|
|
|
30
haziran
2006
şefin
salatası:
Joyce’un
Torunu, Akademisyenlerle Savaşıyor!
Stanford Üniversitesi profesörlerinden, James
Joyce uzmanı Carol Shloss; Joyce ve kızıyla ilgili kitabında ve
internet sitesinde, Joyce’un yayımlanmış kitaplarından, el
yazmalarından ve kütüphane koleksiyonlarındaki özel
mektuplarından alıntılar yapmasını engellediği için, geçtiğimiz
hafta Joyce
vakfına dava açtı. İddianamede Joyce’un torunu Stephen James
Joyce ve vakfın mütevelli heyeti üyelerinden Sean Sweeney,
yazarla ilgili belgeleri yok etmekle, telif hakkı kapsamındaki
malzemeyi yasalara aykırı şekilde gizlemekle ve Joyce ailesinin
adını korumak için akademisyenleri tehdit etmekle suçlanıyor.
Tartışmanın kaynağını, Shloss’un 2003 yılında
Farrar, Strauss & Giroux tarafından yayımlanan araştırması
Lucia Joyce: To Dance in the Wake oluşturuyor. Shloss bu
kitapta Joyce’un “akıl hastası” kızı Lucia’nın (Jung, Lucia’ya
şizofreni teşhisi koymuştu), yazarın ünlü kitabı Finnegans
Wake’e ilham kaynağı olduğunu ileri sürüyor. Lucia Joyce 25
yaşındayken akıl hastanesine kapatılmış, 1982’de 75 yaşında
ölmüştü. Shloss’a göre Joyce ailesi Lucia’dan söz edilmesini
engellemek için 60 yılı aşkın bir süredir elinden geleni
yapıyor. Shloss’un kitapla ilgili araştırması 15 yıl sürmüş;
Lucia Joyce’un tedavi kayıtlarını, yaşamıyla ilgili bilgi içeren
Avrupa arşivlerini ve Joyce’un üniversite arşivlerinde bulunan
el yazmalarını didik didik etmiş. Shloss’a göre James Joyce,
kızının akıl hastası olduğuna hiçbir zaman inanmamış, tam
tersine, kendi dehasının ona geçtiğini söylemiş hep. Lucia’nın
geliştirdiği dilin Finnegans Wake’teki dile ilham
verdiğini, dansçılığınınsa kitabın kurgusunu biçimlendirdiğini
söyleyen Shloss’un kitabının tepki çekmesinin asıl nedeni,
baba-kız arasındaki özel ilişkinin tehlikeli boyutlara ulaşmış
olabileceğini söylemesi, bunu desteklemek için de Finnegans
Wake’ten bazı bölümleri (romanda Lucia’ya benzerlikler
gösteren Issy, babasının ve erkek kardeşlerinin tecavüzüne
uğrar) ve Joyce’un ensestle ilgili özel notlarını göstermesi.
Kitap yayımlanmadan önce yayınevi, vakıfla
başının derde girmemesi için alıntıların önemli bir kısmını
çıkartmış; Shloss’a göre bu alıntıların eksikliği,
eleştirmenlerin kitabı “dayanaksız ve hayal mahsulü” bulmasına
neden olmuş. Bu nedenle söz konusu alıntıları eksiksiz olarak
bir internet sitesinde yayınlamak isteyen Shloss, mahkemeden,
yasalarla vakfın kontrolüne verilmiş ancak aynı yasaların
“akademik çalışma amacıyla kullanılabilir” dediği bu malzemeyi
kullanmasında bir sakınca olmadığı yönünde bir karar çıkartmaya
çalışacak.
Konu teori ve pratikte çok ilginç aslında. Bir
yandan bir yazarın yasal varislerinin, o yazarın yazınsal yapıtı
hakkında ne gibi hakları olması gerektiği ve bu hakların ne
kadar süreceği tartışması, bir yandansa Joyce vakfının bu konuda
adının çıkmasına neden olmuş uygulamaları var. Pratik kısmından
başlayacak olursak: James Joyce’un torunu Stephen James Joyce ve
mütevelli heyeti üyesi Sean Sweeney’nin ilk vukuatı değil bu.
Stephen, dünyadaki Joyce uzmanlarının çoğu tarafından nefretle
karışık bir korkuyla anılan bir ad. Zaman zaman davetsiz olarak
katıldığı Joyce sempozyumlarında kürsüye çıkıp “Dedem burada
olsaydı gülmekten ölürdü,”demesiyle ünlü olan 74 yaşındaki
Stephen, 1980’lerin ortalarından beri vakfın yönetiminde tek söz
sahibi; Joyce’tan (Dublinliler, Ulysses ve Finnegans
Wake gibi kitaplar dahil olmak üzere) alıntı yapmak isteyen
tüm araştırmacılar da onun yazılı iznini almak zorunda.
Stephen’la akademisyenler arasındaki ilişki
hiçbir zaman çok parlak olmadı, ama zamanla daha da kötüledi.
Joyce’un karısı Nora hakkında Brenda Maddox’un yazdığı
biyografi, Lucia’nın akıl hastanesindeki yıllarını da anlattığı
için sinirlenen Stephen, bu bölümleri çıkarttırmakla kalmadı,
kitabın yazarıyla ayrıca bir anlaşma yaparak bu malzemenin
sonraki yıllarda, Maddox’un varisleri tarafından yayımlanmasına
da engel oldu. Bundan kısa bir süre sonra Venedik’te düzenlenen
Bloomsday sempozyumunda konuşan Stephen, teyzesi Lucia’nın
kendisine ve karısına yazdığı bütün mektupları yok ettiğini,
aynı şekilde Samuel Beckett’in Lucia’ya 1920’lerin sonlarında
yazdığı (Samuel ve Lucia kısa bir süre flört etmişti)
kartpostalları ve telgrafları da ortadan kaldırdığını açıkladı.
Stephen 1990’ların başlarında İrlanda Ulusal
Kütüphanesi yetkililerini ikna etti ve Joyce ailesinin, akademik
kullanıma açılmak üzere olan bazı yazışmalarına el koydu.
Uzmanlar bu mektupların da yok edilmiş olmasından korkuyor.
2004 yılında Stephen, Bloomsday’in yüzüncü
yıldönümünde, okuma günü düzenlenirse İrlanda hükümetine dava
açma tehdidi savurunca okumalar iptal edildi; huysuz torun,
İrlanda Ulusal Kütüphanesi’ni de, dedesinin elyazmalarını
sergilememesi konusunda uyardı (serginin gerçekleşebilmesi için
İrlanda Senatosu acil bir yasa değişikliği yapmak zorunda
kaldı). Stephen ayrıca onlarca araştırmanın yayımlanmasını
engelledi, geçtiğimiz yıldan bu yana da Joyce’tan herhangi bir
alın yapılmasına hiçbir şekilde izin vermiyor. James Joyce
Quarterly ve Joyce Studies Annual gibi, yalnızca
Joyce araştırmalarına ayrılmış akademik yayınlar, uzun yıllar
verimli bir şekilde çalıştıktan sonra artık birer birer
kapanıyor. Stephen vakfın yönetimini ele geçirdiğinden beri bin
beş yüzü aşkın mektup ve onlarca elyazması bulunduğu halde,
Joyce ya da ailesi hakkında neredeyse hiçbir yeni biyografi
çalışması yok.
Joyce vakfı yılda tahminen 300-400 bin dolar
kazandığı için Stephen mahkeme masraflarından hiç çekinmiyor ve
yıllar sürecek davalara gözü kapalı giriyor, zaman zaman ağzını
da bozuyor. Hoşlanmadığı projelerin sahiplerine, “Kendine yeni
bir iş bulmanı, mesela New York’ta çöpçülük yapmanı tavsiye
ederim, çünkü bundan sonra asla bir Joyce metninden alıntı
yapamayacaksın,” diyebiliyor. Bir üniversitenin futbol takımının
adını beğenmediği için, üniversitenin yayımlamak istediği bir
çalışmayı yasaklayabiliyor. İnternette Joyce’un metinlerinden
parçalar kullanmak isteyenlerden milyonlarca dolar talep
edebiliyor.
Stephen’dan ağzı yanan akademisyenler de boş
durmuyor. Uluslararası James Joyce Vakfı, 2004 yılında bir
komisyon kurarak, Joyce’un varislerinin davranışlarıyla ilgili
bir araştırma başlattı. Dünyanın dört bir yanından toplanacak
hikayelerin, Shloss gibi akademisyenlerin açacağı davalarda,
yasal bir hakkın kötüye kullanımına delil olarak sunulması
öngörülüyor. (Biz de Yapı Kredi Yayınları olarak Ulysses’i
basarken Sean Sweeney’den az çekmemiştik. “Sizin gibi barbarlar
Joyce’tan ne anlar?” anafikirli küstah mektubuna sert ve had
bildirir bir yanıt vermek zorunda kalmıştık.)
İşin kötüsü, Joyce’un yapıtı akademik araştırma
yapmak isteyenler için bir cennet. Bizzat Joyce,
çevirmenlerinden birine şöyle demişti: “Yazdıklarıma o kadar çok
bilmece koydum ki profesörler ne demek istediğimi çözmek için
yüzlerce yıl uğraşacak, bu da ölümsüz olmayı garantilemenin tek
yolu.” Bu bulmacaları, gazetede okuduklarından ve gündelik
yaşamdan pek çok malzemeyi kitaplarında kullandığını sık sık
söyleyen Joyce’un kişisel yaşamına başvurmadan çözmek de çok
zor. Öte yandan Joyce, özel yaşamına kimsenin burnunu
sokmasından hoşlanmazdı; özellikle mektupları konusunda çok
hassastı; Stephen en azından bunu çok iyi anlamışa benziyor.
Tabii Stephen Joyce türünün ilk ve tek örneği
değil. Pek çok ünlü yazarın varisi, ellerindeki gücü çeşitli
şekillerde kullanıyor; kimi zaman bu, gerçekten de yazarın özel
yaşamını korumaya yönelik oluyor, kimi zamansa yazarın yeni
kuşaklar tarafından okunmasını, tanınmasını engelleyecek denli
bencilce bir kontrole dönüşüyor. Uluslararası yasalar, bir
yazarın yapıtını, yazarın ölümünden sonraki 70 yıl boyunca telif
hakları kapsamında tutuyor bilindiği gibi (eskiden Amerika’da bu
süre 50 yıldı, ama Disney, Mickey Mouse’un, Bugs Bunny’nin vs.
haklarını 2003’te yitireceği için 1998’de yoğun bir lobicilik
faaliyetine girişti; bu nedenle yeni yasa Mickey Mouse Koruma
Yasası olarak tanınıyor). Dolayısıyla diyelim ki 1980’de ölmüş
bir yazarın varisleri, yazarın tüm yapıtı hakkında 2050 yılına
kadar söz sahibi oluyor; dilerse kitaplarının yayımlanmasını
bile engelleyebiliyor (olmaz ki demeyin; oluyor). Yapıt
hakkındaki çalışmalar söz konusu olduğundaysa işin teorisi çok
net değil: Amerika’da alıntılar için “makul kullanım” kıstası
var, ama bunun boyutu kesin olarak belirlenmemiş; bir cümleye
genelde ses çıkarılmayacağı kabul ediliyor, ama bir paragraf söz
konusu olduğunda bunun “makul” olup olmadığı aslında belli
değil. Bu yüzden de özellikle yayınevleri kendilerini sağlama
almayı ve tüm alıntılar için yazarlarının yazılı izninin talep
edilmesini istiyor. O zaman da karşınıza Joyce’un torunu
çıkabiliyor işte!
|