cem akaş  
   
G İ R İ Ş  K A P I S I 

in english

giriş kapısı

cem akaş kimdir,
sebepleri nelerdir

bibliyografya

okuma malzemesi

deep freeze:
şefin salatası&vitriol

üzerine yazılar/söyleşiler

tek uçlu ipler

dinleme malzemesi

ağ komşuları

geldim, gördüm, diyeceğim var!

başkaları ne demiş?

e-mail

  15 ağustos 2005

pano:

gina'nın doğurduğu dört sarmandan üçü gitti, kaldı glenda.

yavru kedi sahibi olmak isteyenler, özgeçmişleriyle birlikte cemakas@gmail.com adresine başvurabilir.

      

................................................glenda........

 

bu haftaki salatada enis batur'un can yayınları'ndan çıkacak yeni kitabı cep meşkleri için yazdığım önsöz var.

 

şefin salatası:

"Basit Nur: Ac'a Meşk"

 Eminönü'nde, Haliç'e ve köprüye bakan ünlü bir lokantanın yakınlarındaki ikinci el giysi dükkanını bir zamanlar sıkça ziyaret ederdim; başkasının giymiş olduğu şeyleri giyemeyen insanlardan olmadım hiç. Sonra bir dönem titizlik hastalığına yakalandım ve kendi giysilerimi bile ikinci kez giyemez oldum; sözünü ettiğim dükkandan ayağımı kestim; hastalığım geçtikten sonra eski haline hiç dönmedi ilişkimiz. Bir gün, farklı giyinmeyi mesleki yaratıcılığının bir göstergesi olarak gören reklamcı dostum Şuşut'a hediye ararken, aklıma o dükkan geldi. Hala yerinde durduğundan bile emin değildim, ama zaten masa bakmak için Horhor'a çıkacaktım -  üşenmeyip vapura bindim, güvercinlerin, peynir satıcılarının arasından geçtim, biraz bocaladıktan sonra da aradığım yeri buldum.

Aldığım vişneçürüğü kadife ceketi çok beğenen arkadaşım, her zamanki meraklılığıyla ceplerini karıştırınca ortaya çıktı notlar - daha doğrusu cepten değil, iç cebin yırtığından elini sokunca, astarın içinden. Herhangi bir düzeni yoktu bu notların, ara bağlantılarını saptamayı imkansız kılacak şekilde birbirine girmişti numaralanmamış sayfalar; ama dil ve anlatı özelliklerine, izleklere, metinlerdeki kimi ipuçlarına bakarak, bunların Enis Batur tarafından yazılmış olduğuna ikimiz de yemin edebilirdik. O sıralarda benzer durumlarla sık sık karşılaşıyor olmamızı sorgulamayı nedense akıl edememiştik.

Yine de bir tuhaflık vardı: yazı E.B.'nin nerede görsek tanıyacağımız yazısı değildi; sayfalar çizgisizdi ve uçtan uca kullanılmıştı; ayrıca ceket E.B.'ye olmayacak kadar küçüktü, üstelik ölse bu renkte bir giysiyle insan içine çıkmazdı (bunu söylediğimde reklamcı arkadaşım "Kendisi kaybeder" dedi). Sayfaları ona gösterip düşüncemizi doğrulatma olanağımız da yoktu - Enis Batur, uzun süreceğini o sırada henüz bilmediğimiz bir küskünlükle İstanbul'daki evini kapamış ve adres ya da telefon bırakmadan, Fransa'nın küçük kasabalarından birine yerleşmişti duyduğumuz kadarıyla.

Bir gün, eş dost, Yakup'ta oturmuş edebiyat dedikodusu yaparken, söz oyunlardan, oyuncu yazarlardan açıldı; cepten çıkan sayfalarda okuduğum "Sopsuz Kaz Oyunu"nu anlattım masadakilere, Celâl Üster bunun tam E.B. tarzı bir oyun olduğunu söyleyince emin oldum: "Kendimden bir daha fazla/ yazdım hep kekre bir hazla" diyen, E.B.'den başkası olamazdı.

Şairliğin onda dokuzunun masa başı işi olduğunu söylerdi E.B., "temrin"e önem verirdi - cepte bulunmuş ve bir "cep kitap" dizisinden yayımlanacak bu metinlere "cep meşkleri" denmesinden daha doğal bir seçim düşünemiyorum. Basit görünümlü bu parçalardaki damıtılmış ışık, edebiyat tadına aç olanlar için doyum meşkleri sunuyor. E.B. bu kitabı gördüğünde, görürse, kendisinden izin alınmadan metinlerinin yayımlanmış olmasına öfkelenebilir; kadife ceketi inkar edebilir; el yazısına açıklama getirmeyi reddedebilir; ama yapının ayakta durmasını sağlayacak en az sayıda taş kullanma ilkesine dayalı taş eksiltme yöntemiyle çatılmış bu metinlerin halis Enis Batur rekoltesi olduğunu o bile kabul etmek zorunda kalacaktır.