|
|
|
15
aralık
2006
şefin salatası:
Klasik Savaşları
Radikal Kitap'ın sayfalarında da birkaç kez gündeme
gelmişti: 'Klasikler' başlığı altında değerlendirilen kitaplar,
Türkiye'de pek çok yayınevi için nispeten zahmetsiz bir ekmek
kapısı halinde. Çevirmenine, nesne olarak kitaba yatırım yapan,
okuyucuya kalıcı bir klasik sunmanın sorumluluğunu hisseden
iki-üç yayınevinin dışındakiler, her anlamda özensiz, çoğu zaman
da 'çalıp çırparak' oluşturulmuş hissi veren kitaplarla hem
kitapçıları, hem hipermarketleri, hem de sokak tezgâhlarını
dolduruyor. Klasiklerin paylaşılamamasının nedeni açık:
Yayınevleri ve kitapçıların gözünde 'garanti kitap'
konumundalar; telif hakkı ödeme zorunluluğu olmadığı için düşen
maliyetler, bir de çevirmene para vermemenin yolu bulunursa
iyice düşüyor; tanıtım için de bütçe ayırmak gereksiz, çünkü adı
üstünde 'klasik kitaplar' bunlar, herkesin okuması gerek.
Anlaşılan okuyucular da böyle düşünüyor ve aynı klasiğin çeşitli
baskıları arasından seçim yaparken kaliteden çok fiyatı kıstas
alıyor ki, bu baskılar arasında kalite temelinde değil, düşük
fiyat temelinde bir rekabet yaşanıyor. Ödev yapmak ya da
sorulduğunda 'okudum' diyebilmek için kullanılabilir bunlar
herhalde, ama 'Bir kitabı klasik yapan nedir?' sorusunun
sağlıklı bir yanıtını vermek, 'yazınsal haz'dan söz etmek
istediğinizde işinize yararlar mı, bilemem.
“Daha basit ve canayakın”
İngiltere'de de 'klasik savaşları'nın ortalığı toza dumana
boğduğu anlaşılıyor, ama savaşın kapsamı biraz farklı. Penguin
Yayınevi'nin klasikler dizisi, tüm dünyada olduğu gibi
İngiltere'de de en çok satan dizi; siyah ya da gümüş sırtlı bu
kitaplar, İngiltere'deki klasik satışlarının yüzde 65'ini
oluşturuyor. Ancak Penguin'in bu açık ara birinciliği, 2007'de
sarsılabilir: Guardian'da çıkan bir habere göre, bir başka büyük
yayınevi olan Random House, yazın dizisi Vintage'dan yayımladığı
Martin Amis, Salman Rushdie, Julian Barnes ve Ian McEwan gibi
yazarların 'çağdaş klasikler'ini, Swift, Tolstoy, Dickens ve
Brönte kardeşler gibi devlerin yapıtlarının yanına katarak, 'Vintage
Classics' adlı bir dizi başlatmayı planlıyor.
Random House, bu kitapların kitapçılarda hemen fark edilmesini
ve Penguin kitaplarının önüne geçmesini istiyor elbette;
yayınevi yetkilileri bu nedenle yepyeni bir kapak tasarımına
gidileceğini, Penguin'in geleneksel kapaklarından çok daha
çarpıcı kapaklarla okuyucunun karşısına çıkılacağını açıkladı.
Vintage, yeni atılımı için nasıl kapaklar kullanılacağı
konusunda oldukça ciddi bir pazar araştırması yapmış.
Oluşturulan 'odak grupları'na farklı klasik setleri gösterilmiş;
Oxford'un kitapları 'oldukça itici ve akademik',
Penguin'inkilerse 'kaliteli ve biriktirilebilir, ama zor
okunur', yeni görünümlü başka bazı klasikler 'ukala' bulunmuş.
Vintage kendi yeni prototip kapaklarını gösterdiğindeyse
okurların 'daha basit ve canayakın' kapaklar istediği yanıtını
almış. Bunun sonucunda her kapak için 'ikonik' bir imge
seçmişler; Rachel Cugnoni, "Zadie Smith'in son kitabını almaya
gidenleri çekmeye çalışıyoruz, dolayısıyla kapaklar taze, havalı
ve zevkli olmalı," diyor. Bu dizinin pazarlama kampanyası için,
bir Dan Brown romanından fazla bütçe ayrılmış durumda.
Bir başka yaklaşım farkı da önsözlerde görülecek: Penguin gibi,
akademisyenlere önsöz yazdırmak yerine, romancılardan ve
gazetecilerden yazı alacak olan Random House, böylece 'halka
daha yakın' kitaplar üretmeyi umuyor.
Penguin de rakibinin bu hamlesi karşısında boş durmuyor.
Klasiklerde altmışıncı yılını kutlayan yayınevi, portföyündeki
klasikleri çok daha renkli bir sunumla okuyucu karşısına
çıkarıyor. Yeni 'yıldönümü dizisi'nin tanıtımında şöyle deniyor:
Hediye kitap
"Bir Penguin Klasik'i klasik yapan nedir? Çok basit. 'Bugüne dek
yazılmıiş en iyi kitaplardan biri' olması gerekiyor. Viktorya
dönemi bahçelerde ellerinde şemsiyeyle dolaşıp gülleri koklayan
hanımefendiler demek değil bu. En şoke edici seks sahneleri ve
en nedensiz şiddet demek. Aşk demek hem de en kavurucu, en kalp
kırıcı haliyle. Antik uygarlıklardan bu yana ortaya çıkmış en
iyi politika, psikoloji ve felsefe demek. Yazıya geçirilmiş en
karanlık cani beyinler, en küstah güzeller ve en ilham verici
kahramanlar demek."
Düşük etiket fiyatlı bu kitapların yanı sıra Penguin bir de
'kendi kapağınızı kendiniz yaratın' hamlesine girişmiş durumda.
Klasikler arasından seçilen bazı başlıkları çıplak beyaz kapakla
yayımlayan Penguin, okuyuculardan kendi kapaklarını yapıp
göndermelerini istiyor; beğenilenler internet sitesinde
tanıtılıyor. Ayrıca kitap hediye etmek isteyenler için,
hediyelerini kişiselleştirmenin güzel yollarından biri bu.
Londra sokakları da Penguin kitaplarının dev tanıtımlarıyla
dolu.
Penguin'in listesinde 800 'siyah klasik', 500 de 'modern klasik'
var; bu cüssesiyle başka yayınevlerinin anlamlı bir pazar payı
elde etmesini imkânsız kılması çok kolay, çünkü kitapevi
zincirlerinin işi bu kadar çok kitabın tek bir yayınevinde
toplanması durumunda çok kolaylaşıyor. Vintage yayın yönetmeni
Rachel Cugnoni, "Penguin'le boy ölçüşebilecek tek yayınevi
biziz. Bunu şimdi yapmazsak, telif hakkı kapsamından çıkan bütün
çağdaş klasiklerimizin Penguin'e geçme tehlikesi var" diyor.
Penguin'in klasikler sorumlusu Adam Freudenheim'sa rakiplerinin
daha çok fırın ekmek yemesi gerektiğini iddia ediyor, bir
yazarın en popüler kitabını yapmanın kolay olduğunu, asıl işin
Penguin'in yaptığı gibi tüm yapıtlarını yayımlamak olduğunu
ekliyor.
Faulkner'ın vampirleri
William Faulkner'ın yapıtlarının haklarını temsil eden yapımcı
Lee Caplin, Faulkner'ın bugüne kadar hiç çekilmemiş bir
senaryosunun bulunduğunu açıkladı. İşin daha da ilginci, bu bir
vampir filmi! Bilindiği gibi Faulkner'ın Hollywood'la girift bir
ilişkisi olmuştu; başlangıçta kolay para kazanacağını düşünerek
1932-1945 yılları arasında MGM, Fox ve Warner Bros.'da
sözleşmeli yazar olarak çalışmaya başlayan Faulkner, daha
sonraları sistemden nefret ederek çareyi Mississippi'ye kaçmakta
bulmuştu. Anlaşılan o ki onca koşuşturmanın arasında ünlü yazar,
belirsiz bir Doğu Avrupa ülkesinde geçen bir vampir filmi
senaryosu yazacak zamanı da bulmuş. Faulkner'ın Ses ve Öfke'sini
sinemaya uyarlamaya hazırlanan Caplin, Los Angeles Times'a
yaptığı açıklamada, bu senaryoyu da filme çekmek istediğini;
mekân olarak Doğu Avrupa'yı değil, ABD'nin güneyini
kullanacağını söylüyor.
Yeni Nijeryalı romancılar kuşağı
Nijeryalı olmak, dünyanın en kolay şeylerinden biri sayılmaz
herhalde; çatışmaların, tüm bir ülkeyi pençesine almış
yolsuzlukların, sürgünlerin ve ölümlerin ülkesi Nijerya'da
romancı olmak da öyle. Yine de çağdaş Nijerya'da yaşamı
anlatmaya azmetmiş bir grup yeni yazar, Wole Soyinka ve Chinua
Achebe'nin izinden geliyor.
Ortak noktaları olsa da aslında birbirlerine pek benzemiyorlar.
Sefi Atta otuzlu yaşlarında roman yazmaya başlamış eski bir
muhasebeci. Şimdi İngiltere'de okuyan Helen Oyeyei, ilk romanını
lise bitirme sınavlarına çalışması gerektiği sırada yazmış. New
York'ta yaşayan Uzodinma Iweala ilk romanında bir çocuk askeri
anlatıyor; Helen Habila'ysa Sappho'dan alıntılar yapıyor. Yeni
romancıların belki de en tanınmışı olan ve Amerika'da, Yale
Üniversitesi'nde doktora yapan Chimamanda Ngozi Adichie, ilk
romanı Purple Hibiscus'la (Mor Amber) Commonwealth En İyi İlk
Kitap Ödülü'nü kazandı; ikinci romanı Half of a Yellow Sun(Sarı
Güneşin Yarısı) ise New York Times gazetesinin 'editörün seçimi'
kitaplar arasında yer aldı.
130 milyonluk Nijerya'nın yeni yazarları, iyi eğitim almış, iyi
İngilizcesi olan seçkin bir grubun arasından çıkıyor; bunların
önemli bir bölümü de ya uzun süre yurtdışında bulunmuş, ya da
halen yurtdışında yaşıyor. Ülkenin trajik durumunun
göstergelerinden biri de bu olabilir mi?
(www.macon.com)
|