| |
for
english, press 9
4
şubat 2003
pano:
yeni
bir edebiyat dergisi çıkmaya
başladı: geceyazısı.ilhan
berk'ten levent şentürk'e, üç
kuşak yazar tayfasından
oluşturulmuş bir kadrosu var
derginin. fikir ve uygulama enis
batur'un. dört ayda bir
çıkacak dergi ilginç bir
toplam oluşturuyor şimdiden;
sayılar yanyana gelmeye
başlayınca daha da ilginç
olacak bence. bir tür durum
saptaması bu çünkü -
"belli bir düzey"
tutturmayı hedefleyen, bu
yüzden de bu düzeyi temsil
ettiği düşünülen yazarlarla
ilişkiye geçen dergi, söz
konusu "düzey"in ne
olduğunun, matah birşey oluğ
olmadığının, türk
edebiyatında bugün ne
yapıldığının bir göstergesi
olacak. dergiyi okuyanlar
arasında görüş bildirmek
isteyenleri "geldim,
gördüm, diyeceğim var!"
sayfasına davet ediyorum.
bu
haftanın salatası, geceyazısı'na
verdiğim parçalardan bir
başkası. dipnotuyla birlikte.
şefin
salatası:
guiseppo
cusano'nun "eksiltilmiş
duygular kütüphanesi"nden*
(1850)
117.
Vincenzo,
ömrü boyunca elliyi aşkın
köy değiştirmiş olsa da her
zaman komşusu olmayı
sürdürmüş Marie'nin
kapısını yumruklamak için
elini kaldırdığında, yüzü
en az onunki kadar kırışık
Marie kapıyı açıp
karşısına dikildi.
Gün
henüz ağarmıştı. Vincenzo,
taşındığı her köyde
yaptığı gibi bu köyde de,
meydana yerleştirilmek üzere,
üç metre yüksekliğinde, beş
metre eninde bir Dionysos heykeli
yapmıştı; tahta heykelin
yapımı üç ay sürmüştü,
içki-tanrı-dünya
ilişkilerinin bir alegorisiydi
yapıtı; tüm figürleri, üzüm
salkımlarının taneleri dahil
olmak üzere, ince ince oymuştu
bu süre içinde. Heykel nihayet
önceki gün tamamlanmış, gün
batımında resmi olmayan bir
törenle ve bol şarap
eşliğinde meydana dikilmiş,
Vincenzo huzursuz bir uyku uyumak
için evine dönmüştü.
Gün
ağarmadan kalkıp hızlı
adımlarla meydana gittiğinde,
tahta heykelin, tam da beklediği
gibi, baltayla paramparça
edildiğini, Dionysos'un
kafasının özenle ikiye
yarılmış olduğunu
görmüştü. Daha da hızlı
adımlarla eve dönmüş ama
yolda Marie'ye yetişememişti.
Kapı
açıldığında, “Kafasından
ne istedin?” diye sordu
Marie'ye.
“Değişiklik
olsun dedim,” dedi Marie.
Vincenzo
başka birşey demeden,
hışımla evine girdi,
toplanmaya iyice alışmış
üç-beş eşyasını yeniden
derdest etmeye başladı.
Kulağı, Marie'nin evinden gelen
benzer seslerdeydi.
*Guiseppo
Cusano'nun 1850'de yazdığı Eksiltilmiş
Duygular Kütüphanesi'nde
kitabın iki ana kahramanı,
Cusano'nun iki çocuğuyla aynı
adları taşır: Vincenzo ve
Marie. Karı-koca olan bu ikili,
Urbino'da bir kütüphanenin
yöneticiliğini yapmaktadır;
Corso Garibaldi'ye bakan,
sırtını -cenaze işlerini
düzenleyen Ölüm
Kardeşliği'nin barındığı-
Ölüm Mabedi'ne dayamış
küçük bir binadır burası.
Vincenzo ve Marie,
yüzyıllardır süren bir
geleneği bir sonraki
kütüphaneciye aktarmakla
görevlidir: Eksiltilmiş
Duygular Kütüphanesi'nde,
şehrin ünlü maiolica'larının
(bir tür kalaylı kap) içinde
korunan duygu itirafları
biriktirilmektedir.
Terkedilmişlik, huzur, kıvanç
gibi klasik “ana” duyguların
yanısıra, “sizi seven birine
zarar vermekten zevk
aldığınızı fark ettiğinizde
duyduğunuz öfke” gibi daha
özgül duygular da bu
kütüphanede korunmaktadır.
Brautigan'ın Kürtaj adlı
romanında olduğu gibi, bireysel
başvurular söz konusudur;
kütüphaneye bir “duygu”
anısı bağışlamak isteyenler,
ellerinde metinle gelir, görevli
kütüphaneciler de bu metinleri
okur. Cusano burada fantastik
sayılabilecek bir sıçrama
tekniği kullanarak, her yeni
başvuruda Vincenzo'yla Marie'yi
söz konusu metnin, anlatılan
anının içine sokar, bu ikiliye
o olayı yaşatır. Eğer
karı-koca, bu olayı
“yaşayabilir”, kendi
ilişkilerinin bir parçası
haline getirebilirse metin
kütüphaneye kabul edilir. Bazı
duyguları yaşayamazlar ama,
üzerlerine oturmaz, bir kayma,
bir bozulma çıkar ortaya,
gerçeklik bir anda tanınmaz
hale gelir – o zaman Vincenzo
ve Marie korkuyla ve hızla
oradan uzaklaşır ve duygu
metnini sahibine iade eder.
Onları bu işi yapmaya yönelten
etken, deneyim açlığıdır;
kitabın sonunu getiren de
açgözlülüktür: bir duygu
kurgusunun içinde hapis kalan
çift, kaçamayınca karanlık
bir sonla karşılaşır. Ne var
ki garip bir mimarisi olan
-dışarıdan bakıldığında
kestirilenden çok daha
büyüktür içi, birbiriyle
kesişen onlarca depo koridoru
vardır- ve dünyadaki bütün
duyguları toplamayı amaçlayan
Kütüphane, kendine başka
kütüphaneciler bulur ve
varlığını sürdürür.
|