02
nisan 2002
pano:
r
çıkmak üzere - siperlere girme
vaktidir. 1985-2001 arası
yazdığım öykülerin neredeyse
tamamı bu ciltte toplanıyor;
yayıncısı okuyanus. neden
"r"? diye soracaklar
olabilir - bkz. "r".
kitapta ayrıca herhalde kimsenin
bilmediği ilk öyküm "the
window" da yer alıyor -
siteye kıyak geçmiş olduğum
ve bu süper atlatma edebiyat
olayını burada yayınladığım
bazılarınızın gözünden
kaçmamıştır.
bu
haftanın salatası, shirley
jackson'ın ilk öyküsü.
şefin
salatası:
"Önce
Siz, Sevgili Alphonse" -
Shirley Jackson
Bayan
Wilson tam fırından zencefilli
ekmeği çıkarıyordu ki,
Johnny'nin dışarıda biriyle
konuştuğunu duydu.
"Johnny,"
diye seslendi, "geç
kaldın. Gir içeri de yemeğini
ye."
"Bir
dakika anne," dedi Johnny.
"Önce siz, sevgili
Alphonse."
"Önce
siz, sevgili Alphonse," dedi
başka bir ses.
Bayan
Wilson kapıyı açtı.
"Johnny," dedi,
"hemen bu dakika içeri
giriyorsun ve öğle yemeğini
yiyorsun. Yedikten sonra
oynarsın."
Johnny
onun ardından sallana sallana
içeri girdi. "Anne,"
dedi, "Boyd'u getirdim
yemeğe."
"Boyd
mu?" Bayan Wilson bir süre
düşündü. "Boyd’la
tanıştığımı sanmıyonım.
Madem davet etmişsin, çağır
içeri yavrucuğum. Yemek
hazır."
"Boyd!"
diye bağırdı Johnny. "Hey
Boyd, hadi gel!"
"Geldim.
Bunları indireyim de."
"Çabuk
ol dedim, yoksa annem
bozulur."
"Johnny,
arkadaşına da annene da pek
nazik davranmadın," dedi
Bayan Wilson. "Gel otur
Boyd." Boyd'a nereye
oturacağını göstermek için
döndüğünde, karşısında
zenci bir oğlan çocuğu
gördü, Johnny'den daha ufak
tefekti ama aynı yaştaydılar.
Kolları çalı çırayla
doluydu.
"Bunları
nereye koyayım Johnny?"
diye sordu.
Bayan
Wilson Johnny'ye döndü.
"Johnny," dedi,
"Boyd'a ne yaptırdın? Bu
çıralar da ne?"
"Ölü
Japonlar," dedi Johnny,
yumuşak bir sesle. "Yere
dikip tanklarla üzerlerinden
geçiyoruz."
"Nasılsınız
Bayan Wilson?" dedi Boyd.
"Sen
nasılsın Boyd? Johnny bütün
bu çıraları sana
taşıtmasın. Şimdi ikiniz de
oturun ve yemeğinizi yiyin.”
"Niye
taşımasın anne? Çıralar
onun. Onun evinden
getirdik."
"Johnny,"
dedi Bayan Wilson, "hadi
yemeğini ye."
"Olur,"
dedi Johnny. Çırpılmış
yumurta tabağını Boyd'a
uzattı. "Önce siz, sevgili
Alphonse."
"Önce
siz, sevgili
Alphonse," dedi Boyd.
"Önce
siz, sevgili
Alphonse," dedi Johnny.
Kıkırdamaya başladılar.
"Aç
mısın Boyd?" diye sordu
Bayan Wilson.
"Evet
Bayan Wilson."
"Johnny
sana engel olmasın. İş yemek
yemeye geldiğinde sallanıp
durur, sen yemene bak. Karnını
iyice bir doyuracak kadar yiyecek
var burada."
"Sağolun
Bayan Wilson."
"Hadi
Alphonse," dedi Johnny.
Çırpılmış yumurtanın
yarısını Boyd'un tabağına
itti. Boyd, Bayan Wilson'ın,
tabağının yanına haşlanmiş
domates koymasını izledi.
"Boyd
domates yememez ki, değil mi
Boyd?" dedi Johnny.
"Domates
yemez, Johnny. Hem sen
sevmiyorsun diye Boyd hakkında
böyle şeyler söyleme. Boyd
herşeyi yer."
"Yemez
işte," dedi Johnny,
çırpılmış yumurtasına
saldırırken.
"Boyd
büyüyüp güçlü bir adam
olmak istiyor ki çok
çalışabilsin," dedi Bayan
Wilson. "Eminim Boyd'un
babası haşlanmış domates
yiyordur."
"Babam
istediğini yer," dedi Boyd.
"Benimkisi
de," dedi Johnny.
"Bazen neredeyse hiçbir
şey yemez. Ufak tefek bir
adamdır ama. Sineği bile
incitmez."
"Benimkisi
de ufak tefek," dedi Boyd.
"Eminim
güçlüdür ama," dedi
Bayan Wilson. Duraksadı.
"Baban... çalışıyor
mu?"
"Tabii,"
dedi Johnny. "Boyd'un
babası bir fabrikada
çahşıyor."
"Bak
gördün mü?" dedi Bayan
Wilson. "Bunun için de
kesinlikle güçlü olması
gerekir - fabrikadaki bütün o
kaldırıp taşıma işini
düşünsene."
"Boyd'un
babasının bunu yapması
gerekmiyor," dedi Johnny.
"Ustabaşı o."
Bayan
Wilson kendini yenilmiş
hissediyordu. "Annen ne
yapıyor Boyd?”
"Annem
mi?" Boyd şaşırmıştı.
"Bize bakıyor.”
“Yaa.
Çalışmıyor demek?”
"Niye
çalışsın ki." dedi
Johnny, ağzı doluyken.
"Sen de
çahşmıyorsun."
"Gerçekten
haşlanmış domates istemiyor
musun Boyd?”
"Hayır,
sağolun Bayan Wilson," dedi
Boyd.
"Hayır,
sağolun Bayan Wilson, hayır,
sağolun Bayan Wilson," dedi
Johnny. "Boyd'un ablası
çalışacak ama. Öğretmen
olacak."
"Bu
çok iyi bir tutum, Boyd."
Bayan Wilson Boyd'un başını
okşamamak için kendisini zor
tuttu. "Herhalde hepiniz
onunla gurur duyuyorsunuz, değil
mi?”
"Sanırım,"
dedi Boyd.
"Peki
ya öbür kardeşlerin? Herhalde
hepiniz elinizden geldiğince
başarılı olmak
istiyorsunuzdur."
"Yalnız
benle Jean varız," dedi
Boyd. "Büyüyünce ne olmak
istediğimi bilmiyorum
daha."
"Boyd'la
ben tank sürücüsü
olacağız," dedi Johnny.
"Zuum." Johnny'nin
peçete halkası birden tanka
dönüşüp masanın üstünde
ağır ağır ilerlerken Bayan
Wilson Boyd'un süt bardağını
yakaladı.
"Bak
Johnny," dedi Boyd.
"Burası siper. Sana ateş
ediyorum."
Bayan
Wilson uzun deneyimler sonucu
kazanılmış bir hızla,
zencefilli ekmeği raftan alıp
dikkatli bir şekilde tankla
siperin arasına koydu.
"Şimdi
istediğin kadar ye bakalım
Boyd," dedi. "Karnını
iyice doyurmanı istiyorum."
"Boyd
çok yiyor, ama benim kadar
değil," dedi Johnny.
"Ben ondan daha
büyüğüm."
"Çok
büyük değilsin," dedi
Boyd. “Koşuda seni
geçerim."
Bayan
Wilson derin bir nefes aldı.
"Boyd," dedi. İki
çocuk da ona döndü.
"Boyd, Johnny'nin kendisine
biraz küçük gelen giysileri ve
bir paltosu var. Yeni değil
tabii, ama hala tepe tepe
giyilebilir. Benim de birkaç
elbisem var, herhalde annenin ya
da ablanın işine yarar. Annen
bunlardan size bir sürü şey
çıkartabilir, ben de çok
memnun olurum. İstersen sen
gitmeden büyük bir bohça
yapayım, sonra Johnny'yle sen
hemen annene
götürürsünüz..."
Boyd'un
yüzündeki şaşkın ifadeyi
görünce sessizleşti.
"Sağolun,
ama benim yeterince giysim
var," dedi Boyd. "Hem
annemin de dikiş dikmesini
bildiğini pek sanmıyorum,
ayrıca zaten ihtiyacımız olan
şeyleri satın alıyoruz biz.
Yine de çok sağolun."
"Bütün
o eski püskü şeyleri
taşıyacak zamanımız yok
Anne," dedi Johnny.
"Çocuklarla tankçılık
oynayacağız bugün."
Tam
Boyd bir dilim daha alacakken
Bayan Wilson zencefilli ekmeği
masadan kaldırdı.
"Birileri
iyilik edip de giysilerini
verdiğinde çok minnet duyacak
bir sürü küçük çocuk var
Boyd."
"Eğer
istiyorsan Boyd giysileri alır
Anne," dedi Johnny.
"Sizi
kızdırmak istememiştim Bayan
Wilson," dedi Boyd.
"Kızmadım
Boyd. Sadece hayal
kırıklığına uğradım, o
kadar. Bu konuyu artık
konuşmayalım."
Tabakları
masadan toplamaya başladı,
Johnny de Boyd'un elini tutup
kapıya doğru çekti.
"Hoşçakal
Anne," dedi Johnny.
Boyd
bir şüre öylece durup Bayan
Wilson'ın sırtına baktı.
"Önce
siz, sevgili Alphonse," dedi
Johnny, kapıyı tutarak.
Bayan
Wilson Boyd'un "Annen hala
kızgın mı?" diye alçak
bir sesle sorduğunu duydu.
"Bilmiyorum,"
dedi Johnny. "Bazen böyle
acayipleşir.”
"Benimkisi
de," dedi Boyd. Duraladı.
"Önce siz, sevgili
Alphonse."
devamı
için tıklayınız.
|