g yayın grubu - yazarlara koçluk, kitaplara doktorluk...
şefin
salatası:
"edeb" dergileri-3:
kitap-lık - öznel bir monografi denemesi
1993 yazıydı - yapı kredi
yayınları olarak bir buçuk yıl içinde, 40'ı "doğan kardeş"
dizisinden çıkan çocuk kitapları olmak üzere 120 civarında kitap
yayımlamıştık, ama tanıtım, satış, dağıtım sorunlarını aşmakta
zorlanıyorduk. o dönem için öncü sayılabilecek bazı girişimler
tasarlıyorduk (bunların baş mimarı
şahin beygu'ydu) - kitap kulübü, telefonla
sipariş gibi uygulamalardı bunlar - "gavur"da yaygın olarak
kullanılan ama burada bir türlü yerleştirilemeyen teknikler.
bunların dışında bir de tanıtım bülteni hazırlama fikrimiz
vardı, ama bunu sıradan bir bülten gibi değil, zenginleştirilmiş
içeriğiyle bir dergi gibi hazırlamayı düşünüyorduk, üstelik de
ücretsiz dağıtacaktık. ağırlıklı olarak yky kitaplarına yer
verilecek, ama başka yayınevlerinin kitaplarının yanısıra, kitap
dünyasından haberler, denemeler, kısa ama zevkli/neşeli parçalar
da olacaktı içinde. derginin çatısını çatma işi, bu "brief"le
birlikte bana verildi.
bir yandan da dergiye ad bulmaya
çalışıyorduk. tuhaf bir tıkanma yaşıyorduk bu konuda - enis
batur, şahin beygu, mehmet ulusel, turhan ılgaz, samih rifat ve
ben, bir araya gelip duruyor, çeşitli zihin açma teknikleri
uyguluyor ama sonuç alamıyorduk bir türlü. sonunda "kitap-lık"
önerisi turhan ılgaz'dan geldi - açıkçası ben pek ısınamadım bu
ada, ama daha iyisini bulmayı da becerememiştim, o yüzden sesimi
çıkarmadım. sonradan bu tireli yazım lanetinin iyice yayılıp
bezmemize yol açacağını bilseydim, çıkarırdım herhalde.
dergiyi oluştururken, ilk sayfasından
sonuna kadar akacak bir damar olsun istiyordum - derginin
editörünün "çıkıntı"lıklar yapacağı, mümkünse sululuğa kaçmadan
esprili bir ton tutturacağı, dergiye bir "eda" kazandıracak ufak
bölümler, hatta bazen bölüm bile değil, bölüm başlıkları... "edi'yle
büdü"den esinlenerek dergi editörüne "büdütör" adının takılması
ve "büdütöre mektuplar" köşesi açılıp düzmece mektuplar
yayımlanması bunu bir örneğiydi; umberto eco'nun "okuma
notları"na düzenli olarak yer verilmesi, başka yayınevlerinin
kitaplarının "komşunun tavuğu" başlığı altında tanıtılması, "bu
ayın en 'pozmodarn on kitabı" gibi listeler hazırlanması, "kitap
test-isi", gergedan'ın "lobut"una benzer "gediktaşı"
köşesi, "haber, verenindir"deki kısa ve matrak haberler, kitap
odaklı astroloji köşesi "fal-lık", her ay bir yazara "gıcık" bir
sorunun sorulduğu ve yanıtının yayımlandığı "kalemtraş" köşesi
(ilk sayıda küçük iskender'e, nasıl bir kamera şakası
tasarlayacağını sormuştuk), "bu bölümde her ay üç alıntı
yayımlayacağız, ama kimden alıntıladığımızı söylemeyeceğiz. size
düşen görev, bu satırlarım kime ait olduğunu bulmak,
bulduğunuzda (ya da öyle sandığınızda) bize bunu yazılı olarak
iletmek ve bizim kitaplardan birini ödül olarak kazanmaktır.
muhtaç olduğunuz kudretin nerede mevcut olduğunu bildiğiniz
varsayılmaktadır. bu bant kendisini on saniye içinde yok
edecektir" tanıtımıyla başlayan "kimin vesikası" bölümü de diğer
örneklerdi. tahmin edilebileceği gibi çok eğleniyordum.
kitap-lık eylül 1993'te ilk
sayısını çıkardı. 27x41 gibi tuhaf bir boyutu, alışılmadık bir
kağıdı vardı, 16 sayfaydı. dergi çıkarmanın belki de türkiye'ye
özgü yanlarından birini kısa sürede keşfettim: ortalamanın,
sıradanın biraz üstünde birşey yapıyorsanız (kendi malım diye
söylemiyorum!) hemen tutkulu bir okuyucu kitlesi doğuyor ve bu
kitle çok talepkar oluyor - yalnızca sizin çıkarmak istediğiniz
türden bir derginin en iyisini talep etmekle kalmıyorlar, aynı
zamanda bu derginin, kendi okumak istedikleri bütün dergileri de
en iyi şekilde içermesini istiyorlar. "kitap-lık çok güzel, ama
keşke sanat yazılarına da yer verseniz", "öykü yayımlayamaz
mısınız?", "kendi kitaplarınıza fazla yer veriyorsunuz" türü
yığınla mektup aldık. işin kötüsü, biz de iflah olmaz şekilde
teşneydik buna. dergi, ilk formatını altı sayı sürdürdü; 7.
sayıda sayfa sayısı 20'ye, 11. sayıda 24'e çıktı, 13. sayıyla
boyutu tamamen değişti - 20.5x27 cm (yani eskisinin ikiye
katlanmışı) ve 48 sayfa olarak başladı, iki aylık ve paralı
oldu; bu formatın son örneği olan 30. sayı, 110 sayfaydı. bu
sayfalarda da yky kitaplarının oranı tutarlı bir şekilde düştü.
mutfakta da bazı değişiklikler oluyordu
bu arada. 1992 mart'ında yarı-zamanlı olarak çalışmaya
başladığım yky'de, 93 yazında tam zamanlı çalışır olmuştum, ama
daha bir-iki ay geçmeden, fulbright bursu kazandım ve 1994
sonbaharında amerika yolcusu olacağım anlaşıldı. bu durumda okul
işlerine ve hazırlıklara ağırlık vermem gerekiyordu - yeniden
yarı-zamanlı düzene döndüm. süreli yayın çıkarmanın
koşuşturmasını bilenler, bilir - stresli iştir, ucundan
tutularak yapılamaz, patron pimpiriklenir, kafasına birşey
takıldığında çağırıp sormak ister, bulamazsa nahoş bir durum
olur. nitekim öyle oldu - dördüncü sayı civarında bir gün işe
geldiğimde genel müdürümüz turhan ılgaz'ın dergiyi benden
habersiz cenk koyuncu'ya emanet ettiğini öğrendim. cenk'i
seviyordum, yky'yi seviyordum - hır çıkarmadım, ama dergiye
küstüm. arada sırada yazı vermek dışında da uzun süre elimi
sürmedim. cenk iki sayı çıkardı dergiyi, sonra enis batur
devraldı yayın yönetmenliğini. ardından bir "yazı işleri" (cenk
koyuncu ve selahattin özpalabıyıklar vardı, ardından cenk gitti,
aslı tohumcu geldi), sonra da bir yayın kurulu oluşturuldu (ilk
üyeleri aslı tohumcu, enis batur, mehmet ulusel, samih
rifat ve selahattin özpalabıyıklar'dı). ben 13. sayıdan 20.
sayıya kadar, "vigil" başlıklı bir köşe sahibi oldum ve new
york'tan "bildirdim".
1995 yılının sonu, yky için önemli bir
dönüm noktası oldu - enis batur, samih rifat, mehmet ulusel
istifa etti (meşhur "nasreddin hoca" davası). güven turan genel
yayın yönetmeni oldu. 1996'nın ilk kitap-lık'ı çıkmak
bilmedi o yüzden - ocak sayısı martta çıktı. yayın kurulunda
güven turan, selahattin özpalabıyıklar, özlem solok, ömer
çendeoğlu, birhan keskin, çetin şan, ceyda akaş ve hilmi tezgör
vardı o dönemde.
1996 şubat'ında türkiye'ye döndüm ben
de. doktora için gittiğim columbia üniversitesi'nden master
almakla yetinmiştim; bunun bir nedeni, amerikan akademyasından
fena halde sıtkımın sıyrılması ve doktorayı bitirmek için
gereken sürenin gözümde çok büyümesiyse, bir diğer nedeni enis
batur'un yky'de güven turan'a yardım etmem konusundaki
ricasıydı. o zamana kadar gerçek bir meslek opsiyonu olarak
düşünmemiştim yayıncılığı - akademisyenlik yaparak, kitap
yazarak yaşamayı düşünüyordum, yayıncılık olsa olsa bir yan
uğraştı gözümde. eb'nin teklifi, bunları baştan düşünmeme yol
açtı, daha doğrusu bir süredir düşündüğüm şeyleri artık
sonuçlandırmamı sağladı. yayıncı olacaktım; doktoramı
bitirecektim ve gerçek bir akademisyen olmayı gözden çıkarsam da
dönemde bir "butik" ders vermeyi hedefleyecektim; bütün bunlar,
kitaplarımı yazmamı engellemeyecekti.
mart ayında yky'de genel yayın
yönetmeni yardımcısı sıfatıyla, yeniden tam zamanlı olarak
çalışmaya başladım. yayınevinin dergi sorununu öncelikle çözmek
gerekiyordu - kitap-lık gibi cogito ve sanat
dünyamız da zor durumdaydı. benim fikrim, üç derginin
koordinasyonunu tek elde toplamak, bu işi de yky'nin eski genel
müdür yardımcısı ishak reyna'ya teslim etmekti - ishak
iyişeyler'de cevat çapan'la birlikte çalışıyordu o sıralar. bir
yıl gibi bir süre sonra, ishak yeniden aramıza döndü ve dergi
koordinasyonunu ele aldı. ama ondan önce, kitap-lık'ın
kendi problemini çözmek gerekiyordu, çünkü dergiyi fiilen
çıkaran özlem solok, gön'ün çıkaracağı fol'a transfer
olmuştu. sıkışık durumdaydık.
özen yula'yı aradım. ankara'daydı özen,
doktorasını yapıyordu; yine de teklifimi neredeyse hemen kabul
edip inanılmaz kısalıkta bir sürede tüm yaşam düzenini
değiştirerek istanbul'a taşındı ve dergiyi çıkarmaya başladı;
1998 baharına kadar da (32. sayı) derginin yayın yönetmenliği
görevini sürdürdü. bu dönemde yayın kurulu'nu daralttık -
kalabalık toplantılarda laf uzayıp gidiyor, iş üretilemiyor,
editörler de kendi işlerinden kalıyordu. bu arada enis batur
1997 mayıs'ında yky'ye dönmüş, ishak'la ben de haziran'da genel
yayın yönetmeni olmuştuk. herşeyin yeniden kurulduğu, elden
geçirildiği bir dönemdi. kitap-lık da, formatına sığmayan
bir içeriğe bürünmüş, sil baştan ele alınmayı gerektirir hale
gelmişti. toplantılar,tartışmalar, taslaklar, 31. sayısında
kitap-lık'ın üçüncü sürümünü ortaya çıkardı - faruk ulay'ın
keskin ve seçkin tasarımıyla dergi 230 sayfaya çıkmış, üç aylık
olmuş, "edebiyat içeren kitap tanıtım bülteni" formatından
tamamen çıkıp her sayısında bir (sonraları iki) dosya yapan,
kitap tanıtımına da yer veren bir edebiyat dergisi haline
gelmişti.
(devam edecek)