dam üstünde pica pica
sedanter yaşama
geçilmesiyle birlikte eski türklerde bazı yeni kavramların
üretildiğine tanık oluyoruz konargöçerlikten vazgeçip toprağa
bağlanarak yaşamanın getirdiği zorunluluklardan birinin ev
yapmak olduğu eski türkler arasında elbette biliniyordu ancak
aralarında hiç laz olmadığından bu konuda oldukça isteksizdiler
sonunda ev yapmaya başladıklarında da yalnızca yan duvarları
yapmakla yetindiler dam kavramının bulunması ve uygulamaya
konması ünlü türk bilgini tangaç kütig'i (bazı uzmanlara göre
tonguç kutug) beklemek gerekti tangaç kütigin bugün için bile
çağın ilerisinde kalan dam çizimleri bütün türk boylarını sardı
ve türkler uzun yıllar boyunca bu alandaki üstünlüklerini
kimseye kaptırmadı
ikinci bir yenilik de kemer kavramıydı kemer bulunmadan önce
türkler kemersiz dolaşıyordu ve doğal olarak pantalonları
durmadan düşüyordu neyse ki yaşamlarının büyük bir kısmını at
sırtında geçirdiklerinden ve yalnızca işemek ve sikişmek gibi pantalonun zaten indirilmesini gerektiren durumlarda attan
indiklerinden bu sorun fazla büyümeden geçiştirilebiliyordu (çin
kaynakları artık klasikleşmiş çin-türk savaşlarını anlatırken
pek az bilinen kuşkonmaz savaşından da söz eder huan-şu devrinde
imparator savaşın ortasında türklerin atlarının öldürülmesi
emrini verir askerlerine atsız bir türk bir hiçtir der bu emir
derhal yerine getirilir ancak büyük bir utanç beklemektedir
çinlileri atlarından inmek zorunda kalan türkler pantalonları
inmiş bir şekilde çin askerlerinin üstüne yürüyünce –türkler ata
donsuz binerdi (bkz. aslan jean autrey)- paniğe kapılan çinliler
arkalarına bakmadan kaçar ve çareyi çin seddi'ni örmekte bulur)
ancak yerleşik yaşamda artık ata pek sık binilmediğinden düşen
pantalonlar toplumsal bir yara oluşturmaya başlamıştı çünkü
erkekler kendilerini sürekli işemek ya da sikişmek zorunda
hissediyordu çözüm yine türklerin medarı iftiharı olan bir
bilginden bulug omga'dan geldi bulug omga sudan ağır cisimlerin
suda nasıl battıklarını araştırıyordu bu fenomeni daha yakından
gözlemleyebilmek için şöyle bir deney yapmaya karar verdi
pantalonunun içine ağır taşları dolduracak ve göle atlayacaktı
böylece batma olayını ilk elden inceleme olanağı bulacaktı bulug
omga hemen karısına çevreden ağır taşlar toplamasını söyledi ve
karısının getirdiği taşları pantalonunun içine doldurmaya
başladı fakat taşlar paçalarından düşüp durmaktaydı bunun
üzerine bulug omga ani bir zeka krizine girip paçalarını
bağlamayı akıl etti “menge sıcem geteriz kangı” (“bana ip
getirir miydin karıcığım”) dedi paçalarını bağladı fazla gelen
ipi de beline doladı ve göle doğru yürümeye başladı işte o anda
fark etti ki pantalonu artık düşmemektedir halkı meydana
toplayan bulug omga bu buluşunu tanıttı ve bu kavrama “kemgör”
adını verdi (burada bulug omga’nın ince mizah anlayışına da
tanık oluyoruz - “kem” eski türklerde erkeklik organına
geliyordu kemgör ise adının tam tersine “kem”in görülmesini
engelliyordu (bkz:
“sig-kem”))
çılgın kutlamalar günlerce sürdü ve bulug omga da kemeri neden
taktığını ve nereye gidiyor olduğunu unuttu böylece büyük bir türk dehasının zamansız ölümü de engellenmiş oldu ancak bulug
omga bir buluşun sarhoşluğuna kapılacak insanlardan değildi bu
sefer çalışmalarını kemer üzerinde yoğunlaştırdı ve kısa bir
sürede kemer kavramına yepyeni boyutlar kazandırdı özellikle
bele pek çok aletin (bıçak makaz kazma tohum torbası konser
biletleri vs) takılmasını sağlayan “takıngaçlı kemgör” tasarımı
türk erkekleri arasında büyük bir yaygınlık kazandı (bkz:
fireb ag)
bulug omga'nın yaşadığı köyde köyün delisi olarak bilinen nasır
etgin (bazı kaynaklara göre basureddin) adında bir adam vardı (“taşkafa”
anlamına gelen nasır adı ona köy halkı tarafından takılmıştı)
bir gün nasır etgin karısının mutfağından aşırdığı bir kase
yoğurt ve bir adet tahta kaşıkla göle doğru koştu ve gölü
mayalamaya başladı ve ne yazık ki göl maya tuttu (bunun nasıl
gerçekleştiği kesin olarak bilinmemekle beraber ortada bir
yanılsama olduğu açık - büyük olasılıkla bir şekilde gölün
suyuna karışan kalsiyum karbonat bu küçük gölün suyunu
beyazlattı ve nasır etgin bunu mayalanma olarak yorumladı)
şaşkınlık içinde köye koşan nasır etgin olanları tüm köy halkına
duyurmak amacıyla en yüksek evin damına çıktı ne var ki olayın
şoku zaten bozuk olan akli dengesini iyice sarsmıştı ısrarla
gölü gösterip bu yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak demekten
başka birşey yapamadı (bu tür tekerlemeleri arka arkaya hızla
söylemek eski türklerin en sevdiği beyin sporlarından biriydi ve
saksamak olarak bilinirdi sık sık yarışmalar düzenlenir ve kimin
en iyi saksadığı saptanırdı) köy halkı önce bir şey anlamadıysa
da göle gidip bakanların gölün maya tutmuş olduğu haberiyle
dönmeleri üzerine bütün köye bir felaket havası çöktü eski türk
folklorunda gölün maya tutması ülgen'in (gök tanrının) ve erlik'in (yer altı tanrısı) büyük hışmının simgesiydi bu korkunç
haber bir anda bütün türklerin arasında yayıldı nasır etgin
böylesine uğursuzca saksadığı için lanetlendi ve dam üstünde saksayana vur belindeki kazmayı deyişi bu felaketin yarattığı
umutsuzluğu dile getirmek için kullanılmaya başlandı
ülgen ile erlik'in hışmına uğramaktan korkan türkler yerleşik
yaşamın sonuna geldiklerini bu topraklardan göç etmeleri
gerektiğini anlamışlardı bunlardan bir kısmı bering boğazı'nı
geçip ya amerika kıtasına yerleşerek kızılderili oldu ya da daha
kuzeye devam edip eskimo haline geldiler her iki durumda da dam
kavramı işlevselliğini yitirdiğinden (bkz:
çadır)
(bkz:
igloo)
sözü geçen deyiş birkaç kuşak sonra tümüyle unutuldu ancak bazı
türkler batıya göç etti ve ılıman iklimli karadeniz kıyılarına
yerleşti o sırada orada başka halklar yaşamaktaydı türklerin
onca yolu neden kat ettiklerini ya anlamadılar ya da çok saçma
buldular dahası saksamak kavram olarak onlara tümüyle yabancıydı
fakat çok yağmur yağdığı için dam kavramını onlar da
geliştirmişti ekim zamanı tarlaya saksağan kuşunun konmasını
uğursuzluk saydıklarından ve damda gördükleri saksağanı bir
felaket habercisi olarak algıladıklarından türklerin kullandığı
dam üstünde saksayana vur belindeki kazmayı deyişini yanlış
anlamaları hiç de zor olmadı ancak bunca kargaşa içinde deyişin
felaketlerle ilgili kısmı unutuldu ve dam üstünde saksağan vur
beline kazmayı sözü yoğurt görünce saçmalamaya başlayan insanlar
için kullanılır oldu