cem akaş  
   
  G İ R İ Ş  K A P I S I 

in english

giriş kapısı

cem akaş kimdir,
sebepleri nelerdir

bibliyografya

okuma malzemesi

deep freeze:
şefin salatası&vitriol

üzerine yazılar/söyleşiler

tek uçlu ipler

dinleme malzemesi

ağ komşuları

geldim, gördüm, diyeceğim var!

başkaları ne demiş?

e-mail

  5 ocak 2007

 

şefin salatası:

Tozlu Arşiv Defterlerinde Freud’un İzleri

İnsan zihninin işleyiş biçimini hala kesin olarak bilmiyoruz; bu işleyişi kavramaya çalışırken metaforlara sık sık başvurmamızın nedenlerinden biri de bu olsa gerek. Belleği bir depoya benzetenler, biriktirme düşüncesinin günlük yaşamdaki biçimini zihne uygulamış oluyor; biriktirme düzenini öne çıkarmak isteyenlerse arşiv metaforunu yeğleyebiliyor. Önceleri bilinçaltından, sonraları bilinçdışından söz edenler, “tozlu arşiv” imgesine başvurabiliyor; kimi zaman daha da somuta inip bu arşivdeki tozlu ciltlerden dem vuruyor.

                Bilinçdışının işleyişi ve psikanaliz alanlarında öncü çalışmalar yapmış Sigmund Freud’un bir İsviçre otelinin kayıt defterine yazdığı birkaç satır, yirminci yüzyılda araştırmacıların yanıtını bulamadığı bir soruyu aydınlatmanın yanısıra, bizzat Freud’un bilinçdışına da ışık tutacak gibi. Soru şu: Freud, baldızı Minna Bernays ile bir ilişki yaşamış mıydı?

                Freud ailesinin yanında yaşayan Minna’yla Sigmund arasında romantik bir ilişki olduğundan hep söz edilirdi; Freud’un öğrencisi ve sonraları rakibi olan Carl Jung, Minna Bernays’in bu ilişkiyi kendisine itiraf ettiğini iddia etmiş, ancak Freud yandaşları bunun büyük bir yalan olduğunda diretmişti.

                Bugüne kadar konuyla ilgili hiçbir kanıt bulunamamıştı. Ancak Herald Tribune’da yazan Ralph Blumenthal’e göre, Alman sosyolog ve psikanaliz uzmanı Franz Maciejewski’nin bulduğu kanıt, Freud’un kimi arzularını bastırmadığını gösteriyor.

                Maciejewski’ye göre 13 Ağustos 1898’de Freud ve Bernays, İsviçre Alplerindeki iki haftalık tatilleri sırasında, Maloja’daki Schweizerhaus hanında evli bir çift olarak kaldı. Deri ciltli kayıt defterinin sararmış bir sayfasındaki bilgiler, çiftin 11 no’lu odada kaldığını, Freud’unsa defteri karakteristik el yazısıyla “Dr Sigm Freud u Frau”, yani “Dr. Sigmund Freud ve Eşi” yazarak imzaladığını gösteriyor. Freud’un gerçek eşi Martha’nın bu yolculuktan haberi vardı, ama içeriğini bildiği şüpheli. Freud, otelin kayıt defterini imzaladığı gün karısına yolladığı kartpostalda, Minna’yla birlikte gördükleri buzulları, dağları ve gölleri övüyor. Freud’un toplu yazışmalarında yayımlanan kartpostalda Freud’un, kentin ikinci en şık oteli olmasına karşın kaldıkları yeri “alçakgönüllü” olarak tanımladığı görülüyor. Maciejewski’ye göre, Minna’yla Sigmund’un gizli bir ilişki yaşadığı açık.

                Freud hakkında bir yaşamöyküsü yazan ve “Minna meselesi”ne hep kuşkuyla bakmış olan Peter Gay’e göre de bu veriler, çalışmasında değişiklikler yapmasını gerektirecek kadar ikna edici: “Yatmış olmaları büyük bir olasılık, ama bu psikanalizi daha az doğru kılacak birşey değil,” diyor Gay.

                2006’da 150. yaşı kutlanan Freud’un kişisel yaşamı, ortaya çıkarılan bu durumla yeniden tartışma konusu yapılacağa benziyor. Freud’un kuruluşuna destek verdiği American Imago adlı psikanaliz dergisinin editörü Peter L. Rudnytsky’ye göre, Maciejewski’nin buluşu gözardı edilebilecek birşey değil, çünkü psikanalizle Freud’un yaşamı birbirlerine çok bağlı. Rudnytsky, psikanalizin idealleştirilmiş bir Freud imgesi yarattığını, insanları rahatsız eden cinsel konuların açıkça ele alınabilmesi için Freud’un her türlü kusurdan arındırıldığını söylüyor ve her halükarda bu son durumun gayet Freudiyen olduğunu belirtiyor.

                Freud, Martha Bernays’e 1882’de aşık olmuş, 1886’da da evlenmişlerdi; aynı yıl Martha’nın kız kardeşi Minna’nın nişanlısı tüberkülozdan ölmüş, Minna da Freud’ların yanına taşınmıştı. Ev işlerinde ve çocuk bakımında ablasına yardım etme niyetiyle girdiği evde tam 42 yıl yaşayacaktı. Freud’un “olağandışı ölçüde monogam” olduğu görüşü uzun yıllar hakimiyetini sürdürdüyse de, John M. Billinsky adlı bir psikolog, 1957’de Jung’la yaptığı bir görüşmeyi 1969’da yayımlayınca işler değişti. Bu görüşmede Jung, Minna’nın ona itiraflarda bulunduğunu anlatıyordu; Freud Minna’ya aşıktı, çok yakın bir ilişkileri vardı ve Minna bu durumdan büyük suçluluk duyuyordu.

                1909’da Jung’la Freud Amerika’ya gittiğinde Freud ona, karısı ve baldızı hakkında bazı düşlerini anlatmaya başlamış, ancak birden vazgeçmiş ve ”daha anlatabilirim ama otoritemi riske atamam,” demişti. Konuyu daha sonra Freud’a yeniden açmaya çalışan Jung, eski hocasının bu konuyu konuşmakta hiç de istekli olmadığını görünce, “Her insanın sırları vardır, Freud söz konusu olduğunda da bilinçdışına dokunmamak gerekir,” sonucuna varmıştı. Jung’a göre Freud aşk konusunda bir hayalkırıklığı yaşamış, bunu güç istemine dönüştürmüş ve mesanesinin kontrolünü yitirme korkusu olarak ortaya çıkan bir nevroz geliştirmişti; bunun altında da Minna’yla ilişkisi yatıyordu.

                Freud uzmanları, bu yeni verilerin ışığında bazı eski tartışmaları yeniden canlandırmaya başladı bile. Bunlardan biri, Minna’nın Freud’dan hamile kalıp kalmadığı konusu.

                Cinsellik hakkındaki en kapsamlı kuramlardan birini oluşturmuş bir adamın kendi cinselliği hakkında çok az şey biliniyor olmasının eksikliği, yakın gelecekte yazılacak Freud kitaplarında giderileceğe benziyor.

* * *

Beatlejuice Yayıncılık

Beatles konulu kitapları uç uca ekleseniz buradan nereye kadar yol olur bilemem, ama bu bolluk yeni kitapların çıkmasını engelliyor mu diye sorarsanız, gönül rahatlığıyla hayır diyebilirim. Büyük yayınevleri, önlerine gelen dosyaların çoğunu “fazla uzmanlaşmış” bularak geri çeviriyor olsa da, bu kitapların yazarları, okurlarına ulaşmanın yeni bir yolunu buldu: kendi kitaplarını kendileri yayımlıyorlar.

                New York Times’da Allan Kozin’in yazdığı gibi, bu yazarlardan bazıları oldukça iyi satış rakamlarına ulaşmayı başarıyor. Örneğin Kevin Ryan ve Brian Kehew’un, Beatles kayıt ekipmanı ve kayıt tekniklerini ayrıntılı bir biçimde ele alan 540 sayfalık kitabı Recording the Beatles (“Beatles’ı Kaydetmek”), tanesi 100 dolardan üç bin adetlik ilk baskıyı tüketmiş bile. On yıllık bir araştırmaya dayanan kitabın daha ucuz bir ikinci baskısı da 2007’de çıkacak.

                New Orleans’lı bir avukat olan Bruce Spizer, Beatles’ın plak şirketleriyle olan ilişkilerini ele alan beş kitap yazıp kendi yayımlamış; dizinin son kitabı Mart 2007’de çıkacak. İlk kitabını yayımladığı 1998’den bu yana toplamda 37,000 adet kitap satan ve bir milyon doları aşkın bir ciro yakalayan Spizer, EMI ve Apple gibi müzik devlerinin dikkatini çekmeyi de başararak bu şirketlere danışmanlık hizmeti vermeye başlamış.

                Kevin Ryan, kendi kitabını bastırmanın başlıca avantajının özgürlük olduğunu, ama bütçe yapma, basım, telif hakkı, tasarım ve diğer yayıncılık konuları hakkında bilgi edinmenin gerektiğini söylüyor.

* * *

Kitap Şeytanları da Marka Giyer

Lauren Weisberger’ın “Şeytan Marka Giyer” adlı romanını okuyan ya da filmini izleyenlerin tanıdık bulacağı “hayatı zindan eden patron” modelinin yalnızca moda dünyasının Prada’sı için değil, kitap dünyasının HarperCollins’i ve başka yayın devleri için de geçerli olduğunu iddia eden iki yeni roman var. Debra Ginsberg’ün Blind Submission (“Kör İtaat”) ve Bridie Clark’ın Şubatta yayımlanacak Because She Can (“Çünkü Yapabiliyor”) adlı romanları, yayıncılık cengelinde geçiyor; her iki romanda da genç ve hırslı bir kadın, acımasız ve talepleri sınır tanımayan bir kadın patron için çalışmaya başlıyor, çeşitli güçlüklere göğüs germek zorunda kalıyor, ama onurlu bir şekilde ayakta kalmayı başarıyor.

                Ginsberg, Güney California’nın önde gelen yazar ajanlarından Sandra Dijkstra’yla çalışmış; Clark ise geçtiğimiz ay O.J. Simpson’ın kitabını yayımlamaya hazırlanırken HarperCollins’den kovulan Judith Regan’la “unutulmaz bir deneyim” yaşamış. İki yazar da kitaplarının birer roman, kahramanlarının ve olayların da hayal ürünü olduğunu vurguluyor, ama dedikodu çarkları durmak bilmiyor. Regan konuyla ilgili bir açıklama yapmazken Dijkstra, Ginsberg’ün romanını henüz okumadığını ama çok iyi arkadaş olduklarını söylüyor. (Los Angeles Times)