cem akaş  
   
  G İ R İ Ş  K A P I S I 

in english

giriş kapısı

cem akaş kimdir,
sebepleri nelerdir

bibliyografya

okuma malzemesi

deep freeze:
şefin salatası&vitriol

üzerine yazılar/söyleşiler

tek uçlu ipler

dinleme malzemesi

ağ komşuları

geldim, gördüm, diyeceğim var!

başkaları ne demiş?

e-mail

  9 haziran 2006

 

şefin salatası:

Sahibinden Zaptedilecek Kaleler

Önümüzdeki bir ay içinde Dünya’yı ziyaret edecek olan uzaylılar, tur rehberleri tarafından herhalde gerektiğince bilgilendirilmiştir, ama ben kendilerini yine de kısaca uyarmak isterim: herkesin ya maç seyrediyor, ya da maç seyretmeyi bekliyor olmasına, uyanık saatlerinin hemen hemen tamamını ve uykudaki saatlerinin de önemli bir bölümünü futbol hakkında konuşarak ya da en azından kafa yorarak geçirmesine bakıp, bunun 2006 Dünya Kupası’na özgü bir bozukluk olduğunu sanmayın sakın. Artık anonimleşmiş bir düşünürün şu sözü, insan işi uygarlığın son yapıtaşıydı: “Dünya yuvarlaktır. Top da yuvarlaktır. Demek ki dünya, toptur.” Gerisi laf-ı güzaf.  

                Yayıncılar da, her zaman oldukça iyi satan futbol kitaplarına bu vesileyle yenilerini eklemiş durumda. Diego “Tanrının Eli” Maradona’nın 2000 yılında yayımlanan biyografisi, çeşitli dillere çevriliyor, yeni baskılar yapıyor. 1986 Dünya Kupası’nda İngiltere’ye karşı ilk golünü elle, ikincisiniyse İngiliz oyuncularının neredeyse hepsini çalımlayarak atan ve Falkland’ın acısını çıkaran, sonraki yıllardaysa adı kokainle birlikte anılır olan Maradona’nın kitabı, bu günlerde Türkçede de yayımlanacak.

                FİFA, 100 yıllık kurum tarihini ele alan bir kitap yayımladı. Pierre Lanfranchi, Christiane Eisenberg, Tony Mason ve Alfred Wahl adlı dört tarihçinin kaleminden çıkan bu kitap, futbolun tarihinden kurallarına, ünlü oyuncularından önemli maçlara dek pek çok konuyu ele alıyor ve bol görsel malzeme sunuyor. Henry Kissinger’ın ofsayt kuralını değiştirmeye çalışması ya da bazı hakemlerin ruhsal bozuklukları gibi ilginç hikayeler de var kitapta.

                Dünyanın en iyi tanınan siması David Beckham’la ilgili dört kitap birden çıktı İngiltere’de, yıl içinde dört tane daha çıkacak üstelik. Kuşkusuz çok yetenekli bir oyuncu olan Beckham, yine de artık oyunuyla değil, ünüyle, süperstar oluşuyla, yani adından söz ettirmesiyle adından söz ettiriyor. Beckham’ın yaşamını konu alan kitapların ortak noktası, sıkıcı olmaları. Hiçbirinde, Beckham’ın hatırlanmaya değer tek bir sözü yok. Birinde yazar, ünlü futbolcunun peşinde yedi ay (ve 270 sayfa) boyunca dolanıyor, sonunda karşılaştıklarındaysa aralarında geçen konuşma şundan ibaret:

                “Sağ kanatta oynamayı hiç özlüyor musunuz?”

                “Hayır, hiç.”

                “Hiç mi?”

                “Hiç.”

Bir başka kitaptaysa Beckham’ın bir röportaja yalınayak çıkmasına o kadar çok yer ayrılmış ki, sayfa doldurmanın başka yolu kalmamış diye düşünüyor insan.

                İtalya’da “calcio”nun (İtalyanların futbol için kullandığı sözcük) bugünkü durumu ve Mussolini’den Berlusconi’ye futbolun gücüyle ilgili kitaplar yayımlanıyor. 1934’te dünya şampiyonu İtalya, İngiltere’yle İngiltere’de karşı karşıya gelmişti; maçı kazanan taraf, gayriresmi olarak “dünyanın en iyi takımı” unvanını alacaktı. Highbury stadyumunu dolduran 61 bin izleyicinin yanısıra, yüzbinlerce insan da radyo başından maçı takip ediyordu. Tam bir savaşa dönüşen maçın 12. dakikasında İngiltere 3-0 öndeydi ve bir de penaltı kaçırmıştı. Ancak İtalyanlar mücadeleyi bırakmadı ve sonunda maçı 3-2 kaybetmelerine rağmen, ülkelerinde milli kahraman olarak karşılandılar. Mussolini’nin büyük önem verdiği konulardan biriydi milli takım, bir diğeri de ülkenin her yanında büyük stadyumlar inşa edilmesiydi. Ama burada beklenmedik bir sorun ortaya çıktı: kent takımları, Faşizm’in hiç de işine gelmeyen bir “yerellik”i öne çıkarıyordu ve dolayısıyla Mussolini’nin radikal milliyetçiliğiyle çelişiyordu. Futbolla politikanın birbirlerinden beslenmesi, günümüze kadar gelen bir gelenek oldu İtalya’da. Yakın zamana kadar başbakan olan ve Milan’ın başkanlığını yapan Berlusconi de bilindiği gibi politik kariyerini futbolla iç içe biçimlendirdi (politikaya atılmasını “sahaya inmek” olarak duyurmuştu).  

                Fransa’da son bir ayda futbolla ilgili 100’ün üstünde kitap yayımlandı. Bu kitaplardan bazıları futbolun basit bir oyun olduğunu, futboldan hiçbir şey anlamayan insanlar tarafından karmaşıklaştırıldığını, entellektüel bir nitelik kazandırma çabasıyla abartıldığını ileri sürüyor. Daha çoğuysa futbol efsanesine, futbol tarihine odaklanan, yaşamöykülerini ele alan kitaplar ve futbollu oportünist romanlar. PUF yaynevi bir futbol sözlüğü yayımlamış; “absurde”den “Zidane”a kadar 63 madde var sözlükte; aralarında Proust’un da bulunduğu pek çok yazardan, futbolla ilgili alıntılar da cabası. Pascal Boniface, futbol ve küreselleşmeyi ele alan kitabında oyunun jeopolitik açılımlarını sorguluyor.

                Almanya’daysa, Almanların alışıldık “düzgün ama sıkıcı” imajını kırmak için olsa gerek, oyuncuların, teknik direktörlerin, hakemlerin ve yorumcuların futbolla ilgili “özlü sözler”inden oluşan matrak bir CD piyasaya sürüldü. Beckenbauer’den Matthaus’a kadar kimi ararsanız var, üstelik kendi sesleriyle.

                Bir ay boyunca, 64 maçta 128 kalenin korunma ve zaptedilme çabasına tanık olacağız; dünyanın kalesi, futbolun kendisi tarafından çoktan fethedilmiş olacak tabii.

* * *  

Çin’de Çeviri Kitap Patlaması

Küreselleşme dendiğinde ilk akla gelen ülkelerden biri olan ve ihracat gücüyle pek çok ülkenin korkulu rüyası haline gelen Çin, kitap konusunda giderek iştahlanan bir ithalatçı konumunda. Çeviri kitaplar, Çin’deki kitapçıların raflarından adeta uçuyor. Harry Potter 2000’den bu yana 7 milyon satmış; Bill Clinton’ın anıları 2005 sonunda 200 bini geçmiş; Da Vinci Şifresi’yse 650 binde. Çinli yayıncılar, Dan Brown’un diğer kitaplarının da iyi gittiğini söylüyor. Da Vinci Şifresi’nin başarısı, Çinli yayıncısı için şaşırtıcı olmuş;  Yilin Yayınevi’nin telif hakları müdürü Zhao Wei, “Din, gizem ve Batı kültüründen oluşan geri plan, Çinli okurların hoşuna gitti,” diyor, “Böylesine karmaşık bir kitabın performansı, Çinli okurların artık olgunlaştığını gösteriyor.”

                Dan Brown sevmek bir olgunluk göstergesi olabilir mi bilemiyorum, ama Çinlilerin yabancı kitaplara ısındığı açık. 200-2004 arası verilere göre toplam 41 bin kitap Çinceye çevrildi; bu arada 6,000 Çince kitabın da çeviri hakları yurtdışına satıldı. Çinceye çevrilen kitapların çoğunu eskiden klasikler oluştururken, son yıllarda ağırlık çoksatarlara kaymış durumda. Ancak Batıda çok satan bazı kitaplar burada başarılı olmayabiliyor. Bunun en iyi örneği Stephen King’in romanları; hayaletlerden korkan Çinli okurlar, King’den pek hazzetmemiş.

* * *

Kamboçya’da Yazar Olmak

Kızıl Kmerler’in Kamboçya’da iktidara gelmesinden bu yana 31 yıl geçti. Pol Pot yönetiminin politikaları sonucunda, ülkenin yaklaşık 38 bin entellektüelinden geriye yalnızca 300 kişi kaldı. 1970’ten 1998’e dek süren savaş döneminde elle çoğaltılan ve kapı kapı dolaşılarak satılan kitaplar, kıyımın dehşetini ve hayatta kalma mücadelesini konu ediniyordu. Ama Kamboçyalı yazarlar artık bunun ötesine geçmek istiyor. Öykü yazarı Phin Santel, “Soykırımla ilgili kitapların yanına, ülkemin bugününden gerçek hikayeler koymak istiyorum,” diyor.

                Kamboçya’yla ilgili yazılanların çoğu, İngilizler, Amerikalılar ve Fransızlar tarafından kaleme alınıyor; Kızıl Kmerler ülkenin temel altyapısını yerle bir ederken dili de ihmal etmemiş. Romancı Theary Seng, “Kmer dili kötüye doğru bir dönüşüm geçirdi, yazılışı, grameri, cümle yapısı ve güzelliği tümüyle değişti,” diyor.

                Yine de Kamboçyalı yazarlar, yeni dönemin yeni yazınını üretmeye koyulmuş durumda. Ödüller, destekler ve geçmişi geride bırakma isteği, Kamboçya’nın bugünkü hikayelerini anlatacakları cesaretlendiriyor.