for
english, press 9
01
ekim 2002
pano:
cogito'nun
son sayısı, "wittgenstein:
sessizliğin grameri"
adını taşıyor. aslında
"susku'nun grameri"
olacaktı, ama editörü
"susku" sözcüğünü
bilmiyormuş. zaten
"serimlemek"
sözcüğünü de bilmiyordu.
neyse, derginin giriş
yazısından bir bölümü
aşağıya alıyorum bu hafta.
şefin
salatası:
Wittgenstein'ın
Analitik Geometrisi
->
Felsefe yapmamak: felsefenin
nasıl yapılabileceği hakkında
felsefe yapmak.
"Geri
kalanı, olsa olsa
metafiziktir" – bir
cesaret gösterisi.
Savaşın, ekonomik
yıkımın ortasında, bir
yangın yerine dönmüş
dünyada, yağmurla birlikte
yağan sorulara yanıt
aramayı gayrımeşru saymak
ve soruların nasıl
sorulması gerektiğine
yoğunlaşmak, cesaretten
başka birşey olabilir mi?
Bir
merdiven olarak felsefe:
önermesi yasak olan
önermeler: üzerine
çıkıldıktan sonra
tekmelenecek bir merdiven.
"Jerry" olarak
Wittgenstein: boşlukta
asılı kalan ama koşmayı
sürdüren çizgifilm
kahramanı.
Felsefeyi,
bittiği için bırakan
kişi, ne yapar?
Dönebileceği bir felsefe
kurar herhalde.
-›
Mantık oyunları. Keskin bir
silsile kavrayışı. İç
tutarlılık: temel içgüdü.
Frege,
Russell, Schopenhauer, ama
ayrıca Kant. Kaçınılmaz
elbette: matematik ve
geometriden alınacak
çatı-iskelet tasarımı
ilhamından.
Beynin
işleyişi noktasında da:
Freud. Matematikten
uzaklaşma.
->
Kendini bilmek: kendini dile
getirmek: kavrayışın ve dilin
paradoksları.
Solipsizme
yatkı. Kişiye özel dil
tasarımları. İletişimin
çatladığı nokta.
Aracısız konuşamama: kendi
hakkında söz alamayan
kişinin değneği.
Hiç
başı ağrımamış bir
insan, baş ağrısını
nasıl bilebilir? Bir gün
başı ağrıdığında,
bunun baş ağrısı
olduğunu nasıl bilebilir?
Ama
biliyor.
-›
Dil'in ne'liği üzerine: bir
resim kuramı.
Masa
da masa mıymış?: Adlar,
herkes için aynı nesneleri
mi çağrıştırır –
beyne aynı resmi mi
çağırır?
Dil,
adlardan ibaret olabilir mi?
->
Dil'in ne'liği üzerine, 2:
mantıktan dilbilgisine geçiş.
Bir
oyun olarak dil. Kuralları
doğal zorunluluktan değil,
yapay ve keyfi, ama tarihsel
bir katmanlılığın
getirdiği (dilediğinde de
değiştirdiği)
zorunluluktan dolayı: öyle.
-›
Fikir değiştirme ahlakı. Belki
de değiştirmemiştir.
-›
Yayımlamamak. Sürekli yazmak,
yeniden, yeniden yazmak, kopyalar
çıkarmak, düzeltmek,
değiştirmek, açmak, kapatmak,
ama yayımlamamak.
İkircik
mi? Mükemmellik hırsı mı?
Kendi çizgisinin gerisine
düşme korkusu mu?
"Sistem" uzmanı
bir beynin, aşırı
sistemden sistemsizliğe
kaydığı doğru mu? Kendi
çizdiği yapıda tutsak bir
mimar.
-›
Kesinlik: mümkün müdür? Bu
dünyada? İnanmak mümkünse,
belki.
|