edilmekteydi. Böylece, Ermeni komitelerinin beyin kadrosu etkisiz hale getirilmiş oldu.

Genç Alperen - Ulaştığınız bilgilere göre hemen her Ermeni iddiası yalanlanıyor. Üstelik siz, bütün söylediklerinizin belgelerle sabit olduğunu söylüyorsunuz. Bu belgelere Ermenilerin ve onlara destek veren diğer ülke araştırmacılarınız ulaşma şansı yok mu? Osmanlı arşivleri kapalı mı?

H. Tek - Hayır, Osmanlı arşivleri kapalı değildir. Bilakis 1925'ten bu yana açıktır ve ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere ve İsrail'in yanı sıra, Arjantin, Mısır, Tunus gibi daha pek çok ülkeden binlerce araştırmacı orijinal belgelere ulaşmışlardır. Hangi ülkeden kaç kişinin Osmanlı arşivlerinde araştırma yaptığı konusundaki rakamlar ve belgeler için web sitemize bakmak yeterlidir. Öte yandan, Genelkurmay ATESE Başkanlığı ve Başbakanlık da günümüz Türkçesi ve İngilizce olarak Osmanlı arşivlerini yayınlamaktadırlar.

Genç Alperen - Şimdiye kadar konuştuklarımız çerçevesinde sormak istiyoruz; sizce, Ermenilerin bütün bu iddialarının ardında ne var? Ne elde etmek istiyorlar?

H. Tek - Ona geçmeden önce, Ermenilerin özellikle 1973-1985 yılları arasındaki yeni terör dönemine dikkat çekmek isterim. Ermeniler, 1915'teki yer değiştirme uygulamasından beri pek çok iddia dile getirdiler ve bu iddialarını dünya kamuoyuna duyurabilmek için de hep kanlı eylemlere baş vurdular. Bu eylemler, Birinci Dünya Savaşı ve hemen akabinden başlayan Türk İstiklal Harbi döneminde isyan ve katliamlar şeklindeydi. O dönemi anlatan Ermeni kaynakları, yapılan eylemlerin tamamen propagandaya yönelik olduğunun altını çizerler. Zira, öldüre öldüre bir milleti yok etmenin ve amaca ulaşmanın mümkün olmadığı ortadadır. Bu açıdan bölücü PKK terörü ile Ermeni terörü arasında önemli benzerlikler vardır.

21 Temmuz 1905 tarihinde Sultan II. Abdulhamid'e yönelik Yıldız suikastinden 68 yıl sonra, 1973'te Los Angeles Başkonsolosumuz Mehmet Baydar ile Konsolos Bahadır Demir'in bir Ermeni tarafından katletmesiyle yeni bir terör dönemi başlamıştır. Ermeni terör örgütü ASALA'nın önderliğinde başlayan bu dönemde, Türkiye'nin dış temsilciliklerine yönelik 100'ün üzerinde silahlı ve bombalı saldırı meydana gelmiştir. Bu saldırılarda 42 diplomatımız şehit olmuştur. Bu tür saldırıların en yoğun olduğu yıllar 1980-84 dönemidir. Bu tarihten sonra bilindiği gibi bölücü terör örgütü PKK sahneye çıkmıştır. PKK'nın öne çıkması tesadüfi değildir; Bekaa ve Zeli kamplarında ASALA ve PKK militanlarının birlikte eğitim gördükleri belgelerle sabittir. Bildiğiniz gibi malum süreç, terörist Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının ardından sona ermiştir. Ancak yine bildiğiniz gibi, Öcalan'ın yakalanmasının hemen akabinde bu kez Ermeni diasporası harekete geçmiş ve sözde soykırım iddialarını çeşitli ülke parlamentolarından geçirme çabalarına girişmişlerdir.

Şimdi asıl sorunuza geliyorum; Ermeni terörünün amacı, sözde Ermeni soykırımı iddialarını ve Ermenilerin taleplerini dünya kamuoyuna duyurmaktır. Nihai hedef ise, "Büyük Ermenistan" rüyasını gerçeğe dönüştürmektir. Konunun uzmanları Büyük Ermenistan idealine ulaşma yolundaki Ermeni planlarını "Dört T Planı" şeklinde adlandırmaktadırlar.

Genç Alperen - Nedir Dört T Planı? Açıklar mısınız?

H. Tek - Tanıtım, Tanınma, Tazminat ve Toprak kelimelerinin baş harflerinden oluşan Dört T Planı, dört aşamadan oluşmaktadır. İlk aşama, terör ve başka yöntemlerle sözde soykırım iddialarını tüm dünyaya tanıtmaktır. İkinci aşama, ilk aşama sırasında uluslar arası kamuoyunda oluşacak olan baskıyı kullanarak sözde iddiaların Türkiye tarafından tanınmasını sağlamaktır. İddialar Türkiye tarafından kabul edildikten sonra artık tazminat talepleri gündeme gelecektir. Nihayet dördüncü aşamada ise, Ermeni Anayasası'nda bile "Batı Ermenistan" olarak zikredilen Doğu Anadolu bölgesinin Ermenistan topraklarına katılması konusu gündeme getirilecektir. Böylece Büyük Ermenistan ideali gerçekleşmiş olacaktır. Bütün hesap budur.

Genç Alperen - Sayın Tek, Türkiye ve dünya gündemine damgasını vuran önemli bir konu hakkında vermiş olduğunuz bilgiler için size, böylesine önemli milli bir meselemiz hakkında internet üzerinden site açan FORSNET'e Genç Alperen okuyucuları adına teşekkür ediyor ve eğer vermek istediğiniz son bir mesajınız varsa onu almak istiyoruz?

H. Tek -Verdiğiniz bu son fırsatı, konunun can damarını oluşturan bazı konularda kısa bir genel değerlendirme yaparak kullanmak istiyorum. Soykırım iddialarına temel oluşturan yer değiştirme uygulamasıyla Osmanlı, sömürgeci bazı devletlerin ve onların maşası olan Ermenilerin hayallerine önemli bir darbe vurmuştur. Bu uygulamayı 27 Mayıs 1915 tarihli bir kanuna dayandıran Osmanlı, attığı her adımın belgesini tutmuştur. Kimlerin göçe tabi tutulacağı, göçmenlerin yeni yerleşim bölgelerine nakledilmeleri sırasında alınan önlemler, göçmenlerin geride bıraktıkları menkul ve gayr-ı menkullerinin akıbeti, göçe tabi tutulmayanlar arasında yer alan kadın, çocuk, sakatların korunması ve iaşelerinin sağlanması gibi pek çok konu, çıkarılan emir yazılarıyla düzenlenmiş ve tarihe önemli notlar düşülmüştür. Tekrar altını çizmek istiyorum ki, konuyla ilgili araştırmalar yapan uzman tarihçilerimizin derledikleri bilgilerden FORSNET olarak bizim çıkardığımız sonuç; yer değiştirme uygulamasının tüm zamanların en başarılı ve en insancıl sevk ve iskan hareketi olduğudur.

Şimdiye kadar bahsedilen şekliyle tehcir, bizim tanımlamamıza göre "yer değiştirme" uygulaması asla bir soykırım hareketi değildir. 1948 yılında imzalanan BM Sözleşmesine göre soykırım, ırk, milliyet ve din farklılıkları nedeniyle insan gruplarının planlı bir devlet politikasıyla yok edilmesi durumları için geçerlidir. Attığı her adımı kanun, genelge ve emirlere dayandıran Osmanlı'nın böyle bir niyetinin olmadığı belgeleriyle sabittir.

Soykırım denince akla, Nazilerin II. Dünya Savaşı boyunca Yahudilere, diğer etnik gruplara ve sakatlara karşı giriştikleri ve milyonlarca insanın canına mal olan kitle kıyımları gelir. Soykırım denince akla, Fransızların 1954-1962 yılları arasında Cezayir'de en az 1 milyon Cezayirliyi katletmeleri gelir. Soykırım denince akla, 1965-1966 yıllarında Endonezya ordusunun bir milyon komünisti ve ailelerini öldürmesi gelir. Soykırım denince akla, 1975-1979 yılları arasında Kamboçya'da Kızıl Kmerler'in 2 milyona yakın Kamboçyalı'yı katletmeleri gelir. Soykırım denince akla, 1994'de Ruanda'da 500.000 Tutsi'nin, Hutular tarafından öldürülmesi gelir. Ve nihayet soykırım denince akla, 1991'den sonra Bosna-Hersek ve Kosova'da binlerce Müslümanın Sırplar tarafından vahşice katledilmesi gelir. Soykırım suçu, gerçek anlamda bu olaylarda işlenmiştir.

Sonuç olarak; Ermeni sorunu, Osmanlı devletini parçalayarak çıkarlarına ulaşmayı amaçlayan ülkelerce ortaya çıkarılan, bugün ise Türkiye'yi parçalamaya yönelik bir program dahilinde ilerleyen sun'i bir problemdir. Türkiye'nin bu haklı davası başta Türkiye'yi yönetenler olmak üzere, basın-yayın organları ve sivil toplum teşkilatları tarafından tüm dünyaya anlatılmalıdır. Bu çerçevede, derginizin böylesine önemli bir milli dava için sayfalarını ayırmasını takdirle karşılıyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Gaziantep Alperenlerinin Adres Bilgileri
Adres : Bey Mahallesi A. Edip Caddesi No:5 Şahinbey / GAZİANTEP
Son Güncelleme Tarihi : 11.05.2009
|
|
Gaziantep Alperen Ocakları © 2005 - 2009 |     Designed by YusufAli
Tüm Hakkı Gaziantep Alperen Ocaklarına aittir.