|
20 nisan
2006
şefin
salatası:
İlaç
Reklamı Niyetine Roman!
İlaç
sektörünün diğer sektörlerden önemli bir farkı, reklam yapma
konusunda çok ciddi kısıtlamalar altında bulunması, bu nedenle
de ürün tanıtımı için “üçüncü şahıs stratejisi” izlemek zorunda
kalması: kendi yapamadığı tanıtımı başkalarının yapmasını
sağlamak. Türkiye’de olduğu gibi dünyada da böyle bu;
doktorlarla, hastanelerle, hükümetlerle, televizyon
yapımcılarıyla yakın ilişkiye girip ilaçlarının talep
edilmesini, reçetelere yazılmasını, kulaktan kulağa duyulmasını
sağlamaya çalışıyor ilaç şirketleri. Bunda kızacak birşey yok:
rekabetin olduğu yerde tanıtım da oluyor haliyle. Ancak iş bazen
şirazesinden çıkıyor işte.
Kuzey Amerika’da ilaç satışlarıyla ilgili bir
bilgi vererek konuyu kitaba bağlayacağım: ABD’de üretilen
ilaçlar Kanada’da daha ucuza, kimi zaman onda biri fiyatına
satılıyor, çünkü Kanada devleti, ilaç fiyatlarının üst sınırını
belirliyor, bunu yaparken de 6 Avrupa ülkesinde aynı ilacın ya
da muadilinin fiyat ortalamasını alıyor. Amerikalı ilaç
şirketleri buna razı, çünkü ilaçları geliştirme maliyeti yüksek
ama üretme maliyeti düşük; dolayısıyla yüksek fiyatla Amerika’da
ilaçlarını satarak ar-ge masraflarını çıkarıyor, düşük üretim
maliyetlerinin üstüne yine iyi bir kar koyup daha düşük fiyatla
da olsa Kanada’da satabiliyorlar.
Burada bir sorun var: Kanada’yla Amerika kapı
komşusu ve iki ülke arasında sınır/gümrük neredeyse yok.
Dolayısıyla çok sayıda Amerikalı, “bavul ticareti “
yapmak için Kanada’ya gidip ya da internete girip ilaç
alışverişi yapıyor. 2005 yılında Amerikalıların Kanada’dan
toplam 1 milyar dolarlık ilaç aldığı hesaplanmış.
Amerika’daki ilaç üreticilerini temsil eden en
büyük lobi grubu PhRMA’nın cin fikirli yöneticilerinden biri, bu
gidişe dur demek için Kanada eczanelerinden ilaç almanın
tehlikelerini vurgulayacak ve insanları caydıracak bir gerilim
romanı yazdırmayı akıl etti. Ancak işler umulduğu gibi
gelişmedi.
Yazılma sürecindeki adıyla The Spivak
Conspiracy (“Spivak Komplosu”), bir grup kötü kalpli Hırvat
Müslümanın ABD’ye, Kanada eczanelerinde satılacak zehirli
ilaçlar aracılığıyla saldırması üzerine kuruluydu. PhRMA’nın
danışmanı (ve ünlülerin boşanma avukatı) Mark Barondess, bu
romanı yazdırma fikrini PhRMA’nın başkan yardımcısı Valerie
Volpe’ye götürdü; Volpe kitap için 300,000 dolara kadar ödeme
yapmayı kabul etti ve bu proje için bir hesap açtı. İlk etapta
PhRMA’nın onayıyla 100,000 dolar çeken Barondess, bunun 75,000
dolarını Los Angeles yayınevlerinden Phoenix Books’a verdi, 25
binini de hizmet komisyonu olarak kendisi aldı.
Phoenix Books, hayalet yazar Julie Chrystyn’le
anlaştı; kitabın editörü ve eş yazarı ise telekom girişimcisi
Kenin Spivak oldu. İkili, ilaçlara zehir katan Hırvat
teröristlerle ilgili romanı iki ay gibi kısa bir süre içinde
yazıp teslim etti. İşlerin sarpa sarmaya başlaması da bu noktada
oldu.
Geçtiğimiz Temmuz ayında Barondess, kötü
yazılmış olduğu gerekçesiyle romanı reddetti. Spivak’ın
ifadesine göre bunun suçu Volpe’de: ilaç politikaları hakkında
uzun polemikler konmasını, kitabın kadın okuyuculara hitap
etmesi için de (Kanada’dan ilaç alanların çoğunluğunu kadınlar
oluşturuyor çünkü) basitleştirilmesini istemiş.
Barondess, bu projeden birşey çıkmayacağına
karar verince kitabın iki yazarına, sessiz kalmaları için toplam
100,000 dolar teklif etti. Ancak Spivak’la Chrystyn bu teklifi
kabul etmedi, kitabı baştan yazdı ve adını The Karasik
Conspiracy (“Karasik Komplosu”) olarak değiştirdi. Aralık
ayında Phoenix Books tarafından yayımlanan 400 küsur sayfalık
kitapta göçmen Slav kaçakçısı milyarder Ken Karasik, ailesi
Miloseviç tarafından öldürülünce şeytanca bir intikam planını
uygulamaya koyuyor. İşin ironik yanı, ilaç devi PharmCorp’un da
aynı planı yapmış olması.
Belli ki yazınsal değeri için alınmayacak bir
kitap olmuş “Karasik Komplosu”, ama satışları hiç de fena
gitmiyor. Kitap çıktığından beri PhRMA kendini bu hikayeden
sıyırmaya çalışıyor. İletişimden sorumlu müdür yardımcısı Ken
Johnson, kuruluşun üst yönetiminin bu projeden haberi
olmadığını, alt düzeyden bazı “hain”lerin kendi kendilerine
böyle birşeye kalkıştığını söyledi. Volpe görevden
uzaklaştırıldı.
***
Starbucks’larda Kahve, Kurabiye ve Kitap
Tüm dünyada
toplam 8000 şubesi olan, Amerika’nın en büyük kafe zinciri
Starbucks, geçen yıl müzik CD’leri satmaya başlamıştı; bu yılsa
DVD ve kitap satışı için de girişimlerde bulunduğunu duyurdu.
Rakiplerinden farklılığını vurgulamak için müşterilerine kültür
ürünleri sunma kararı alan Starbucks’ın sponsorluğunu yaptığı
Akeelah and the Bee adlı film bu ay gösterime giriyor;
kitaplarıysa ya kendileri yayımlayacak, ya da var olan bir yayın
şirketiyle ortaklığa gidecekler. Kitapların türü hakkında bir
açıklama henüz yapılmadı. Starbucks’ın yönetim kurulu başkanı
Howard Shultz, “Biz bir eğlence şirketi değiliz, ama
müşterilerimizin alıştığı ve sevdiği kahve deneyiminin temelini
destekleyen bir eğlence stratejimiz olmasını istiyoruz,” diyor.
***
Dan Brown
Davası Sonuçlandı
Anımsayacaksınız, Dan Brown’un Da Vinci
Şifresi fikrini kendi
kitaplarından çaldığını iddia eden Richard Leigh ve Michael
Baigent, kitabın yayınevi Random House’a dava açmıştı. Dava
geçtiğimiz günlerde sonuçlandı.
Holy
Blood, Holy Grail
(Kutsal Kan ve Kutsal Kase) adlı kitabın iki yazarı (üçüncü
yazar Henry Lincoln davaya katılmamıştı) , Dan Brown’un
HBHG’den
parçalar çaldığını kanıtlayamayınca bu kitaptaki temaların
çalındığı iddiasında bulundular, fakat bunda da yargıcı ikna
edemediler. Dolayısıyla “başkasının fikrinden yararlanmak”ta bir
sorun olmadığı, ifadelerin çalınmasının sorun olduğu anlaşıldı.
Eğer Dan Brown’un,
HBHG’deki
cümlelerden ya da paragraflardan bazılarını aynen kullandığı
ortaya çıksaydı, durum farklı olacaktı. Şimdi davacılar, davalı
Random House yayınevinin mahkeme masraflarının %85’ini (yaklaşık
4 milyon YTL) ödemek zorunda.
Hukukçular, bu davanın daha en
başından “kamikaze” bir dava olduğunu söylüyor. Yazarlar kendi
kitaplarının tanıtımı için böyle bir işe kalkıştıysa,
HBHG’nin
satışlarındaki artış, kendi masraflarını çıkarmaya yetmedi.
Sonunda kazanan,
HBHG’nin
ve
Da Vinci
Şifresi’nin
yayıncıları, Dan Brown,
Da Vinci
Şifresi’nin
filmi ve davaya katılmadığı için cebinden para çıkmayacak ama
artan satışlardan pay alacak olan üçüncü yazar Henry Lincoln
oldu.
***
Riyad Kitap Fuarı Olaylı Geçti
Riyad Uluslararası Kitap Fuarı etkinlikleri,
muhafazakar izleyicilerin protesto gösterilerine ve etkinlikleri
engelleme çabalarına sahne oldu. Etkinliklere katılan ve en ön
sıralara oturan muhafazakarlar, konuşmacılara müdahale etmekle
ve podyuma çıkıp konuşma yapmaya kalkışmakla kalmadı, kimi şair
ve yazarları da tartakladı. Kadınların ve erkeklerin ayrı
bölümlerde izlediği bu etkinliklerde, romanlara getirilen
kısıtlamalar ve medyada sansür gibi uygulamaları savunan
muhafazakarlar, sansürün kaldırılmasını istemeyi Batı kültürünün
uşağı haline gelmekle ve İslam ilkelerini terk etmekle
özdeşleştiriyor.
Riyad fuarında bu yıl ilk kez
aileler de fuar alanını gezebildi. Bundan önce on günlük fuarın
altı gününde erkekler, dört günündeyse yalnızca kadınlar içeri
alınıyordu. Ancak erkek konuşmacılar, davetli bile olsalar
ailelere ayrılmış günlerde fuarı gezemedi. Fuarın daha liberal
Cidde’ye taşınması önerisineyse bazı yazarlar sıcak bakmadı;
sorunla Riyad’da yüzleşmenin çözüm için en doğrusu olduğunu
söyleyen Fevziye Abu Haled, “Böylece olaylar su yüzüne çıkıyor
ve tartışılıyor. Bazı kişiler toplumsal gelişmenin önünde
duruyor ama bedel ödememiz gerekse bile ilerlemeyi
bırakmamalıyız,” diyor.
|