|
|
|
16
şubat
2006 pano:

kedi istemediğinize emin misiniz? solda
şimşir, sağda ali kemal, sizi bir daha düşünmeye ikna edebilir
mi?
şefin
salatası:
Dünyada
Dünya Kitapları
Küreselleşme
dediğimiz şey, Amerikan kültürünün ve İngilizcenin tüm dünyada
yaygınlaşması mı, yoksa yerel kültürlerin, hatta bireysel
üretimlerin tüm dünyada alıcısına, meraklısına ulaşma olanağı
bulabilmesi mi? Kestirme bir yanıt vermek kolay değil bu soruya;
her ikisinin de değişik ölçülerde görüldüğü söylenebilir, ama
bence tartışmaya gerek olmayan şeylerden biri, kültürler arası
dengesizliğin, eşitsizliğin varlığı.
Bu eşitsizlik, bazı kültürlerin ürünlerinin
küresel ekonomi tarafından neredeyse “kendiliğinden” dünyanın
dört bir yanına taşınmasını sağlarken, bazı kültürleri, kendi
ürünlerini yayabilmek için rüzgara karşı, akıntıya karşı, yokuş
yukarı uğraşmak zorunda bırakıyor. Türkiye bu uğraşı vermek
zorunda kalan ülkelerden biri; bizdeki kültürel üretimin
kendiliğinden yayılma ve tanınma oranı çok düşük, o nedenle de
bireylerin, kurumların ve devletin çabası ve aktif desteği
gerekiyor.
Bu durum Türkiye’ye özgü değil elbette.
Amerika’nın ve İngilizcenin hegemonyasına karşı başta Fransa ve
Almanya olmak üzere çeşitli ülkeler, kendi sanatçı ve
yazarlarının ürünlerinin dünyada yaygınlık kazanması için büyük
çaba gösteriyor, ciddi bütçeler ayırıyorlar. Onlar kadar
ağırlığı olmayan ya da benzer bütçeler ayıramayan ülkeler bile
boş durmuyor.
Arap edebiyatını ele alalım. Arap dünyasına olan
kültürel yakınlığımıza ve ortak geçmişimize karşın çağdaş Arap
edebiyatının Türkiye’de hakkıyla tanındığını söylemek zor; aynı
durum Avrupa için de geçerli. 15 yıl önce Almanya’ya göç etmiş
olan Mısırlı romancı Khaled Abbas, Sphinx adında, Berlin ve
Kahire merkezli bir temsilcilik ajansı kurarak bu konuda
birşeyler yapmaya karar vermiş insanlardan biri. Arap
edebiyatının Almanya’da daha çok küçük yayınevleri tarafından
yayımlandığını söyleyen Abbas, iki kültür arasında var olası
gereken köprülerin henüz kurulmadığına, dolayısıyla iki tarafın
birbirini anlayamadığına dikkat çekiyor. Sphinx, her yıl 40
dolayında kitabın temsilciliğini üstleniyor ve web sitesi
aracılığıyla bunları Alman yayıncılarına tanıtıyor. Kitap
seçimlerinde, Alman okurunun ilgisini çekebilecek yapıtlara
öncelik veriliyor. Abbas, Mısır devletinden maddi destek
görememekten yakınıyor.
İsviçre’de yaşayan edebiyat eleştirmeni Hassan
Hammad ise Lisan adında yeni bir kültür dergisi
yayımlamaya başlamış. Çeşitli Arap yazarlarını Almancaya
çevirmiş olan Hammad, dergisinin Almanca okurlarıyla Arap
edebiyatının buluştuğu bir platform olacağını umuyor. Lisan,
edebiyat türleri, kuşaklar ve trendler açısından belirgin bir
çeşitlilik sunma, genç sesleri duyurma çabası içinde. Hammad’a
göre asıl sorun, Arapça yapıtların çevrilmemiş olmasında değil (DTV
gibi büyük bir Alman yayınevinin listesinde 50’ye yakın
Arapçadan çeviri yapıt olduğunu belirtiyor), Arap edebiyatının
bir bütün olarak sunuluş biçiminde. Dergi, bu sunumu
değiştirmeye ve Arap edebiyatındaki canlılığı yansıtmaya
çalışıyor.
Uzakdoğu’da da kıpırdanmalar var. Japonya ve
Çin, küresel kültür ekonomisine dahil olmayı başarmışsa da,
onlar kadar güçlü olmayan ülkeler daha yolun çok başında. Bir
kamu kuruluşu olan Vietnam Kitap Şirketi’nin genel müdürü Tran
Tan Ngo, “Vietnam kültürünü popülerleştirmek için” İsviçre’de
bir Vietnam kitapçısı açma çalışmaları başlatmış. Tran Tan Ngo
çeşitli uluslararası kitap fuarlarına katılıp Vietnam dilinde
çok az sayıda kitap görünce birşeyler yapmaya karar vermiş.
Vietnam’daki İsveç Büyükelçisi’yle arası iyi olduğu için de işe
İsviçre’den başlamış. Henüz yeterli sayıda çeviri bulunmamasına
karşın, açılacak kitapçının Vietnam kültürünü İsviçrelilere ve
ardından tüm Avrupa’ya tanıtacağına güvenen Tran Tan Ngo,
devletin çeviri konusunda kapsamlı bir plan oluşturması
gerektiğini söylüyor. Böyle bir plan olmadan ve kitapların
çevirisi gerçekleştirilmeden bu kitapçının ne satacağı, Vietnam
edebiyatının tek bir kitapçıyla nasıl tanıtılacağı belli değil
tabii, ama anlaşılan Vietnam bile birşeyler yapmak gerektiğini
sezmiş durumda.
Kore Edebiyatı Çeviri Enstitüsü başkanı Chin
Hyung-joon, Kore edebiyatının geniş çapta tanıtıldığı 2005
Frankfurt Kitap Fuarı’nın, dünyaya açılma yönünden olumlu
katkıları olduğunu, ancak çeviri konusundaki darboğazı aşmadan
Kore edebiyatının küreselleşme sorununu çözemeyeceklerini
vurguluyor. Kültür Bakanlığı’na bağlı olan enstitünün bütçesi,
geçtiğimiz yıl 2.5 milyon dolardan 4 milyon dolara çıkarılmış.
Kore dilinde yazılmış 100 seçme yapıtın çeşitli Avrupa dillerine
çevrilmesi projesini savunan Chin, kitapların iddia edildiği
gibi yavaş çevrilmediğini, 81 kitabın çevirisinin
tamamlandığını, kitapları yayımlayacak yabancı yayınevlerine
verilen 5,000 dolarlık desteğin de boşa gitmediğini söylüyor.
“Bazı çevreler yapıtlarımızın dış pazarlarda ilgi görecek kadar
kozmopolit olup olmadığını sorguluyor, ama bence buradaki sorun
kitapların ya da çevirilerin kalitesi değil, edebiyatımızın
kendine özgülüğü ve tuhaflığı,” diyen Chin, Japonya’nın Meiji
döneminden beri kendi dilindeki yapıtların Batı dillerine
çevirisini desteklediğini ve geçen zaman içinde bu kitaplara
yönelik bir pazar oluştuğuna dikkat çekiyor, “Bizse hep onların
kitaplarını dilimize çevirdik, kendi kültürümüzü, tarihimizi ve
edebiyatımızı onlara tanıtmayı düşünmedik,” diyor. Enstitü,
bugüne kadar Koreli çevirmenlerle çalışmış, ancak anadili
İngilizce, Almanca ya da Fransızca olmayan çevirmenlerin
çalışmalarının yeterince iyi olmadığına karar vermiş. Bu yıl
başlatılan programla her yıl 50 yabancı öğrenciye, Kore’de Kore
dilinden çeşitli dillere çeviri eğitimi bursu verilecek.
Baştaki soruya dönersek: küreselleşme, ürünü
üretmekle değil, ürün için pazar oluşturmakla ilgili birşey
aslında. Yılda yalnızca 300-400 yeni çeviri yapıtla karşılaşan
Amerikan okurunun önüne konulacak üç-dört kitabın kaybolup
gitmemesi, o kitapların kültürüne, bağlamına yönelik canlı bir
ilginin varolmasına bağlı.
***
Poe’nun
gizli hayranı yine geldi
Edgar Alan
Poe’nun Baltimore’daki mezarına, 57 yıldır her 19 Ocak günü bir
demet gül ve bir şişe konyak bırakan gizli hayranı, bu yıl da
geldi. Poe Evi ve Müzesi’nin küratörü Jeff Jerome, 1976’dan beri
bu gizli hayranı bizzat gördüğünü söylüyor; 1993 yılında gülle
içkinin yanısıra bırakılan “Meşale devredilecek” notundan yola
çıkarak, bunun kuşaktan kuşağa sürdürülen bir gelenek olduğunu
düşünüyor. Nitekim bir başka nottan anlaşıldığı kadarıyla ilk
ziyaretçi 1998’de ölmüş ve geleneği oğulları sürdürüyormuş.
Bu yıl, gizli hayranın kim olduğunu anlamak için
25 kişilik bir grup toplanmış ve normalde kapısı kilitli
mezarlığın duvarlarından tırmanarak “adamın içeri nasıl
girdiğini anlamaya çalışmış.” Jerome bu durumdan hiç
hoşlanmadığını, bu ayine büyük saygı duyduğunu söyleyerek gizli
hayranı ortaya çıkarmaya yönelik çabaları kınıyor.
Edgar Alan Poe 7 Ekim 1849’da ölmüştü.
***
Nobel
Ödüllü Belediye Başkanı Adayı
79 yaşındaki
İtalyan oyun yazarı Dario Fo, Milano belediye başkanlığına
adaylığını koydu. “Ben ılımlı değilim” sloganıyla yola çıkan ve
merkez sol oyları toplamayı amaçlayan Fo’nun karşısında üç aday
vardı, ama asıl yarış, Fo’yla Milano’nun eski emniyet müdürü
Bruno Ferrante arasında oldu. Fo, seçilirse merkez sağ yönetimin
şehirdeki yıkım planlarını durduracağını, yoğun trafiğin yol
açtığı hava kirliliğini engellemek için araç vergisi koymak
istediğini ve “Milano’yu yıllardır yöneten hırsızları
kovacağını” söylüyordu. Ancak anlaşılan Fo’nun yaşı ve
deneyimsizliği, seçmenlerin ona belediye başkanlığını emanet
etmesini engelledi ve Ferrante, İtalya’nın ikinci büyük şehrinin
yeni başkanı seçildi.
|