|
|
|
29
aralık
2006
şefin salatası:
Biyografi Kime Aittir?
Siz daha ölmeden, birilerinin
yaşamöykünüzü yazmaya kalkıştığını düşünün: kitabın yazarı,
“konu”ya kendi yaklaşımını, kendi bakış açısını getirecek,
sonuçta kendi kitabını yazacaktır kuşkusuz, ama “konu” siz
olduğunuzda, bu yaklaşım ve bakış açısı hakkında ne kadar nesnel
ve önyargısız olabilirsiniz? Eğer bir yazarsanız, farklı
insanların yapıtlarınızı kökten farklı biçimlerde
değerlendirmesine alışık olduğunuz varsayılabilir; ama bir yapıt
olarak kurulacak yaşamınız söz konusu olduğunda, yaşamöyküsü
yazarıyla gergin olmayan bir ilişki kurmanız mümkün olabilir mi?
Apartheid rejimine
yönelttiği eleştiriler ve Afrika Ulusal Kongresi’ndeki
çalışmalarıyla dünya gündeminin bir parçası haline gelen ve 1991
Nobel Ödülünü kazanan Güney Afrikalı romancı Nadine Gordimer,
bir süredir bu gerilimi ilk elden yaşıyor. Ronald Suresh
Roberts’ın yazdığı ve yayımlanmasından bu yana Güney Afrika’da
çok konuşulan No Cold Kitchen (“Soğuk Olmayan Mutfak”)
adlı biyografi, yaşamöyküsü yazarıyla yaşamöyküsüne konu olan
yazarın arasını açtı.
Roberts’a göre Gordimer,
başlarda kitaptan çok memnundu. Kitabın arka kapağına da alınan
bir mektupta Gordimer, Roberts’ın metnini “olağandışı bir
mükemmellikte” bulduğunu söylüyordu: “Övgülerinizden olduğu
kadar, eleştirilerinizden de söz ediyorum; kendi yazdıklarımı
bambaşka bir gözle görmemi sağlayan, gerçekten aydınlatıcı
içgörümlerinizden söz ediyorum. Teşekkür ederim!” Ne var ki
Gordimer, kitap piyasaya çıktıktan hemen sonra yaptığı
açıklamada, kitabın son halini ancak kitapçıda gördüğünü, içinde
sayısız hata ve değişikliğin bulunduğunu, kitabın son halini
yayımlanmadan önce görme hakkının çiğnendiğini ve saldırgan
bölümler eklendiğini söyledi.
Rachel Donadio’nun New
York Times’da yazdığına göre Roberts, bundan yaklaşık on yıl
önce Gordimer’a gidip kendisinin yaşamöyküsünü kaleme almak
istediğini söyledi. Bu iş için çok iyi bir adaydı: Trinidad’da
büyümüş, V.S. Naipaul’a da verilen bursla Oxford’da okumuştu.
Harvard’da hukuk yüksek lisansı yaptıktan sonra iki kitap
yazmış, Wall Street’teki avukatlık kariyerini 1994’te Güney
Afrika seçimlerini izlemek için bırakmıştı. O zamandan beri de
Güney Afrika’da yaşıyordu.
Roberts, Gordimer’ın
yaşamöyküsünü yazmaya 1996’da karar verdi. Donadio’yla
söyleşisinde “Yazınsal açıdan ilginçliğinin ötesinde, Güney
Afrika’nın tarihi, kültür politikaları ve herşeyiyle hesaplaşmak
için müthiş bir fırsat olacağını düşündüm,” diyen Roberts’a göre
1997’de, Gordimer’ın Johannesburg banliyölerinden birindeki
evinde yaptıkları ilk görüşme çok olumlu geçti. Sonraki birkaç
yıl boyunca Gordimer, yaşamı ve yapıtlarıyla ilgili hemen her
konuda açıklıkla konuştu. Birlikte Londra ve Şili’ye bile
gittiler.
Roberts, Gordimer’ın
yaşamını çeşitli evreleriyle ele alacağı, bunları Gordimer’ın
yapıtıyla bağdaştıracağı kitap üstünde çalışırken, pek çok
insanla da görüşmeler yaptı. Ancak Gordimer’ın 1954’te New
Yorker’da yayımlanan “A South African Childhood” (“Güney
Afrika’da Geçen Bir Çocukluk”) adlı denemesinde sözünü ettiği
kuzenleri Roy ve Humphrey’yle görüşmek istediğinde, bu
kuzenlerin var olmadığını, Gordimer’ın başka ayrıntıları da
uydurduğunu öğrendi. İlk gerilim burada ortaya çıktı: uydurulmuş
yaşantılar hakkında pek çok yazarın başının ciddi bir biçimde
derde girdiği bu dönemde (Bir Milyon Küçük Parça olayını
anımsayacaksınız) Gordimer’ın bu konudaki vurdumduymazlığı
Roberts’a ters geldi.
Gordimer’ın apartheid
sonrası dönemde yaptıkları da Roberts’ın eleştiri oklarının
hedefi oldu. Ona göre Gordimer beyaz liberalizmin
ikiyüzlülüğünün canlı bir örneğiydi, siyah Afrikalılar adına
tepki veriyor, ama bunu yaparken korumacı, yani üstünlük
taslayan bir tutum takınıyordu. Güney Afrika devlet başkanı
Mbeki’nin AIDS ve HIV konusundaki tutumunu (Mbeki, HIV’nin
AIDS’e neden olduğu konusunda kuşkularını dile getirmiş, bu
konunun tartışılması için geniş katılımlı uluslararası bir
konferans düzenlemiş, tüm dünyada tartışmalara yol açmıştı)
eleştiren ve ona karşı tavır alan Gordimer, Roberts’a göre Batı
tıbbı aracılığıyla yeni bir emperyalizmin sözcüsü oluyordu.
Gordimer’ın,
İsrail-Filistin çatışmasını apartheid dönemi Güney Afrika’sına
benzetme konusunda çekinceli davranmasını ve Ortadoğu hakkındaki
görüşlerini de eleştiren Roberts, bu bölümlerde değişiklik
yapmaya yanaşmayınca ve “kitabın yazarı benim” noktasında
diretince, ipler kopma noktasına geldi.
Roberts, 2002 yılının
Aralık ayında Gordimer’a kitabın ilk müsveddesini yolladı.
Gordimer, 1950’lerde yaşadığı bir ilişkinin ve ikinci kocası
Reinhold Cassirer’in (felsefeci Ernst Cassirer’in yeğeni)
2001’de ağır ağır ölmesinin kitapta yer alış biçimine itiraz
etti. Roberts’la Gordimer arasındaki yazışma sürerken, Amerikalı
yayınevi Farrar, Straus & Giroux da kendi itirazlarını dile
getirdi: yayın yönetmeni Galassi’nin bir Güney Afrika gazetesine
yaptığı açıklamaya göre Roberts’ın metni uzayıp gidiyor, yazar
sık sık kendini de anlatıya katıştırmaya bayılıyordu. Buna
sinirlenen Roberts, aynı gazeteye verdiği yanıtta, “New Yorklu
editörlerin biz yerlileri azarlayıp mantıklı olmaya
çağırmasından usanmadık mı?” dedi.
Sonunda Gordimer’ın
İngiltere’deki yayıncısı Bloomsbury ve Amerika’daki yayıncısı
Farrar, Straus & Giroux, Gordimer’ın metne itiraz etmesi ve
Roberts’ı “güvenini kötüye kullanmak”la suçlaması üzerine,
yaşamöyküsünü yayımlamama kararı aldı. Roberts kitabı Güney
Afrika’da, siyahların sorunlarına yönelik kitaplar çıkaran STE
adlı bir yayınevi tarafından yayımlandı. Okuyucu nezdinde kitap
çok başarılı oldu ve 2006’da Güney Afrika’nın en ciddi kitap
ödülüne aday gösterildi.
* * *
En
Az Satanlar
Her yıl olduğu gibi bu yılın sonunda da
pek çok ülkede, yılın en çok satan kitapları, en iyi kitapları
vs. listeleri yayımlanıyor. Ancak geçen yıldan beri Almanya’da
yılın en az satan kitapları listesi de yapılıyor ve insanları
şaşkınlığa düşürüyor. Bu akımı başlatan, Alman yayınevi
Diogenes’in yayın yönetmeni Daniel Keel’in, 2005’te Diogenes’in
en az satanları listesini hazırlaması oldu. Bu listeye göre
geçtiğimiz yıl Almanya’da Frank O’Connor’ın bir öykü kitabı 3
adet, bir George Orwell kitabı 8 adet, bir William Faulkner’sa
15 adet satmıştı.
Diogenes’in bu
açıkyürekliliğinden esinlenen Frankfurter Algemeine Zeitung,
bu yıl başka bazı yayınevlerine, 2006’da en az satan
kitaplarının hangileri olduğunu sordu. Dev yayınevlerinden
Suhrkamp yanıt vermeye tenezzül etmedi, ama gazete yine de pek
çok yayınevinden yanıt almayı başardı.
Nisan ayında ölen Muriel
Spark’ın Loitering with Intent (“Kasıtlı Oyalanma”) adlı
romanı listenin başında yer alıyor – Diogenes’ten çıkan kitap
yalnızca 6 adet satmış. Listede iki Nobel ödüllü yazar da var –
Eugenio Montale (Hanser Verlag’dan çıktı) ve Claude Simon (DuMont).
İtalya’da milyonlarca satan Stefano Benni, Almanya’da 16 adette
kalmış (Wagenbach). Teselli babında: Stendhal’in Aşk Üstüne’si,
yayımlanışından sonraki 11 yılda yalnızca 17 adet satılmıştı;
Beckett’in Murphy’si de Fransızcaya çevrildiğinde benzer
bir kaderle karşılaşmıştı.
* * *
Potter’ın Adı
Belli
Harry Potter dizisinin uzun süredir
beklenen yedinci ve son kitabının adı açıklandı: Harry Potter
and the Deathly Hallows. Açıklanır açıklanmaz da tartışmalar
aldı yürüdü: başlık açıklandığında “deathly hallows” için 0
karşılık veren Google, bu satırlar yazıldığı sırada 800 bin
karşılık buluyor. Kimse bu adın tam anlamından emin değil, çünkü
“hallow” sözcüğü aslında bir fiil ve “kutsamak” demek, oysa
burada çoğul ad olarak kullanılıyor. Kitabın adı ilk kez
Rowling’in sitesinde, bir bulmaca biçiminde açıklandı – Harry
Potter hayranları, kilitli bir kapının anahtarını bulmak,
ardından da bir adam asmaca oyunu oynamak zorunda. İnternette
yapılan kimi yorumlara göre “deathly hallow” bir büyü; Lily
Potter’ın Harry’yi Voldemort’a karşı korumak için yaptığı,
yapanı öldüren ama yapılanı koruyan, ancak sevgi duyuluyorsa
yapılabilen bir büyü. Bu görüşe göre Harry yedinci kitapta bu
büyüyü öğreniyor ve tüm dünyaya “deathly hallow” büyüsü yapıyor;
böylece kendisi ölüyor ama dünyayı Voldemort’dan kurtarıyor.
Rowling, yaptığı
açıklamada kitabı hala yazmakta olduğunu söyledi. Yedinci cildin
2007’nin ilk yarısında yayımlanması bekleniyor; 5. cildin
filmiyse 2007 Temmuz’unda gösterime girecek. Rowling daha önceki
bir açıklamasında, saf kötülüğün figüranları değil, baş
kahramanları hedefleyeceğini, bir ya da iki baş kahramanın
ölebileceğini söylemiş, dünyaca ünlü kimi yazarlar dahil olmak
üzere pek çok okuruysa, Harry’yi öldürmemesi konusunda ricacı
olmuştu.
|