|
|
|
15
eylül
2006
şefin salatası:
Kokunun Filmi
Amerika’da bir dönem çok popüler olan, bizim buralara sanırım
hiç gelmeyen bir “sinema olayı” vardı: özel gözlükler dağıtılan
üç boyutlu filmler gibi, bazı filmlerde izleyicilere kokulu
kartonlar dağıtılırdı; filmin belirli bir sahnesinde, diyelim ki
mutfakta makarna pişirilen sahnede, perdede “1” sayısı yanıp
sönmeye başlar, seyirciler ellerindeki kartonda 1 no’lu halkayı
kazır, domates ve sarımsak karışımı koku bütün salonu kaplardı.
Sonra filmde kahramanlardan biri sifonu çekip tuvaletten çıkar,
herkes 2 no’lu halkayı homurdana homurdana kazır, ortalık
durulmaz olurdu. Galiba “scentorama” deniyordu bu filmlere.
Patrick Süskind’in romanı Das
Parfum (Koku) 1985 yılında yayımlandığında,
doğduğunda hiç kokusu olmayan ama müthiş bir koku alma
yeteneğine sahip
Jean-Baptiste Grenouille’in
hikayesi tüm dünyada 15 milyonu aşkın okuyucuya ulaştı.
Böylesine başarılı bir romanı sinemaya aktarmak için kollarını
sıvayan stüdyoların ve yönetmenlerin hepsinin hevesi kursağında
kaldı. Havlu atanlar arasında Stanley Kubrick, Martin Scorsese,
Ridley Scott ve Tim Burton da vardı. Hiçbirinin gözü, yazarın
kağıt üstünde ayrıntılı betimlemelerle okuyucuya duyurduğu
kokuları, görüntüler aracılığıyla canlandırmayı yemedi.
Sonunda bu meydan okumaya yanıt veren,
Run Lola Run (“Koş Lola Koş”) filmiyle tanınan, 1965
doğumlu Alman yönetmen Tom Tykwer oldu. Tykwer 2002 yılında,
senaryosunu Kieslowski’nin yazdığı Heaven (“Cennet”) adlı
filmden sonra sessizliğe bürünmüştü; sessizliğini bu iddialı
denemeyle bozdu. 100 milyon ytl’ye mal olan filmde Dustin
Hoffman ve Alan Rickman rol alıyor;
Grenouille’u
ise Ben Whishaw oynuyor. Münih, Barcelona ve Provence’ta
gösterime giren ve bugüne kadar çekilmiş en pahalı Alman filmi
olma unvanına sahip filmin, kitabın ulaştığı başarıya ulaşıp
ulaşamayacağı tartışma konusu.
Süskind’in romanı, 18. yüzyıl
Paris’ini, balık pazarının kokularını,
Grenouille’un
kendisini tam bir insan kılacak kokuyu arayışını ve bu uğurda
bakireleri öldürüşünü anlatıyor, aynı zamanda da parfüm üretme
teknikleri hakkında epey bilgi veriyordu. Süskind sözcüklerin
gücüne güveniyordu; filmin yapımcısı Bernd Eichinger’se
(Hitler’i konu alan Düşüş filminden anımsayacaksınız)
“imgelerin, seslerin ve müziğin gücünü kullandık,” diyor.
“Güneşli çimenleri, hatta tek bir ağacı bile çekerken, tam bir
optik duyarlılık göstermeniz yetiyor, kokular kendiliğinden
ortaya çıkıyor.” Ne var ki herkes aynı görüşte değil. Die
Zeit’ta “Ein Grosses Nasentheater” (“Büyük Bir Burun
Tiyatrosu”) başlıklı alaycı bir yazı kaleme alan Katja Nicodemus,
“Romanın kahramanı burnuyla görüyordu; bizse sürekli olarak
kahramanın burnunu görüyoruz” diyor. Nicodemus’a göre filmde
koku duyusunu vermek için kahramanın burnunun yakın plan
çekimleri veriliyor – yazarın saymasına göre böyle en az 27
sahne var. Süddeutsche Zeitung da filmin kitapla boy
ölçüşemediğini vurguluyor ve “istenen orgazm etkisini
veremedi”ğini iddia ediyor.
Hollywood’un arka sokaklarında gezinen
ve çöpleri karıştıran iki keçinin hikayesini biliyorsunuzdur:
koca bir film rulosunu mideye indirip geğirdikten sonra biri
diğerine, “Kitabı daha iyiydi,” demiş.
* * *
Berlin Yazın Festivali
Kitap
fuarları konusunda bir önerim var, ama kopya: fuarlar normalde
satış değil, ticari amaçlı olarak düzenlenir (benim çocukluğumda
İzmit Sanayi Fuarı vardı örneğin, yazları düzenlenirdi, her yaz
mutlaka götürülmeyi isterdim. O zaman gördüğüm sanayi
ürünlerinden neler anımsadığımı sorarsanız, sıfır; ama evlere
şenlik bir korku tüneli olduğunu gayet iyi anımsıyorum. “Yerinde
eğitim” de bir yere kadar demek ki), bizdeki kitap fuarlarıysa
yayıcıların biraz nakit yüzü görmesi için satışa abanır; fuar
alanına daha çok okuyucu çekmek için de çeşitli etkinlikler
düzenlenir. İşte bu iki fonksiyonu, yani satışı ve etkinlik
programını ayrıştırmak iyi olabilir gibi geliyor bana. Şöyle ki:
Kanada’da yayıncılar, tıpkı organik tarım ürünleri için
düzenlenenler gibi kitap pazarları düzenlemeye başlamış. Açık
havada, sokak aralarında, Salı Pazarı ya da Cuma Pazarı gibi,
Ulus Pazarı ya da Fatih Pazarı gibi pazarlarda kitap satılması
fikri bana çok cazip geldi açıkçası, ama yayınevlerimizin böyle
bir avamlığa tenezzül edeceğini hiç sanmam. Bununla bağlantılı
olarak da, etkinlikleri uluslararası bir festival bünyesinde
gerçekleştirmek hoş olabilir – film festivali, caz festivali,
tiyatro festivali var, niye kitap ya da yazın festivali olmuyor?
Berlin’de oluyor nitekim. Bu yıl
altıncısı gerçekleştirilen Uluslararası Berlin Yazın Festivali,
bu hafta sona eriyor. Son derece geniş kapsamlı programda,
dünyanın dört bir yanından gelen yazar ve şairlere yer
veriliyor. Festivalin “Dünya Yazınları” bölümüne katılacak
yazarlar 11 kişilik uluslararası bir jüri tarafından seçildi –
jüri üyeleri arasında Jon Fosse, Alberto Manguel, Hanan al-Shaykh,
Charles Simic, Mario Vargas Llosa ve Adam Zagajewski vardı.
“Çiçek Dürbünü” bölümüne katılacak yazarlarsa doğrudan festival
komitesi tarafından davet edildi. “Uluslararası Çocuk ve Gençlik
Yazını”nda hem okullarda, hem de okul dışında çeşitli sergi ve
okumalar düzenlendi. “Konuş, Bellek” bölümünde geçmişin
metinlerine dönüldü ve hem tanınmış, hem de pek tanınmayan
yazarların yapıtları yüzyıllar ötesinden yeniden gündeme
getirildi. 2002’den beri düzenlenen “Yansımalar” bölümünde, 9
Eylül’den sonraki dönemde, siyasal, ekonomik ve kültürel
alanlarda yeni açıklamalara duyulan ihtiyaç ele alınıyor. Bu
yılın konusu “Çin’de Demokratikleşme” ve çeşitli ülkelerdeki
internet uygulamalarıydı. Genç yazarları desteklemeyi hedefleyen
“Scritture Giovani” projesi, bu yıl beş genç yazardan
“Casablanca” konulu birer öykü yazmalarını ve festivalde
okumalarını istedi.
* * *
Frankfurt Kitap Fuarı Kapıda
Hindistan’ın onur konuğu olduğu Frankfurt Kitap Fuarı bu yıl 4-8
Ekim tarihleri arasında yapılıyor. 11 ülkeden 7100’ü aşkın
katılımcının bulunacağı fuarda 71 ulusal sergi açılacak; 111
bini yeni olmak üzere 377 bin kitap tanıtılacak. Bir milyarı
aşkın nüfusu ve sınırları içinde konuşulan 24 dille Hindistan,
kitap dünyası için de büyük bir kaynak ve pazar: her yıl 80,000
başlığın yayımlandığı ülkeden fuara yaklaşık 150 yayınevi ve 40
yazar geliyor. Frankfurt’un kültürel ve sanatsal kurumlarında da
Hindistan temalı pek çok etkinlik düzenleniyor. Alman Kitap
Endüstrisi’nin Barış Ödülü’nüyse bu yıl Alman sosyolog Wolf
Lepenies alacak.
* * *
İki
Milyon Küsur Küçük Parça
James
Frey, çok satan anı kitabı Bir Milyon Küçük Parça’nın
bazı bölümlerini uydurduğunu, bazı şeyleri de abarttığını itiraf
etmiş, büyük infiale neden olmuştu, anımsayacaksınız. James Frey
ve yayıncısı Random House, bu itirafın yapıldığı 26 Ocak
tarihinden önce kitabı satın alan herkese parasının tamamını
iade etmeye karar verdiklerini açıkladı. New York, California ve
Illinois’de bazı okuyucular, yazar ve yayıncı aleyhine dava
açmış, kitabın bir roman değil, anı kitabı olarak satılmasından
ötürü kandırıldıklarını söylemişti. Haziran ayında bu bireysel
davalar birleştirildi, ancak dava sonuçlanmadan Frey ve Random
House mahkeme dışında anlaşma yolunu seçti. Anlaşma teklifi
kabul edilirse yazar ve yayınevi toplam 2.35 milyon dolar
ödeyecek.
|