cem akaş  
   
  G İ R İ Ş  K A P I S I 

in english

giriş kapısı

cem akaş kimdir,
sebepleri nelerdir

bibliyografya

okuma malzemesi

deep freeze:
şefin salatası&vitriol

üzerine yazılar/söyleşiler

tek uçlu ipler

dinleme malzemesi

ağ komşuları

geldim, gördüm, diyeceğim var!

başkaları ne demiş?

e-mail

  1 eylül 2006

 

şefin salatası:

 

Geleneksel Fransız Çılgınlığı

Sonbahar geldiğinde yayıncılar yaz miskinliğinden kurtulur: önce ders kitapları, ardından fuar kitapları, sonunda da yılbaşı kitapları bir koşuşturma içinde basılır; yılsonu değerlendirmeleri yazanlar, Aralık gelip de hala bir yığın yeni roman çıktığını görünce umutsuzluğa kapılır.

                Fransızların “rentrée” geleneğiyle karşılaştırıldığında bizim telaşımız yine de bir kaşık suda koparılan fırtınayı andırıyor: bu sonbahar 683 roman, Goncourt, Renaudot, Femina, Médicis, Interallié ya da Académie française ödüllerinden birini alabilmek için hem jürilerin, hem de okuyucuların önünde kapışacak ve bunların önemli bir kısmı Ağustos’tan sonra yayımlanan kitaplar olacak. Bunların arasında yeni yazarlar, yeteneğini kanıtlamış yazarlar, uzun süredir beklenen yazarlar, okuyucusunun karşısına düzenli olarak çıkan yazarlar var. Fransızca yazılmış 477 romanın yanında, 206 yabancı roman söz konusu. Bunların arasında bazı kitaplar kaçınılmaz olarak atlanacak, bazılarıysa biraz fazla şişirilecek.

                Bu süreç, kendi içinde pek çok dedikodu ve söylentiyi de beraberinde getiriyor elbette. Yazar ve yayınevi stratejileri tartışılıyor, jürilerin eğilimleri masaya yatırılıyor, şanslar tartılıyor, şike kokusu alınıyor. Favoriler üç aşağı beş yukarı belli olmuş durumda: Yasmina Khadra, Laurent Mauvignier, Marc Weitzmann, Eric Chevillard, Alain Fleisher, Eric Faye, Benoît Duteurtre, Antoine Audouard, Jean-Marie Delacomptée, Pierre Charras, Akli Tadjer, Patrice de Méritens, Jacques A. Bertrand ve Alain Absire’in adları sıkça anılıyor. Jacques Roubaud, Gilles Lapouge ve Rezvani eski kuşak yazarlar, Frédéric Vitoux ise akademisyenler arasında başa güreşiyor. İlk ya da ikinci kitabıyla dikkat çeken yazarlar arasında Christian Authier, Gaspard Koenig, Christine Lapostolle ve Patrice Pluyette var.

“Bu işten anlayanlar”ın ne dediği de merakla izleniyor. Goncourt için Frédéric Beigbeder’in favorisi Laurent Mauvignier; François Nourissier kendi adına Christophe Bataille’a şans veriyor; Didier Decoin ise Nancy Huston diyor.

                Bir başka kategori de kışkırtıcılık yapan, tartışma yaratan yazarlar kategorisi. Burada birbirlerine hiç benzemeseler de Yann Moix, Maurice G. Dantec ve Christine Angot yan yana gelmiş. Phillipe Sollers, Angot’nun son romanı Rendez-vous’yu (”Randevu”) yere göğe sığdıramadığı gibi, yazarı için de “günümüz Fransız yazarlarının en iyilerinden” diyor. Herkes aynı fikirde değil: internette kendi blog’unu tutan, Nouvel Observateur’ün eleştirmeni ve Lire’in yöneticilerinden biri olan Pierre Assouline, “şiddet ve saldırganlığını çıkarırsanız, Angot’dan geriye ilginç hiçbir şey kalmıyor,” diyor.

                Yayıncı olup da 2006 “rentrée”sinde kendi kitabını yayımlatanlar da az değil. Table ronde’un yöneticisi Denis Tillinac’ın romanı Je nous revois (“Tekrar Görüyorum Bizi”), Gallimard tarafından yayımlanıyor. Tristram yayınevinin kurucusu Jean-Hubert Gailliot, Bambi Frankenstein’ı Olivier’den çıkarttırıyor. Phébus’ün yayın yönetmeni Daniel Arsand, kendi kitabını, Jean-Marc Roberts’in yönettiği Stock’a vermiş, Roberts’in kısa romanı ise Grasset’den çıkıyor. Gallimard’ın yayın kurulu üyesi Richard Millet’nin romanı Dévorations (“Yalayıp Yutmalar“) yine Gallimard tarafından yayımlanıyor. Christophe Bataille daha da ileri gidiyor: Grasset’de çalışan yazarın kısa romanı Grasset tarafından yayımlanıyor, kitabın kahramanlarından biri de bizzat Bernard Grasset.

                Bu yılın en özgün çalışması nitelemesini iki ilk roman paylaşıyor gibi: 900 sayfada bir SS subayının hiç de pişmanlık dolu olmayan anılarını yazan Jonathan Littell ve farklı etnik topluluklardan oluşan Fransız toplumunu bir arada tutan birşeylerin kalıp kalmadığını kısa romanında sorgulayan Jean-Eric Boulin.

                Olivier ve Patrick Poivre d’Arvor kardeşlerin birlikte yazdığı Disparaître (“Kaybolmak”) adlı romansa ödül alsın almasın, şimdiden çoksatar olmuş durumda: Osmanlı Devleti’ne karşı Arap ayaklanmasını yöneten Arabistanlı Lawrence’ın son günlerini sil baştan kurgulayan romanın ilk baskısını Gallimard 80,000 adet olarak yapmış.

                Goncourt’lu iki eski yazar da satış konusunda iddialı. Patrick Rambaud’nun romanı Le Chat Botté (“Çizmeli Kedi”), Napoléon’un adı hala Buonaparte’kenki yıllarını ele alıyor. Laurent Gaudé’nin romanı Eldorado ise güney-kuzey göçünün acılarını ve zorluklarını işliyor.

                İlk romanı Katilin Temizliği’nden beri hiçbir “rentrée”yi atlamamış olan Amélie Nothomb, bu yıl da Journal d’une hirondelle (“Bir Kırlangıcın Günlüğü”) ile sadık okur kitlesinin karşısına çıkıyor. Kiralık katil olan bir kuryenin hikayesini anlatan roman yine garipliklerle dolu.

                Yabancı dillerden çevrilmiş kitapların yarıdan fazlası İngilizce; yabancı yazarlar arasında da aslan payını Amerikalılar alıyor. Toni Morrison’dan Au Louvre (“Louvre’da”), John Updike’tan Tu chercheras mon visage (“Yüzümü Arayacaksın”) ve John Irving’den Je te retrouverai (“Seni Bulacağım”), bu yılın ağır topları arasında.Chuck Palahniuk, Iain Levison, Jonathan Lethem ve Jonathan Safran Foer’sa genç kuşağı temsil ediyor. Grasset, Truman Capote’nin bir gençlik yapıtını, La Traversée de l’été’yi (“Yazın Geçişi”) yayımlıyor. Dino Buzzati’nin yüzüncü doğum günü kutlanırken, İtalyan yazarın Nouvelles inquiètes (“Yeni Endişeler”) adlı kitabı Laffont’tan çıkıyor. İspanyollar 21 romanla boy gösteriyor. Bizdense Orhan Pamuk’tan Kar, Aslı Erdoğan’dan Mucizevi Mandarin ve Tahsin Yücel’den Peygamberin Son Beş Günü bu yılki “rentrée”de kitapçı raflarını süslüyor.

(Le Figaro ve Evene’den) 

* * * 

Borges’siz Kalmak

Bu kitap bolluğuna sahip Fransızların, aynı zamanda Pléiade gibi nefis bir “toplu yapıtlar” dizisi de var. Gallimard yayınevine ait bu dizide, Borges’in tüm yapıtları iki cilt halinde 1993 ve 1999’da yayımlandı, ancak büyük talebe rağmen ikinci baskıları yapılamadı, çünkü Borges’in dul karısı Maria Kodama buna izin vermedi. Yayınevinin sözcüsü Françoise Issaurat, iki cildi de rahatça 30’ar bin satabilecekken ellerinin kollarının bağlandığından yakınıyor. James Joyce’un da lanet bir torunu olduğunu ve keyfi hareketleriyle akademisyenleri bile bezdirdiğini anımsayacaksınız. Nouvelle Observateur’de yazan Pierre Assouline, benzer bir durumla karşı karşıya kalındığına hükmetmiş ki, “Artık Borges Okuyamayacaksınız” başlığıyla duyurdu “Borges Skandalı”nı. Kodama’nın 1994 yılında “Borges’in kitaplarıyla istediğimi yaparım!” yollu bir demeç verdiğini anımsatan Assouline, Kodama’yı kıskançlıkla, şirretlikle, “kifayetsiz muhteris”likle suçluyor.

                İşin özünde Borges’in doldurmuş olduğu yüzü aşkın kaset var. Kodama kendi hazırlamakta olduğu “toplu yapıtlar”a bu kasetlerin içeriğini de eklemek istiyor; ancak kasetler Borges’in arkadaşı Jean-Pierre Bernés’de. Bernés ve Kodama arasında çözülmemiş bir varislik meselesi var.  Bernés aynı zamanda, Pléiade’dan çıkan iki cildi hazırlayan kişi; Borges’in yazar kimliğiyle ilgisiz gördüğü bu kasetleri kullanmamış. Kodama’nın kullanmasına da izin vermiyor. Bunun üzerine Kodama da Pléiade’ların yeniden basımını durduruyor. Demek ki neymiş: karınız ve en iyi arkadaşınız birbirlerine girerse, ölseniz de rahat yüzü görmeyebiliyormuşsunuz!

* * * 

Çinli Yazarların Yeni Dili

“4 Mayıs Hareketi”, 1919 yılında Çinlilere dillerini konuştukları gibi yazma özgürlüğünü vermişti. Şimdiyse bazı Çinli yazarlar, dünyanın konuştuğu dilde yazma özgürlüğünün peşinde. Sayısız iyi yazarın bulunduğu, 600’ü aşkın yayınevinin her yıl 110,000 başlık yayımladığı Çin’de, dikkat çekmek için kendini Çin’in kadın Kafka’sı ilan eden ve internete kıçının çıplak fotoğrafını koyan yazarlar, 14 noktalama işaretiyle bir aşk romanı yazan ve bunların doğru yorumunu bulana on binlerce dolarlık para ödülü vaat eden yazarlar var. Bunların yanında Ha Jin (Waiting; Beklerken), Li Yiyun (A Thousand Years of Good Prayers; Bin Yıl Hayır Duası) ve Fan Wu (February Flowers; Şubat Çiçekleri) gibi yazarların dünya okuruna ulaşmak için İngilizce yazmaları, neredeyse alçakgönüllü bir davranış. Hem Conrad da, Nabokov da bu yollardan geçti diyebilirsiniz! (www.theage.com.au)