cem akaş  
   
  G İ R İ Ş  K A P I S I 

in english

giriş kapısı

cem akaş kimdir,
sebepleri nelerdir

bibliyografya

okuma malzemesi

deep freeze:
şefin salatası&vitriol

üzerine yazılar/söyleşiler

tek uçlu ipler

dinleme malzemesi

ağ komşuları

geldim, gördüm, diyeceğim var!

başkaları ne demiş?

e-mail

  19 ocak 2006

pano:

 

 

yeni kitap!: zibaldone 2 sel yayıncılık'tan çıktı. 

 

şefin salatası:

Yanında Kütüphaneyle Dolaşmak

Teknolojideki son gelişmelere bakılacak olursa,

yakında cep kitapları yerine koca kütüphaneleri cebimizde taşıyabileceğiz;

dünyanın neresinde olursak olalım, dilediğimiz kitabı “cebe indirebileceğiz.”

 

Gutenberg’le aynı dönemde yaşamak ister miydiniz? Elle çoğaltılan ve pek az kişinin görebildiği, sahip olabildiği, zaten sayıca da az olan yazmaların yerini yepyeni bir formatın aldığı ve okuma-yazmayla ilgili tüm kavramları, ilişkileri ve alışkanlıkları alt üst ettiği o devrim döneminin bir parçası olmayı hiç düşlediniz mi? Üzülmeyin; 2006 Baharı, size benzer bir heyecanı yaşatmaya aday.

                Uzunca bir süredir, kütüphanem hakkında hain emeller besliyorum. Çok sevdiğim, nesne olarak beğendiğim, anısı olan kitaplarımı bir kenara bırakırsam, yaşadığım evin duvarlarını ve odalarını dolduran kitapların çok büyük bir kısmından kurtulmak isterdim. Kurtulamıyorum, çünkü onlara başvurmam, birşey yazarken daha önce yazılmış şeylere bakmam gerekiyor sık sık. Bu kendi içinde bir azap: Üç taşınma sonunda kitaplarımın “ideal” düzenini bir daha kurmaya üşendim, dolayısıyla aradığım kitabı ancak “üç aşağı beş yukarı” yöntemiyle bulabiliyorum. Ama elimle koymuş gibi bulsam bile, bir kitabın içinde aradığım şeyin nerede olduğunu bulmam epeyce şansa bağlı; ve eğer kitabı yanlış hatırlıyorsam, aradığım bölümün aslında hangi kitapta olduğunu hiçbir zaman bulamayabiliyorum.

                Dolayısıyla bir süredir, nefesimi tutarak bekliyor olmasam da, yepyeni bir teknolojik buluşun hayatımı kolaylaştıracağı günü iple çekiyorum. İstediğim şu: En az bin kitap depolanabilecek, kitap boyutunda, dokunmatik ekranlı, kendi içinde arama motorlu, internete doğrudan bağlanabilen ve çeşitli dosya formatlarıyla uyumlu çalışabilen, çıtkırıldım olmayan, şık tasarımlı bir alet. Belki aynı aletten birkaç tanesi: Kitapları, türlerine göre ayrı aletlere yüklemeyi isteyebilirim; ayrıca görselli, büyük boy kitaplar için daha büyük bir alet olabilir.

 

Yeni Teknolojik Ufuk

 

Bu noktaya iyice yaklaştığımız anlaşılıyor. Daha önce üretilmiş olan “okuyucu”ların temel sorunu, ekran çözünürlüğüydü. Bilgisayar ekranından birkaç yüz sayfa okumak zorunda kalmış olan herkes, bunun ne denli göz yorucu ve can sıkıcı olduğunu bilir. Bunun üstesinden geldiği söylenen yeni bir teknoloji nihayet geliştirildi: “e-ink” (elektronik mürekkep). Alışılageldik ekranlardan farklı olarak burada, binlerce minik siyah ve beyaz kapsül, polarizasyon yöntemiyle sayfada düzenleniyor ve çok daha yüksek kontrastlı bir görüntü elde ediliyor, basılı sayfaya hiç olmadığı kadar yaklaşan bir görüntü bu.

                Bu teknolojiyi kullanan ve farklı şirketler tarafından geliştirilmiş, ama çok benzer özelliklere sahip “okuyucu”lar, Nisan-Mayıs aylarında piyasaya sürülecek. Hepsi aşağı yukarı kitap boyutunda, 400-500 gr. ağırlığında, şarj edilebilir pillerle çalışıyorlar ve az enerji harcıyorlar, ekranları 6-8 inç (yaklaşık 20 cm.) boyutunda, 30-80 kitap kapasiteleri var, ama “memory stick”le bunu yüzlerce kitaba çıkarmak mümkün. Hepsi çeşitli formatları (PDF, XHTML, MP3) destekliyor; ama büyük olasılıkla yepyeni bir formatla tanışacağız bir süre sonra. Bazıları dokunmatik ekranlı, yani özel kalemiyle sayfa kenarına not alabiliyor, satırların altını çizebiliyorsunuz. Ses dosyası da indirilebildiği için, sesli elektronik kitapları yükleyip kulaklıkla dinlemeniz mümkün. Bu yeni teknolojide, gün ışığında okumak mümkün olduğu gibi, neredeyse 180 derecelik bir açı da sağlanıyor. Şimdilik doğrudan internete bağlanarak kitap satın almak ve indirmek mümkün gözükmüyor – bunun için hala bilgisayarınızın aracılık etmesi gerekiyor. Bu aşamada adı öne çıkan şirketler Sony (Sony Reader), Philips’in kurduğu iRex (Iliad) ve Jinkie (V2). Bu aletlerin hepsi, 300-400 $ civarında fiyatlara sahip.

                İçerik konusunda da ciddi gelişmeler var. Gutenberg Projesi, bilindiği gibi 17 bin kitabı (çoğu telif hakkı kapsamının dışında) internet üzerinden ücretsiz sunuyor. Google’ın dev bir elektronik kütüphane girişimi var ve hızla ilerliyor (kendi “okuyucu”sunu bu yıl piyasaya süreceği söyleniyor). Bunun dışında Sony, şu anda müzik satışı yaptığı Connect adlı sitesinden, elektronik kitap satışı yapmaya da hazırlanıyor: Amerika’nın en büyük yayıncılarından Harper Collins ve Random House, yasal ayrıntıları hallettikleri anda toplam 50 bin kitaplık listelerinin tamamını kullanıma sokacak. Elektronik kitapların normal kitaplardan daha ucuz olacağı belirtiliyor, ama ne kadar ucuz olacağı şimdilik belli değil.

                Bütün bunlar kitap endüstrisi için, okurlar ve yazarlar için ne anlama geliyor?

 

Kitap Endüstrisi

On yıldan kısa bir süre içinde, toplam kitap satışlarının en az yarısının elektronik hale geleceği öngörülüyor Amerika ve İngiltere’de. Bildiğimiz anlamıyla kitap yok olmayacak elbette, ama büyük olasılıkla çok daha özel bir nesne haline gelecek. Kitapçılar, sanal ortamda kitap satışına geçerek (Amazon, Barnes and Noble vs.) internet devrimine ayak uydurmuş, önemli bir gelir kaynağı yaratmışlardı; şimdi de aynı şeyi yapmaları, fiziksel kitap satışlarındaki düşüşü, elektronik kitap satışlarındaki artışla dengelemeleri bekleniyor.

                Kitapçıların önünde bir başka seçenek daha var: “print-on-demand” (talep üzerine baskı) yöntemi. Henüz emekleme aşamasındaki bu teknoloji de önümüzdeki on yıl içinde benzer bir şekilde gelişirse, okurlar kitapçıya girdiklerinde istedikleri kitabın hemen orada basılmasına tanık olabilecekler, hatta ATM benzeri satış noktalarından kitap alışverişi yapabilecekler.

                Yayıncılar için burada önemli bir fırsat var: Dağıtım ve kitapçı kanallarını kullanmadan, doğrudan okura ulaşabilmeleri ilk kez bu boyutlarda mümkün olacak. İnternetten e-kitap satışı yapan bir kitapçının bu noktadaki göreceli avantajı, daha çok başlık bulundurması, dolayısıyla daha çok ziyaretçi çekmesi olacak, ama bu avantajın kitapçıya sağlayacağı indirim oranı, %15’i geçmeyecektir. Yayınevlerinin dağıtımcılara %40-50 indirimle kitap vermek zorunda kaldığı düşünülürse, e-kitaplarda yalnızca dağıtımcının aradan çıkmasıyla %25-35’lik bir indirim olacağı söylenebilir. Buna ek olarak kağıt ve matbaa maliyetleri düşülürse, e-kitapların normal kitaplardan %50 ucuz olması beklenebilir. Burada fiyat, maliyetler üzerinden belirlenmeyebilir elbette; mekanizmadaki çeşitli verimsizlikler, e-kitapların fiyatını yukarı çekebilir; yazar telifleri de yükselebilir.

                Ancak asıl büyük değişiklik, fiyattan ziyade yayımlanan başlık sayısında ortaya çıkacak bence. Kitabın üretim maliyetlerinin düşmesi (editörlük, tasarım, tanıtım bütçesi, yayınevi karı, kitapçı karı), yayınevlerinin daha fazla başlığa yeşil ışık yakmalarını sağlayacak. Bazı kitapların yalnızca elektronik versiyonu yayımlanabilir, bu da yayınevlerini stok derdinden kurtarabilir. Talep üzerine baskı, burada da imdada yetişebilir.

                Yazarların en azından bir kısmının, kendi kitaplarını kendilerinin satması beklenebilir; yayınevleriyle muhatap olmak istemeyen yazarların kendi internet sitelerini kurmaları, hatta bazı yazarların kooperatif mantığıyla bir araya gelerek ortak sitelerden ürünlerini okurlara sunmaları mümkün.

                Telif hakları ve telif ücretleri konusuysa epey karmaşık. Müzik endüstrisinin başına gelenler bir gösterge olacaksa, yayıncılık endüstrisinin işi sıkı tutmak için tüm gücüyle bastıracağını söylemek kehanet sayılmaz. Sony şimdiden kitap paylaşımını engellemek ya da kitapların sınırlı bir süreliğine (diyelim ki bir ay) satılmasını sağlamak, bu süre dolduktan sonra o dosyanın görüntülenmesini engellemek gibi arayışlar içinde.

                Önümüzdeki on yıl, kültürel tüketim açısından pek çok kalıcı değişime gebe, kitaplar da bu değişimde yerlerini alacak; 2020 yılına geldiğimizde, belki daha da önce, bambaşka şeylerden konuşuyor olacağız.