"Basit Nur: Ac'a
Meşk"
Eminönü'nde, Haliç'e
ve köprüye bakan ünlü bir lokantanın yakınlarındaki ikinci el
giysi dükkanını bir zamanlar sıkça ziyaret ederdim; başkasının
giymiş olduğu şeyleri giyemeyen insanlardan olmadım hiç. Sonra
bir dönem titizlik hastalığına yakalandım ve kendi giysilerimi
bile ikinci kez giyemez oldum; sözünü ettiğim dükkandan ayağımı
kestim; hastalığım geçtikten sonra eski haline hiç dönmedi
ilişkimiz. Bir gün, farklı giyinmeyi mesleki yaratıcılığının bir
göstergesi olarak gören reklamcı dostum Şuşut'a hediye ararken,
aklıma o dükkan geldi. Hala yerinde durduğundan bile emin
değildim, ama zaten masa bakmak için Horhor'a çıkacaktım -
üşenmeyip vapura bindim, güvercinlerin, peynir satıcılarının
arasından geçtim, biraz bocaladıktan sonra da aradığım yeri
buldum.
Aldığım vişneçürüğü kadife ceketi çok
beğenen arkadaşım, her zamanki meraklılığıyla ceplerini
karıştırınca ortaya çıktı notlar - daha doğrusu cepten değil, iç
cebin yırtığından elini sokunca, astarın içinden. Herhangi bir
düzeni yoktu bu notların, ara bağlantılarını saptamayı imkansız
kılacak şekilde birbirine girmişti numaralanmamış sayfalar; ama
dil ve anlatı özelliklerine, izleklere, metinlerdeki kimi
ipuçlarına bakarak, bunların Enis Batur tarafından yazılmış
olduğuna ikimiz de yemin edebilirdik. O sıralarda benzer
durumlarla sık sık karşılaşıyor olmamızı sorgulamayı nedense
akıl edememiştik.
Yine de bir tuhaflık vardı: yazı E.B.'nin
nerede görsek tanıyacağımız yazısı değildi; sayfalar çizgisizdi
ve uçtan uca kullanılmıştı; ayrıca ceket E.B.'ye olmayacak kadar
küçüktü, üstelik ölse bu renkte bir giysiyle insan içine
çıkmazdı (bunu söylediğimde reklamcı arkadaşım "Kendisi
kaybeder" dedi). Sayfaları ona gösterip düşüncemizi doğrulatma
olanağımız da yoktu - Enis Batur, uzun süreceğini o sırada henüz
bilmediğimiz bir küskünlükle İstanbul'daki evini kapamış ve
adres ya da telefon bırakmadan, Fransa'nın küçük kasabalarından
birine yerleşmişti duyduğumuz kadarıyla.
Bir gün, eş dost, Yakup'ta oturmuş
edebiyat dedikodusu yaparken, söz oyunlardan, oyuncu yazarlardan
açıldı; cepten çıkan sayfalarda okuduğum "Sopsuz Kaz Oyunu"nu
anlattım masadakilere, Celâl Üster bunun tam E.B. tarzı bir oyun
olduğunu söyleyince emin oldum: "Kendimden bir daha fazla/
yazdım hep kekre bir hazla" diyen, E.B.'den başkası olamazdı.
Şairliğin onda dokuzunun masa başı işi
olduğunu söylerdi E.B., "temrin"e önem verirdi - cepte bulunmuş
ve bir "cep kitap" dizisinden yayımlanacak bu metinlere "cep
meşkleri" denmesinden daha doğal bir seçim düşünemiyorum. Basit
görünümlü bu parçalardaki damıtılmış ışık, edebiyat tadına aç
olanlar için doyum meşkleri sunuyor. E.B. bu kitabı gördüğünde,
görürse, kendisinden izin alınmadan metinlerinin yayımlanmış
olmasına öfkelenebilir; kadife ceketi inkar edebilir; el
yazısına açıklama getirmeyi reddedebilir; ama yapının ayakta
durmasını sağlayacak en az sayıda taş kullanma ilkesine dayalı
taş eksiltme yöntemiyle çatılmış bu metinlerin halis Enis Batur
rekoltesi olduğunu o bile kabul etmek zorunda kalacaktır.