|
Ülkücü Şehit Mustafa YILDIRIM...
Gümüşhane'nin Kale ilçesine bağlı Gümüşlük köyünden olup 30 yaşındaydı. İstanbul, Bakırköy-Parseller’de bakkallık yapıyordu. Evli ve 4 çocuk babasıydı. Olay günü, sabahleyin namazını kıldıktan sonra açtığı bakkal dükkanında tesbih çekerken içeri giren komünist militanlar tarafından kurşunlanarak şehit edildi. Militanların kaçarlarken bıraktıkları bombanın infilaki neticesi bakkal dükkanı da harap oldu. İşyerine daha önce 3 kere bombalı saldırı yapılmıştı.
MUSTAFA HOCA’NIN DİLİNDE ZİKİR GÖNLÜNDE ALLAH VARDI...
Gecenin karanlığını parçalayan korkunç patlama sesi bütün mahalleyi uyandırmıştı. Ses ve sarsıntının şiddetiyle derin uykulardaki aile halkı korkuyla yataklarından fırladılar. 4 katlı koca bina, top mermisi yemiş gibi bir müddet sarsak ritimde titremiş ama nasıl olduysa yıkılmamıştı.
Parseller, Malta Durağı’ndaki Yıldırım’lara ait bu bakkal dükkanının kundaklanması, memleketi saran kanlı savaşın artık bu gecekondu muhitine de sıçradığının ilk işaretleriydi.
Mahallenin eskilerinden olan Yıldırım ailesi, Gümüşhane’nin Kale ilçesine bağlı Gümüşlük köyünden göçmüşlerdi buraya. İnanç ve törelerine sıkı sıkıya bağlı bu insanlar, İstanbul’da da büyük aile geleneğini bozmamış, dede-baba-torun hep bir arada yaşıyorlardı.
İkinci Dünya Savaşı sırasında iyice fakirleşen ve 1950’li yıllarda hala belini doğrultamayıp yokluklar içerisinde kıvranan Yıldırım ailesi, babanın gurbet kararı vermesi üzerine önce Erzurum’un Hınıs ilçesine göçtü. Burada bir müddet kalan aile fertleri karın doyurmak için kuru ekmekten başka bir şey bulamayınca 1970’li yılların başında kendilerinde ayrılıp İstanbul’a yerleşen oğulları İbrahim’in peşi sıra gitme kararı aldılar.
1972 yılında dağ başı sayılan Parseller, bir avuç insanın yaşadığı tenha bir yerdi. İşte bu bir avuç insanın din gayreti ile bir de cami yapılmıştı. Yıldıztepe'de imamlık yapan İdris Hoca’nın marifetiyle daha sonraları mahallede kocaman bir cami daha yapıldı. Anadolu’yu Türkleştiren ve vatan yapan Türkmen Dervişleri gibi, inançlı bir kaç ailenin camilerin etrafında kenetlenmesi ile Parseller, adım adım yeni bir yurt köşesi oluyordu.
Hınıs’ta kaldıkları yılları, askerden geldikten sonra Mezre köyünde imamlık yaptığı günleri hiç unutmazdı Mustafa Hoca... Daha genç yaşında açlığı görmüş, yoklukla savaşmayı öğrenmişti... Bu sebeple, babası ve ağabeği ile birlikte Parseller’de yaptıkları evin altına, bir müddet sonra bakkal dükkanı açarak, ailesinin kısıtlı bütçesine katkıda bulunacaktı. Böylelikle bir iş kurduğu gibi, kendi çalışacağı ortamı da oluşturmuştu.
Parseller 35. sokak, 17 numara... Altı Mustafa Hoca’nın bakkal dükkanı, üstü Yıldırım ailesinin yuvası… Bu bozkurt otağının duvarları dile gelse de anlatsa bir; acaba burası kaç kere bombalandı, kaç kere kurşunlandı kahpece…
O günlerde Malta Durağı’nda gergin bir sessizlik vardı. Sanki, sabırla avını bekleyen alıcı kuşları, gökyüzünde bitimsiz daireler çizerek dolaşıyorlardı. Eve de bir huzursuzluk hakimdi. Evin gençleri, mahallenin ve evlerinin basılacağı yolunda, çevreden duydukları haberler karşısında tedbir olsun diye ellerinde av tüfekleriyle sabahlara kadar evin çatısında bekliyorlardı. Kardeşi İshak’a
-Bu gece mutlaka gelecekler, diyordu Remzi.
Gene uzun bir kış gecesinde, soğuktan donduran rüzgarlara aldırmayan kardeşler, çatıda ölüm nöbeti beklediler. Kara bulutların görmelerine müsaade etmediği günün doğuşundan ancak Ulu Cami’den yükselen ezan sesiyle haberdar oldular. Artık nöbet bitmişti. Çünkü, amcaları Mustafa Hoca, mutadı üzere ezandan önce kalkmış ezan sesiyle beraber namaza durmuştu. Hemen çatıdan aşağı inip sıcak yataklara girerlerken az sonra olacakları bilmeleri elbette mümkün değildi.
Az önce gelen ekmek arabasının sesini duyunca pencereden bakan hanımı, namazını bitiren Mustafa Hoca’nın elinde tesbihle evden çıktığını farketmemişti bile. Bakkal dükkanını açıp hafifçe çiseleyen yağmurda ıslanmasınlar diye aceleyle ekmekleri içeri alan Mustafa Hoca, kasanın arkasındaki koltuğa oturmuş, huşu içinde tesbihi çekiyordu ki, içeri giren abus suratlı iki kişi kendisine doğru yönelttikleri silahlarını ateşlediler.
Ardı arkası kesilmeyen bir tarraka sabahın soğuk sessizliğini yırtarken, Mustafa Hoca’nın dudaklarından dökülen "Allah" nidası cılız bir hakırış olarak semada asıldı kaldı.
Okula göndermek için çocukları kaldıran hanımı, dükkandan gelen silah seslerini duyunca şuursuzca koşmaya başlamıştı. O daha merdivenlerdeyken korkunç bir patlama oldu. Sarsılan koca binanın merdivenlerinden zorla aşağı inip herkesten önce dükkana girdi. Ardından bütün gece nöbet bekleyen gençler ve diğer aile fertleri uyanıp koştular aşağıya.
Sabahın ilk saatlerinde Mustafa Hoca’yı şehit eden bu alçakların yaptıkları yetmezmiş gibi bakkalı terk ederlerken kapının yanına bıraktıkları bombanın patlamasıyla dükkan paramparça olmuştu. Toz duman içinde kalmış, göz önü görülmez haldeki dükkana girenler, elinden bırakmadığı 99’luk tesbihi ve kafasındaki kurşun yaralarından akan kanlar içindeki Mustafa Hoca’yı arkasına kaykılmış bir vaziyette koltukta otururken buldular. Hemen oracıkta ruhunu teslim etmişti Mustafa Hoca.
Geride taze bir gelin ile 4 yetim bırakan rahmetlinin cenazesi, Yıldıztepe Camii’nde cenaze namazı kılındıktan sonra Ulu Cami'nin yanı başındaki Parseller Mezarlığı’na defnedildi. Ruhu şad olsun.
|