|
|
|
29
aralık
2005 pano:

yeni kitap!: zibaldone 2 sel yayıncılık'tan
çıktı. zibaldone 1 neydi ki bu ikincisi
diye merak edebileceklere: fikir aklıma geç geldi, bundan sonra
roman-öykü dışındaki düzyazılarımı "zibaldone" genel başlığı
altında toplamaya karar verdim. dolayısıyla daha önce çıkan ise,
ki değil, bu dizinin ilk kitabı oldu; onun yeni baskısı "zibaldone
1" olarak yapılacak. peki zibaldone nedir diye soranlara: ben bu
adla ilk defa, kitap-lık dergisini çıkarmaya
başladığımızda karşılaşmıştım, leopardi'nin 4400 sayfalık "defterler"ine
verdiği admış; biz de dergide bu üst başlıklı bir sayfa
hazırladık, derginin ana konusu (yky kitaplarının tanıtımı)
dışında kalan, kitap dünyasıyla ilgili haberleri verdiğimiz bir
köşe oldu. daha sonraları öğrendim ki boccaccio'nun ve bir alman
bilim adamının da zibaldone adlı defterleri yayımlanmış. sen
kendini bu adamlarla bir mi sayıyorsun diyeceklere: hayır,
zibaldone'yi sözcük olarak seviyorum, yoksa defterimin boyunu
bilirim evelallah.
şefin
salatası:
Büyük Kitapçı, Küçük Kitapçı
Dünyanın en büyük kitapçısı
Barnes & Noble, Amerika’da neredeyse %50’lik pazar payına sahip;
İngiltere’deyse Waterstone’s, aynı yolda ilerlemeye çalışıyor...
“You’ve Got Mail” filmini hatırlar mısınız? Meg Ryan’ın, çocuk
kitapları satan küçük bir kitapçı sahibi olduğu, Tom Hanks’inse
dev bir kitapçı zincirini yönettiği, bu iki düşmanın e-mail
üzerinden birbirine aşık olduğu bir filmdi. Romantik konusu,
aslında Amerika’da 1990’ların başından beri gündemde olan, ciddi
bir ekonomik ve kültürel sorunun üstüne oturtulmuştu: Büyük
kitapçılar, küçük kitapçıları yutacak mı?
Filmdeki “büyük kitapçı zinciri”, pek çok
yönüyle hem Amerika’nın, hem de dünyanın en büyük kitapçısı
Barnes & Noble’a gönderme yapıyordu. B & N’nin ne kadar büyük
olduğunu daha iyi anlatabilmek için bazı rakamlar vermek
gerekirse:
2004 yılı cirosu 4.1 milyar USD (bir
önceki yıla göre %7 artış). 666 mağazası, 64 bin çalışanı var
(2005’te bu sayı daha da arttı). Şirketin hisseleri 2003’te %15,
2004’te %18 değer kazandı. İnternet sitesi
www.bn.com,
2004’te 420 milyon USD ciro yaparak, şirketin en büyük mağazası
oldu. B & N yılda yaklaşık 445 milyon adet kitap satıyor ve bu
rakam, diğer kitapçıların toplam satışına neredeyse eşit. Bu
satışın yalnızca %3’ünü “çoksatar”lar oluşturuyor. Stoklarında 1
milyon başlık bulunduruyor, her mağazasındaysa ortalama 100 bin
başlık var. Yılda ortalama 100 bin başlığı inceliyorlar, büyük
bir kısmından birkaç nüsha alıp stoklarına ekliyorlar, böylece
hem internet üzerinden satışa çıkarmış, hem de mağazaların
sipariş vermesine olanak tanımış oluyorlar. B & N aynı zamanda
yayıncılık da yapıyor; Sterling Publishing, “meraklısına
kitaplar” basıyor, yılda 1100’ün üstünde başlık yayımlıyor. B &
N, son dört yıldır Amerika’daki en iyi perakende marka
seçiliyor.
B & N, Büyük Bunalım döneminde iki kitapçının
birleşmesiyle, New York’ta, Beşinci Cadde’de kuruldu, saygın ve
kaliteli bir kitapçı olarak tanındı, ama büyük sıçramasını
1960’tan sonra, bugünkü yönetim kurulu başkanı Leonard
Riggio’nun işe girmesiyle yaptı. Riggio sektöre ciddi yenilikler
getirerek ve rakiplerini satın alarak B & N’yi büyüttü: 1974’te
televizyon reklamları verdi ve bir ilk oldu; New York Times’ın
çoksatarlar listesindeki kitapları %40 gibi benzersiz bir
indirimle satmaya başladı; postayla kitap siparişi yöntemini
yerleştirerek, Amerika çapında bir okuyucu kitlesine ulaştı ve
kitapçıların normalde fark edemediği, ölçemediği talepleri
izleme olanağına kavuştu, bunun üzerine baskısı tükenmiş
kitapları yeniden basma stratejisiyle yayıncılık yapmaya
başladı. 1987’de B. Dalton zincirini alarak 797 kitapevine
kavuştu ve bir anda Amerika’nın en büyüklerinden biri haline
geldi.
B & N’nin “superstore” anlayışını kurup
yerleştirmesi 1990’ların başında oldu. Deneyimli personel,
sıcak, rahat, geniş ve yüksek tavanlı mekanlar, yetişkinlere
yönelik gelişkin bir müzik seçkisi, Starbucks’ın kahve ve diğer
ürünlerinden bazılarının satıldığı mağaza içi kafeler, büyük
başlık sayısı, yazar ve kitaplarla ilgili düzenli etkinlikler,
özel indirimler, yeni çıkan kitapların geniş bir seçkiyle
sunulması gibi unsurlar, tüm mağazalarda standartlaştı. Bu
yaklaşım, normalde kitapçıya hiç gitmeyen, ender giden,
gittiğinde hemen çıkan insanları B & N mağazalarına çekti;
insanlar tıpkı bizde Akmerkez’e gider gibi, gezmek için B & N’ye
gider oldu. İlke olarak, insanların ne alacaklarsa alıp bir an
önce gitmeleri değil, mağazada mümkün olduğunca uzun süre
geçirmeleri istendiğinden, bir köşede oturup kitap ve hatta
dergi okuyanlara ses çıkarılmadığı gibi, rahat etmeleri için
koltuklar kondu, yerler halıyla kaplandı. Sonuçta B & N, okuyucu
açısından önemli avantajlar sundu, hala da sunuyor: okuyucu
aradığı kitabı bulabiliyor, aramadığı pek çok kitabı ve yeni
çıkanları görebiliyor, aldığı kitabı genellikle daha ucuza
alıyor, ortamda rahat ediyor, yiyip içebiliyor, kitaplarla
ilgili etkinlikleri izleyebiliyor.
İngiltere’deki Waterstone’s da bugünlerde B & N
olmaya çalışıyor. 200 mağazaya sahip Waterstone’s’un Londra’da,
Picadilly’deki mağazası, Avrupa’nın en büyük kitapçısı. Şirketin
2004 yılı cirosu yaklaşık 800 milyon USD. Waterstone’s,
Avrupa’nın bir başka büyük kitapçısı olan W.H. Smith’ten kovulan
Tim Waterstone tarafından kuruldu; 1989 yılında Waterstone’s’u
alan W.H. Smith, 1998’de bu şirketi 530 milyon USD karşılığında
müzik endüstrisi devi HMV’ye (2004 cirosu 3 milyar USD’yi
aşıyor) sattı. Şimdi Waterstone’s, rakiplerinden Ottakar’s’ı
almaya ve toplam pazar payını %25’e (kitapçı satışlarının
%50’sine) çıkarmaya çalışıyor. Gümbürtü de bu noktada kopuyor.
İngiliz Yayıncılar Birliği ve Yazarlar Derneği,
Adil Ticaret Müdürlüğü nezdinde lobi çalışması yaptı ve sonuç
aldı: Söz konusu satın alma, şu anda Rekabet Komisyonu’na havale
edilmiş durumda. İddiaları şu: Waterstone’s, piyasada bu kadar
büyük pay sahibi olmakla, hangi kitabın satacağını, daha doğrusu
hangi kitabın okuyucuya ulaşma şansı bulacağını, hangi yazarın
ayakta kalıp hangisinin yayımlanma şansı bile bulamayacağını tek
başına belirleme gücüne kavuşacak. Waterstone’s’un satın alma
müdürü Scott Pack’in, İngiliz kitap endüstrisinin en güçlü adamı
olması ve kitaba kitap olarak değil, herhangi bir perakende mal
olarak yaklaşması, insanları endişelendiriyor. New York
Üniversitesi’nde kültür profesörü olan Todd Gitlin, bu konuda
şöyle diyor: “Anayasanın lastik bant satın alma özgürlüğünü
değil, ifade özgürlüğünü korumasının nedeni, bir kültürün
sağlığının, düşünce çeşitliliğine ve bu düşüncelerin
ulaşılabilirliğine bağlı olmasıdır, lastik bantlara değil.” Ne
var ki rakamlar, bu endişeyi en azından şimdilik haklı
göstermiyor: B & N’da olduğu gibi Waterstone’s’da da her bir
mağaza, önemli özerkliklere sahip; örneğin 2004’te satılan 393
bin başlıktan 300 bini, mağaza yönetimleri tarafından seçilmiş.
Merkezi alım sayesinde de, küçük kitapçıların risk olarak
göreceği pek çok başlığı stoklarında bulundurabiliyor,
dolayısıyla zor ve uzun sürede satacak kitaplara daha fazla şans
tanıyorlar.
Diğer kitapçılar içinse ortada gerçek bir sorun
var. Waterstone’s’un satın almak istediği Ottakar’s, bu şirketin
%50’lere varan indirim politikasıyla baş edemediğini ve Harry
Potter gibi başlıklara rağmen, 2004’te satışlarının ciddi
oranda düştüğünü açıkladı. Daha da küçük kitapçılar, bu anlamda
neredeyse hiçbir rekabet şansına sahip değil. Bu nedenle tıpkı
Meg Ryan gibi, “mahallenizin kitapçısı” türünden, okuyucuyu
duygusal açıdan çekecek yaklaşımlarla ayakta durmaya çalışmak
zorunda kalıyorlar.
Yayınevleriyse Amerika’da B & N’nin,
İngiltere’de Waterstone’s’un tutsağı durumunda. Sektörde Scott
Pack’ten korkuyla söz ediliyor. Yazarlarla sözleşme yapılırken,
hatta kapak çalışması yapılırken bile, “Scott beğenir mi?”
endişesi hakim. Scott Pack, böyle bir gücü olduğunu kabul
etmiyor ve pek az kitap konusunda kişisel olarak karar verdiğini
söylüyor, ama yine de yayınevleri, onun hoşuna gidecek
yazarlara, onun hoşuna gidecek kitaplar yazdırma ve onun hoşuna
gidecek tasarımlarla piyasaya sürme konusunda belirli bir çaba
gösteriyor. Her iki kitapçı devinin bu kadar güçlü olması,
yayınevlerini ekonomik olarak da zorluyor: Noel gibi dönemlerde
bu iki şirket %70’e varan indirimler alıyor, kitabı vitrine
sokmak için 300-500 bin USD istiyor, üstelik sonrasında satmayan
kitapları iade edebiliyor. Dolayısıyla ortaya bir kısır döngü
çıkıyor: Ancak bu koşulları kaldırabilecek yayınevlerinin
kitapları öne çıkıyor, öne çıktıkları için onlar satılıyor,
onlar satıldığı için kitapçılar yine o tür kitaplar istiyor,
yayınevleri de bu siparişe uymaya çalışıyor.
Türkiye’de
kitapçılıkla ilgili sorunlar, henüz tam anlamıyla “kahraman
bakkal süpermarkete karşı” boyutlarına ulaşmış sayılmaz; biz,
kaldırım sergisinden dükkana yeni terfi etmiş kitapçılarımızda,
kitapların yazar adına göre alfabetik sıraya konmasını sağlamaya
çalışıyoruz henüz.
|