Post Kolonyal Bir Darbe: 28 ŞUBAT
İttihat ve Terakki ile başlayan ittihatçı, otoriter gelenek 28 Şubat muhtırası ile
karşımıza çıkmıştır. Bugün iktidarda olan hükümette, askeri vesayet altındaki bir iktidardır.
Ülkenin kaderi parlemento ve hükümetin değil MGK aracılığı ile Ordunun elindedir.
Hükümetin fiili proğramı aslında esaslarını MGK 'nin kararlaştırdığı bir proğramdır.
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan itibaren devletin resmi ideolojisi
"Kemalizm" olmuştur. İdeolojik, siyasal, sınıfsal karakteri
ile 77 yıldır devlet ve millet hayatında hakim ve etkili.
Çok partili siyasi hayata geçilmesinden bu yana on yılda bir askeri müdahale yapıldı.
Darbelerin gerekçesi "hep kemalizm" idi. Askeri müdahaleler her seferinde ülkede
demokrasinin gelişmesine darbe vurdu. Askeri, bürokratik otorite her zaman sivil otoritenin
üstünde oldu.
124 yıllık "1876-2000" meşrutiyet, cumhuriyet,
demokrasi anaforunda karşımıza hep buhranlar ve darbeler çıkmıştır. Bunun en son
örneklerinden biride adına "askerler tarafından" 28 Şubat (post modern darbe
denilen muhtıra) ile yaşadık.
Türkiyedeki demokrasi önündeki en büyük engellerden
biri olan "darbeler" baktığımızda sivil görünümlü otoriter, totaliter
diktatörlüğün konsolide edildiği dönemlerde karşımıza çıkmıştır.
"Askeri vesayete" dayanan darbelerin temelinde yatan ideolojik düşünce,
"laikçi bürokratik Kemalizm" 'dir.
İttihat ve Terakki ile başlayan ittihatçı, otoriter
gelenek 28 Şubat muhtırası ile karşımıza çıkmıştır. Bugün iktidarda olan hükümette,
askeri vesayet altındaki bir iktidardır. Ülkenin kaderi parlemento ve hükümetin değil
MGK aracılığı ile Ordunun elindedir. Hükümetin fiili proğramı aslında esaslarını
MGK 'nin kararlaştırdığı bir proğramdır.
Toplum mühendislerince post modern darbe olarak adlandırılan
28 şubat eğer post bir isim vermek gereikyorsa ülke için örtüsüz " post
kolnyal" bir darbedir. yani 28 Şubat kendi halkını sömürge gören milli, tarihi,
kültürel ve sosyal değerleri yoksayan, kendilerinimillete rağmen vazgeçilmez gören
koloni valisi mantığının depreşerek hortlamasıdır.
ANAYOL HÜKÜMETİNİN KURULUŞU
25 Aralık 1995 Seçimlerinde hiçbir parti salt çoğunluk
276 milletvekili bularak tek başına iktidar olam imkanını elde edemedi. Seçimlerden
yine koalisyon hükümeti tablosu çıkmıştı. Seçimlerden RP birinci parti olarak çıktı.
Doğal olarak cumhurbaşkanı Demirel hükümet kurma görevini birinci parti olamsı
sebebiyle RP genel başkanı Erbakan' a verdi. Erbakan ilk görüşmesini Çiller 'le yaptı.
Fakat Çiller teklifi reddetti. DYP grubunda bu konuyla ilgili şunları söyledi:
"Erbakan'ın hükümet kurmak için veremeyeceği taviz yok Siyasi tarihimizin en en
parlak oportünisti Erbakan'dır. Erbakan'la bizi bir koalisyona kimse zorlayamaz. Refah '
ateslim olmam. Ülkem satılık değildir. (Sabah, 20.01.1996)
Erbakan daha sonra Mesut Yılmaz 'la görüştü. ANAP, RP
ile koalisyona daha sıcak yaklaşmıştı. bunda da ANAP içindeki eski MSP kökenli
milletvekillerinin etkisi vardı. Fakat Erbakan-Yılmaz görüşmeleri bir koalisyon
protokolü hazırlama noktasına gelmişken araya 9 günlük Ramazan tatili girmesini müteakiben
Mesut Yılmaz başka bir telden konuşmaya başlayacaktı. RP-ANAP hükümeti üst düzey
kuvvet komutanlarından birisinin Yılmaz ile gizli bir görüşme yaparak Ordu'nun görüşünü
yansıtmasıyla RP-ANAP hükümeti gerçekleşmedi.
TSK, ANAP üzerinde etkili olmuştu. RP'li bir hükümeti
değil (ANAYOL) DYP-ANAP koalisyonunu istiyordu. Başta TSK olmak üzere, tekelci sermaye,
çıkar çevreleri de RP'li bir hükümete karşıydı. RP ye açıkca tavır alanlar ABD-İsrail
ve AB üyesi ülkeler de vardı. Mesut Yılmaz Fransa gezisine çıktığında görüştüğü
Fransa Cumhurbaşkanı Jacque Chirac, Yılmaz 'a hitaben "irandaki hatamızı
tekrarlamayacağız. Refahın iktidarına izin vermeyeceğiz" demiş. (Zaman,
26.6.1996) Avrupa Konseyi Parlamento Meclis Başkanı Lemi Ficher de "Refah
Partisinin iktidara gelmesi Avrupa Konseyini endişelendirir" sözlerini sarf etmişti.
(Zaman, 26.6.1996).
İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Veizmanda Jerusalem Post
gazetesi muhabirinin "Türkiye de İslamcılar iktidara gelirmi ?" sorusuna şu
cevabı vermişti.: "Süleyman Demirel 'i çok iyi tanırım. Benim tanıdığım
Demirel, ne yapıp edip, İslami bir partinin iktidara gelmesine geçit vermeyecektir.
Zaten ordunun da elini kolunu kovuşturup gelişmeleri izlemekle yetineceğini sanmıyorum."
(Akşam, 14.6.1996)
En sonunda iç ve dış seküler güçlerin dediği olmuş
Nisan 1996 başlarında Mesut Yılmaz'ın başbakanlığında dışarıdan DSP 'nin
desteklediği ANAP-DYP hükümeti ANAYOL kuruldu ve böylece RP devre dışı bırakıldı.
İngilterede yayınlanan The Guardian gazetesinde ANAYOL 'a destek çerçevesinde şu sözler
söyleniyordu. "Anayol 'un Batı yanlısı ve Laik Türkiye Cuhuriyetinde ilk
kez iktidara gelecek olan İslamcı bir partinin önünü keserek oluşması tarihi bir
olaydır. İslamcı Rp 'nin iktidar olma şansının ortadan kaldırılmasıyla Batı Hükümetleri
rahat bir nefes almıştır. (Y Şafak 8.3.1996)
ANAYOLUN YIKILIŞI VE RAFAHYOLUN KURULUŞU
Anayol koalisyonu merkez sağın iki partisi arasında ölü
doğmuş, bu bir nevi zoraki nikah olmuştu. Çünkü birbirlerini harcayarak merkez sağın
tek lideri olamk isteyen Çiller ve Yılmaz arasındaki çekişme "Zaten Çiller zor
ikna edilerek koalisyon başbakanlığı Mesut Yılmaz 'a verilmiş Çiller de bunu
büyük fedakarlık olarak nitelendirmişti." fakat içten içe başlayan çekişmeler
Anayol 'un kısa ömürlü olmasına yol açtı. İki parti liderinin meclis gündeminde
olan yolsuzluklar ve soruşturma önergeleri konusunda anlaşamama nedeniyle Anayol üç
ay sonra bozuldu.
Anayol'un sonunu getiren bir diğer hadise de hükümetin güvenoyu
alma hususundaki anayasal usulsüzlüktü. Deniliyordu ki, hükümetin güveboyu
alabilmesi için 550 milletvekili salt çoğunluğu olan 276 oy alması gerekir. Halbuki
Anayol hükümeti DSP 'nin oylamaya katılmayarak destek verdiği oylamada 261 oy alarak
"güvenoyu almış" sayılmıştı.276 rakamını bulamadıpından bu anayasaya
aykırı idi. RP; düzeltilmesi için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuş, 14 Mayıs 1996 'da
karar RP'nin lehine çıkınca Anayol için yeni bir güven oylaması zorunluluğu doğmuştu.
|