cem akaş  
   
  G İ R İ Ş  K A P I S I 

in english

giriş kapısı

cem akaş kimdir,
sebepleri nelerdir

bibliyografya

okuma malzemesi

deep freeze:
şefin salatası&vitriol

üzerine yazılar/söyleşiler

tek uçlu ipler

dinleme malzemesi

ağ komşuları

geldim, gördüm, diyeceğim var!

başkaları ne demiş?

e-mail

  6 nisan 2006

 

şefin salatası:

Solarisler Solmaz!

Stanislaw Lem bilimkurgudan hoşlanmazdı; bilimkurgu romanları okumayı vakit kaybı sayar, bilimkurgu yazarı olarak görülmekten de nefret ederdi. Bütün bunlar, geçtiğimiz hafta 84 yaşında kalp yetmezliğinden ölen Polonyalı yazarın, tüm haber ajanslarında ve yayın organlarında “20. yüzyılın en büyük bilimkurgu yazarlarından biri” olarak anılmasını engellemeye yetmedi elbette.

                1921’de, bugün Ukrayna sınırları içinde kalan Lviv’de doğan Lem, İkinci Dünya Savaşı nedeniyle tıp öğrenimini yarıda bıraktı. Savaş sırasında makine ustası olarak görev yaptı, savaşın bitiminde tıp öğrenimini sürdürdü, ancak yeniden askere alınacağı endişesiyle diploma sınavlarına girmedi. 1950’lerde kaleme aldığı ve sonraları “fazla basit” bulduğu bilimkurgu kitapları, dönemin Komünist yönetiminin tepkisini çekti, çünkü ele aldığı “sibernetik” kavramı yasaklanmıştı.       Lem’in birçok kitabı, alışıldık “bilimkurgu”nun sınırlarını gerçekten de zorlar; insanlıkla, insan anlığının sınırlarıyla, iletişimin mümkün olup olmadığıyla, toplumsal yapılarla yakından ilgilenen Lem, Küvette Bulunan Günce ve Gelecekbilim Kongresi gibi romanlarında, gelişkin makinelerinin ağırlığı altında ezilen teknokratik toplumları ele alarak soğuk savaş dönemini karanlık bir mizahla hicveder. Bazı kitaplarıysa felsefe ve deneysel yazının belirgin izlerini taşır: Türkçeye çevrilmemiş olan Summa Technologiae, sibernetikle biyoloji hakkında kafa yorar; Kusursuz Bir Boşluk’sa bir tür meta-romandır, yazılmamış 16 romanın eleştirisinden oluşur, bu 16 romandan biri de Kusursuz Bir Boşluk’un kendisidir: “Lem, yaptığı bu numaraları kimsenin anlamayacağına gerçekten inanmış mıydı?” der eleştirinin yazarı.

                Lem’i büyük üne kavuşturan kitap, 1961’de yayımlanan ve 1972’de Andrei Tarkovski, 2002’de de Steven Soderbergh tarafından filme çekilen Solaris oldu. Burada da bilinçdışının işleyişi ve bu konudaki psikanalitik kuramlar, romanın temel yapısını oluşturuyordu.

                Arthur C. Clarke, Isaac Asimov, Philip K. Dick ve Ursula K. Le Guin’le karşılaştırılan, 35 dile çevrilen, kitapları 27 milyonun üzerinde satan Stanislaw Lem, Türkçede 14 kitabıyla temsil ediliyor; İletişim’den çıkan bu kitapların uzun süredir baskısı yok bildiğim kadarıyla.

                İran’da yayımlanan Şark gazetesinde, 2004 yılında Lem’le yapılmış uzun bir söyleşi yayımlandı. Peyman İsmaili’nin “bilimkurgu sizin için ne ifade ediyor?” sorusuna Lem şu yanıtı veriyor:

                “Bilimkurgu okumayı bıraktım, çünkü ‘hazmedemediğimi’ gördüm; çoğu yazar, düşünsel değerlerle hiç ilgilenmiyor, tek düşündükleri, kitaplarının satışı. Bunu yazdım, anlatmaya çalıştım, ama karşılığında hakarete uğradım; bir genelevde ‘düşmüş kadınlar’ı kurtarmaya çalışan bir misyoner gibiydim. Kitaplarımın çoğu, bilimkurgu olarak kategorize edilmeyi hak etmiyor. Bence Cyberiad’ın ve Ölümlü Makineler’in bazı bölümleri, herşeyden çok Voltaire’e yakın. Kusursuz Bir Boşluk’un bilimkurguyla ne ilgisi var? Krakow ya da Manhattan’da geçmeyen herşeye bilimkurgu diyorlar. Gençliğimde birkaç kötü bilimkurgu romanı yazdım, sonra başka alanlara yöneldim, ama eleştirmenler beni hep bilimkurgu çukuruna geri itti. Bilimkurgu bende alerji yaratıyor. Ben asla vakit öldürmek için okumam. Vakit öldürmek, birisinin karısını ya da çocuğunu öldürmekten farksız. Vakitten daha değerli birşey yok.”

                Aynı söyleşide Lem, Solaris’in yazım sürecine de ışık tutuyor. Romanı büyük bir hızla yazmaya başlayan ve durmaya korkan Lem, son bölüme gelince tıkanmış ve bir yıl ara vermek zorunda kalmış. Kelvin’le Snaut adlı karakterlerin karşılaştığı bölümde, Snaut’u korkutan şeyin ne olduğunu bilmiyormuş, yazdıkça ortaya çıkmış. “Eleştirmenler Solaris’e bayıldı, hatta o kadar derin eleştiriler yazıldı ki bir kısmını zar zor anlayabildim,” diyen Lem, Tarkovski’nin yaptığı filme itirazlarını da dile getiriyor: “Birincisi, filmde Solaris gezegenini görmek isterdim. İkincisi, tartışmalarımızdan birinde Tarkovski’ye çektiği filmin Solaris değil, Suç ve Ceza olduğunu söyledim. Filmde, korkunç bir karakter olan Kelvin’in zavallı Harey’i intihara sürüklediğini ve sonra biraz pişmanlık duyduğunu anlıyoruz, Harey’in ne idüğü belirsiz koşullarda yeniden belirip durması da bu duyguyu güçlendiriyor. Asıl berbat olanı Kelvin’in anne-babasıyla teyzesinin ortaya çıkmasıydı... O noktada artık arabayı farklı yönlere çekmeye çalışan iki at gibiydik. İstasyonda tanıdığımız insanların yaşamları, varoluşsal birtakım anekdotlar değil, insanların Kozmos’taki yeriyle ilgili büyük sorular! Tarkovski’nin kahramanlarımı duygusal bir sosa banmasını katlanılmaz buluyorum... Soderbergh’in filmi hakkında söyleyebileceğim pek birşey yok. Anladığım kadarıyla eleştirmenler bunun Tarkovski’nin filminden türetildiğini düşünmüş. Tam bir gişe başarısızlığına uğradığı muhakkak.”

                Stanislaw Lem, yayımlanan 40 kadar kitabından sonra, yirmi yılı aşkın bir süredir yeni birşey yazmıyordu.

***

Etiyopyalı Şairin Ölümü

Geçtiğimiz ay Stanislaw Lem’in yanısıra, Etiyopya’nın en büyük şairi de öldü. Tsegaye Gabre-Medhin aynı zamanda ülkesinin yetiştirdiği en büyük oyun yazarı sayılıyordu; 30’un üzerinde oyun yazan Tsegaye, aynı zamanda başta Shakespeare, Brecht ve Molière olmak üzere pek çok Batılı yapıtı da Etiyopya’nın resmi dili olan Amhara diline çevirdi. Kolonyal güçlerden bağımsız kalmayı genelde başarmış çok eski bir krallık olan Etiyopya’ya baktığında, tüm Afrika kıtasının onurunu ve potansiyelini görüyordu. 1993’te yayımlanan bir söyleşisinde, “Nefretin üstüne bir gelecek kuramazsınız, çünkü nefret umudun düşmanıdır,” demişti.

                Tsegaye 1959’da Chicago’da Blackstone hukuk fakültesini bitirdi, ama tiyatroya gönül verince Londra’daki Royal Court Theater ve Paris’teki Comédie-Française’de deneysel tiyatro okudu. 1961’le 1971 arasında Etiyopya Ulusal Tiyatrosu’nun sanat yönetmenliğini yürüttü, 1970’lerin sonunda da Addis Ababa Üniversitesi’nin tiyatro bölümünü kurdu. On yıl sonra, ulusal tiyatronun genel müdürüyken ülkenin askeri cuntası tarafından tutuklandı ve kitapları yasaklandı; sonraki yıllarda farklı rejimler, benzer yasaklamaları sürdürdü, ama sonunda tüm oyunları ya Etiyopya’da, ya da dünyada sahnelendi. Yeni kurulan Afrika Birliği, 2002 yılında Tsegaye’nin şiirlerinden birini resmi marşı olarak kabul etti.

***

21. Yüzyıl Kütüphaneleri

Çoğumuz için “kütüphane”, günlük yaşamın parçası olan bir mekan değil; en son ya okul kütüphanesini kullanmış, ya da okul gezisiyle büyük bir kütüphaneye gitmişizdir herhalde. Bir dönem, Türkiye çapındaki kütüphanelerin canlandırılması yönünde sanırım Kültür Bakanlığı’nın bir girişimi oldu (en azından gazetelerdeki boy boy ilanları hatırlıyorum), ama kaydadeğer bir sonuç alınamadı. Türkiye’de kitap okuma oranlarının düşüklüğü söz konusu olduğunda, kitap fiyatlarının yüksekliği neden olarak gösterilir hep; “doğru dürüst kütüphane”ler olsa bu sorunun üstesinden gelmenin mümkün olabileceği de kimi zaman söylenir, ama bu “doğru dürüst kütüphane”nin tanımı ya bir türlü yapılamaz, ya da bu tanımı yaşama geçirmek mümkün olmaz.

                Kitap okuma oranlarının Türkiye’yle karşılaştırılamayacak kadar yüksek olduğu İngiltere’de çeşitli devlet organları, sivil toplum örgütleri ve özel sektör elele vererek “Geleceğin Kütüphaneleri Ortaklığı”nı kurmuş ve üç kütüphaneyi 12 hafta içinde, ülkedeki 4200 kütüphaneye model oluşturacak şekilde dramatik bir dönüşümden geçirmeyi hedefleyen Love Libraries (“Kütüphaneleri Sevin”) kampanyasını başlatmış. Öncelikle yetişkinlerin kütüphane kullanımının arttırılması hedefleniyor (çocuklar son yıllarda kütüphanelerden artan oranlarda yararlanıyormuş zaten). Mevcut kütüphanelerdeki uygulamaların iyileştirilmesi ve 21. yüzyıla ayak uyduran kütüphanelerin halka tanıtılması projesini yazarlar ve yayıncılar da destekliyor.