cem akaş  
   
  G İ R İ Ş  K A P I S I 

in english

giriş kapısı

cem akaş kimdir,
sebepleri nelerdir

bibliyografya

okuma malzemesi

deep freeze:
şefin salatası&vitriol

üzerine yazılar/söyleşiler

tek uçlu ipler

dinleme malzemesi

ağ komşuları

geldim, gördüm, diyeceğim var!

başkaları ne demiş?

e-mail

  10 kasım 2006

 

şefin salatası:

 

Bir Gün Herkes Kitapçı Olacak

“Kitap Kitapçıdan Alınır” afişlerini görmüşsünüzdür – Türkiye’mizin kendine özgü güzelliklerinden biri olan bu yaklaşımın çıkış noktası, yer tezgahlarında ne idüğü belirsiz kitapların satılmasını engellemek, insanları kitapçılara çekmek kuşkusuz. Eğer kitapçıysanız ve Hakan Toker’in Virgül’deki yazısında belirttiği gibi on küsur yıldır kitapçılık yapıp henüz ilk yatırımınızı bile çıkartamamışsanız, soyu tükenmekte olan yaratık sınıfındaki okurları kendinize çekmek için pekala bu yöntemi kullanmak isteyebilirsiniz. Ancak (Toker’in çalıştığı kitapçıyı tenzih ederek söylüyorum) bir okursanız, Türkiye’de doğru dürüst kitapçı sayısının inanılmaz düşük olduğunu, bunların çoğunda da aradığınız kitabı değil, orada bulunan kitabı alabildiğinizi, dolayısıyla kitabı nerede bulursanız orada almak zorunda olduğunuzu; eğer bir yayıncıysanız kitaplarınızı düzenli bulunduracak ve güncel stok takibi yapacak kitapçı bulamadığınızda, kitabınızı satmak isteyen neresi varsa orasıyla çalışmanız gerektiğini biliyorsunuz demektir.

                    Tuhaf olan şu: 900 küsur mağazalık bir kitapçı zinciri olan Barnes & Noble’ın, “dünyanın en büyük kitapçısı” olmakla övünen Amazon.com’un memleketi Amerika’da da kitap, artık kitapçıların dışındaki perakende satış noktalarına yönelmiş durumda. Geçen yıldan bu yana kitap satışları yüzde 2.6’lık bir düşüş gösterince, yayınevleri yeni satış yolları aramaya girişti. Süpermarketlerde çoktandır kitap satılıyordu zaten, bunlara daha özel mağaza ve dükkanlar eklendi.

                    Yeni satış kanallarının bazıları hemen akla gelecek cinsten: yemek kitapları, mutfak aletleri satan yerlerde, “kendin yap” kitapları hırdavatçılarda, dekorasyon kitaplarıysa mobilyacılarda satılıyor. New York Times’da yazan Julie Bosman’ın verdiği bilgiye göre, New York’ta, Bronx’ta bulunan Mike’s Deli adlı şarküteri, Ann Volkwein’ın yazdığı Arthur Avenue Cookbook’tan (“Arthur Avenue Yemek Kitabı”) 4,500 adet satmış. Kitabın ülke genelinde 8,000 adet satmış olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu şarküterinin bu kitap için ne kadar doğru bir yer olduğu kolayca anlaşılıyor. Şarküterinin sahibi bunun üzerine başka kitaplar da bulundurmaya başlamış.

                    Ancak bu yeni kanallardan bazıları, o kadar da bariz değil. Örneğin Starbucks kafe zinciri, Mitch Albom’un son çoksatarını bulundurmaya karar verdi ve kitabın toplam satışının yaklaşık beşte birini gerçekleştirdi. Bakım ürünleri satan Bath & Body Works, gezi ve bahçecilik kitapları satabiliyor. Giyim mağazaları, şık ürünlerinin renklerine uygun şık kitaplar satmaya başlamış durumda. Dünyanın en büyük yayınevlerinden HarperCollins, önümüzdeki ilkbahar sezonunda yeşil ve kırmızı tonlarının moda olacağını öğrenince, kendi kitap kapaklarında da bu renkleri öne çıkarmaya karar vermiş.

                    Başka büyük yayınevleri de bu satış stratejisini izliyor. Time Warner, kitaplarının kapaklarını mağazaların taleplerine göre sık sık değiştiriyor. Simon & Schuster’ın satış temsilcileri, kitapçıları turladıktan sonra umut veren çeşitli dükkanlara da uğruyor. Son dört yılda bu yayınevinin “özel pazarlar”a yaptığı satış, bağımsız kitapçılara yaptığı satışı geçmiş. Penguin ise, özellikle kitapçının olmadığı taşra kasabalarında alternatif satış noktaları arayışına giriyor. Yine de bu satış yöntemi, normalde az satacak, kitapçılarda şöyle bir görünüp kaybolacak kitaplar için daha çok kullanılıyor.

                    Yolu kitapçıya düşmeyen potansiyel okur için bu gelişmenin avantajı ortada: kazak alırken gözünüzün takıldığı fotoğraf kitabını ya da romanı alabilmek büyük rahatlık (üstelik rengi de uyuyorsa daha ne istersiniz!). Kitapçı dışında bir yerde kitap satılması, yayıncı için de avantaj: hem daha görünür oluyor kitabınız, hem de bir yığın kitap arasında kaynamıyor. Kitap satan mağazaların da durumlarından hoşnut olduğu açık. Bir abajurla bir sehpa alan, sehpanın üstünde duran kitabı da alıyorsa, neden yakınasınız ki?

                    Olan kitapçılara mı oluyor peki? Kahve ve DVD satarken iyiydi ama!

* * *

Sinsi Sansür

“Muasır medeniyet seviyesi”ni tutturduğumuzun bir örneği daha: siz seviyeye çıkamıyorsanız, seviye size gelsin ilkesi uyarınca, bizde Chomsky’nin yayıncısı ve çevirmeni, Kürtlerle ilgili cümleler yüzünden yargılanırken, Amerika’da Nancy Huston, Bush ve Irak’la ilgili cümleleri yüzünden sansürleniyor. Olayı başından anlatayım:

                    Nancy Huston aslen Kanadalı bir yazar, yıllardır Fransa’da yaşıyor ve Fransızca yazıyor. Geçtiğimiz hafta Fransa’nın prestijli ödüllerinden Prix Fémina’yı Lignes de failles (“Fay Hatları”) adlı romanıyla kazanan Huston, Kanada’nın Fransızca konuşulan Québec bölgesinde çoksatar haline gelen kitabının Kanada’nın İngilizce konuşulan kısmında ve Amerika’da yayımlanması için sansürlenmesini kabullenmek zorunda kalabilir.

                    Huston’ın iki romanını İngilizcede yayımlamış olan McArthur, yazarın “çok ufak bazı değişiklikler yapmaya, üç-dört cümleyi değiştirmeye” söz verdiğini söylüyor, ancak Huston, Montreal’de yayımlanan La Presse’e verdiği söyleşide, “Hz. İsa’yla, Irak’taki savaşla, George Bush’la ilgili bölümleri, pornografik bölümleri vs kaldırmamı istiyorlar,” diyor. Aynı söyleşide Huston, “günümüz Amerika’sı, Nazi Almanya’sının en kötü yönlerini sergilemeye başladı. Totaliter-öncesi bir devletle karşı karşıyayız bence,” diye de ekliyor. McArthur, Huston’un Irak savaşının Fransa’da algılanış biçimine çok uygun şeyler söylediğini, ancak Amerikan okurunun bakış açısının farklı olduğunu ve tepki duyabileceğini belirtiyor.

                    Nancy Huston’un ne karar vereceğini merakla bekliyorum açıkçası. Romanının değiştirilmesine izin vermezse yayıncısı ne yapacak, onu da merak ediyorum elbette. “Seviyeli” bir ilişki adına.

* * *

Bir Şair Ölmüş Diyeler

Dört Nikah, Bir Cenaze’de, filmin adındaki cenaze töreni sırasında W.H. Auden’ın bir şiiri (“Funeral Blues”) okunuyordu, belki hatırlarsınız. Filmin gişe başarısıyla birlikte, Auden’ın toplu şiirlerini içeren kitabı baskı üstüne baskı yapmıştı İngiltere ve Amerika’da, kapakta “filmdeki şiir bu kitapta” ibareli bir çıkartmayla birlikte. “Hey gidi Auden,” demiştim, “film endüstrisine muhtaç olacak adam mıydın?”

                    Anlaşılan o ki Auden’ın durumu gerçekten ciddi. Önümüzdeki Şubat ayında 100. doğumgünü kutlanacak olan şairi anmak için İngiltere’de neredeyse hiçbir girişimde bulunulmadığı anlaşılıyor. Independent’ın haberine göre, İngiltere’nin önde gelen şairlerinden Betjeman’ın 100. yılı için hiçbir masraftan kaçınmayan BBC, Auden için henüz siparişte bile bulunmamış. Auden’ın doğum yeri York’ta düzenlenen yazın festivalinde şairin söz bile edilmeyecek büyük olasılıkla. Posta İdaresi de Auden pulu basmayı reddetmiş. Siyasal görüşleri ve eşcinselliği nedeniyle sert eleştirilere maruz kalmış olan Auden, 1939’da, savaşın çıkmasından hemen önce yakın arkadaşı ve eski sevgilisi Christopher Isherwood’la Amerika’ya gittiği için de sevilmezdi.