|
|
|
12
ocak
2007
şefin salatası:
Yazarlara Yeni Avans: 0 $!
Türkiye’de yazarlara (ve çevirmenlere),
kitaplarının yayımlanması karşılığında telif ücreti ödenmesi,
ancak son 15 yılda yaygın sayılabilecek bir uygulama haline
geldi; sözleşmeler yapılır, yüzdeler belirlenir oldu. Hangi
yazarın hangi yayınevinden yüzde kaç aldığı, kitaplarının ilk
baskısının kaçar adet yapıldığı, “transfer” olduysa nasıl bir
transfer ücreti verildiği konusunda yoğun dedikodular yapıldı,
kıskançlıklar su yüzüne çıktı. Bir dönem yazarlar, büyük ve
güçlü yayınevlerinden yüzde 15 alabiliyor, bazı yazarlar için bu
yüzde 18’e, hatta 20’ye çıkabiliyordu; sonraları pek çok
yayınevi, bu yüzdelere kolay kolay yanaşmaz oldu.
Bu yüzdeler, Batıdaki
yayınevlerinin verdiği yüzdelerle karşılaştırıldığında bir
tuhaflık göze çarpıyordu: Avrupa ve Amerika’daki genel uygulama,
yazarlara yüzde 5-10 arasında telif ücreti verilmesiydi.
Türkiye’deki yayıncıların parası daha mı boldu? Hayır; bu fark,
baskı adetlerindeki farkı biraz olsun kapatmaya yarıyordu, o
kadar. Amerika’da 5,000 – 10,000 basılan bir kitap, Türkiye’de
genellikle 500-1,000 basılıyor, Amerika’da 2-3 milyon satışa
ulaşabilen bir kitap bizde taş çatlasa 300 bin satıyordu çünkü.
Türkiye’de 1990’larda
yaygınlaşan ama 2000’li yılların krizlerinden sonra yavaş yavaş
terk edilmeye başlanan bir başka uygulama, telif ücretinin
yazara kitabın basımından hemen sonra ödenmesiydi. Pek çok
yayınevi zaman içinde bu ödemenin tarihini bir ay, iki ay, hatta
altı ay öteledi ve yazarların tepkisini çekti. Yayınevleri
kendilerini savunmak için Batıdaki yayınevlerini örnek gösterdi:
orada bir kitabın riski, yayıncıyla yazar arasında daha adil bir
şekilde paylaşılıyor, yazara telif ücreti, kitabın baskı adedi
üzerinden değil, gerçek satışlar üzerinden ve örneğin üçer aylık
dönemlerde yapılıyordu. Türkiye’de telif ödemesini zamana yayan
yayınevleri yine de bu kadar ileri gitmiyor, satıştan değil
baskı adedinden ödeme yapmayı sürdürüyordu. Yazarlarsa bu
savunmaya karşı, yabancı yayınevlerinin yazarlara daha kitap
yayımlanmadan önce çok yüklü avans ödemeleri (beş-altı haneli
rakamlar) yaptığını anımsatıyordu.
Wall Street Journal’da
Jeffrey A. Trachtenberg’ün yazdığına bakılırsa, bu durum da
artık değişiyor. Son birkaç yıldır krizde olan Amerikan
yayıncıları, maliyetleri düşürmek ve zorlu bir rekabetin hüküm
sürdüğü kitap pazarına yeni kitaplar sunmanın riskini azaltmak
için, yazarların alışık olduğu avanslardan kısmaya başladı.
İlginç olan, bazı çok ünlü ve çoksatar yazarların da bunu
yeğlemesi. Kurt Vonnegut, son kitabı Ülkesi Olmayan Adam’ı
Dell ya da Grafton gibi büyük bir yayınevinden değil, Seven
Stories Press adlı ufak bir yayınevinden çıkarttı; bu
yayınevinin standart avansı 1000 dolar civarında. 1972’de
yayımlanan romanı İlk Kan’la (Ahmet Güntan değil, Rambo
gelsin aklınıza) dünya çapında bir üne kavuşan David Morell,
yeni romanı için kendisine yüz binlerce dolarlık bir avans
teklif eden New York’lu yayınevini bırakıp görece küçük bir
yayınevi olan, ayda iki kitap yayımlayan Vanguard’a geçti.
Stephen King, The Colorado Kid (“Colorado’lu Çocuk”) adlı
romanını, 5000 dolardan fazla avans ödemeyen Hard Case Crime
adlı yayınevine verdi.
Yazarlar için bu karar
ciddi bir risk içeriyor elbette – banka hesaplarına yatacak
yüklü miktarda nakit paradan vazgeçmeleri ve küçük bir
yayıneviyle çalışmayı yeğlemeleri, ilk bakışta akıllı birinin
yapacağı birşeye benzemiyor. Oysa bazı yazarlar için bunun bir
mantığı var: geçinmek için bu avansa bel bağlamış olmamaları bir
önkoşul elbette, ama onun da ötesinde, büyük bir yayınevinin
yüzlerce kitabı arasında kaybolmaktansa, küçük bir yayınevinin
özenli ve enerjik çalışmasıyla öne çıkmayı düşünüyorlar. Avansa
harcanacak paranın tanıtıma aktarılması sayesinde bu çalışma
gerçekten de etkili olabiliyor. Kitapları kitapçı vitrinlerinde
daha görünür şekilde sergileniyor, gazetelerde ve dergilerde
daha iyi tanıtılıyor, internette bloglarda ve kitap satış
sitelerinde daha geniş yer buluyorlar. Kitapçıların kitaba
boğulduğu, yeni çıkan kitapların bir-iki hafta içinde,
okuyucuyla göz teması bile kuramadan yayınevlerine iade edildiği
bir sistemde bütün bunlar, kitabın daha çok satması anlamına
gelebiliyor. Avans konusundaki fedakarlıklarına karşılık olarak
yazarlar, pazarlama etkinliklerinde daha çok söz sahibi oluyor
ve daha yüksek bir telif yüzdesi alıyorlar, dolayısıyla sonunda
kazanan yine onlar oluyor. Örneğin David Morell’in kitabı bu
sayede 300,000 satmış ve 17 ülkede yayımlanmış.
Yine de çoğu yazar ve çoğu
ajans, yayınevlerinden koparılabilecek en yüksek avansı istiyor.
Bu da anlaşılır birşey elbette: yüksek avans veren yayınevi,
sonuçta kitaba ciddi bir yatırım yapmış oluyor, bunun
karşılığını alabilmek ve kitabın olabildiğince çok satmasını
sağlayabilmek için de elinden geleni yapıyor. En yüksek avanslı
kitaplar, en yüksek tanıtım bütçeli kitaplar oluyor aynı
zamanda. Soğuk Dağ’ın yazarı Charles Frazier, yeni çıkan
romanı Thirteen Moons (“On Üç Ay”) için 8 milyon dolarlık
bir avans aldı, tanıtım için de bir o kadar harcanacağı
söyleniyor. Eğer Charles Frazier değilseniz ama aynı yayıneviyle
çalışıyorsanız, sıra size geldiğinde tanıtım bütçesinin suyunu
çektiğini pekala duyabiliyorsunuz.
Türkiye’de küçük
yayınevlerinin bütçesi genelde çok sınırlı, yani avanstan
biriktirip tanıtıma harcayabilecekleri paraları pek yok. Ama
herşey de parayla olmuyor sonuçta; inandığı bir kitap için
canını dişine takan bir editör, önemli bir fark yaratabiliyor.
* * *
Malta: Beşler, Yediler
Yeni kuşak herhalde aşina değildir, ama
Rowling’den ve Harry Potter’dan önce Enid Blyton ve Afacan
Beşler, Gizli Yediler vardı. 1968’de ölen Blyton, toplam 700
kitap yazdı; bunlar 40 dile çevrildi ve dünya yüzünde 400
milyondan fazla sattı. Macera dolu kitaplardı bunlar; çocuklar
kurabiye yer, terk edilmiş değirmenlerde buluşur ve yaz tatilini
hoşça geçirmelerini sağlayacak ufak tefek maceralar yaşarlardı.
Şimdiki çocuklar için de çokça naif kalırlardı herhalde.
Ama belli ki herkes böyle
düşünmüyor. Blyton külliyatının çevrildiği diller kervanına son
olarak Malta da katılmış bulunuyor: Charles Briffa’nın çevirdiği
Il-Famuzi Hamsa (Ünlü Beşler, bizdeki adıyla Afacan Beşler) ve
Is-Sebgha (Gizli Yediler) kitaplarının, çocuk kitaplarına büyük
talep olan Malta’da önemli bir boşluğu doldurması bekleniyor.
İlköğretim öğretmenlerinin de desteklediği bu iki dizi, yılbaşı
hediyesi olarak en çok satılan kitaplar arasında yer almış.
Blyton’un yayın haklarını alan Miller Distributors, yayımlamış
oldukları beş başlığa hızla yenilerini ekleyeceklerini duyurdu.
Belki de Malta’nın
çocukları başkadır.
* * *
Günter Grass’ın Çeviri Atölyesi
Günter Grass, çeşitli okurlar için,
çeşitli açılardan benzersiz bir yazar sayılabilir, ama şurası
kesin: kitaplarının çevrilmesi için çeviri atölyesi düzenleyen
başka yazar yok. Grass’ın yeni kitabı
Beim Hauten der Zwiebel (“Soğanı
Soyarken”) çıktıktan sonra 20 ülkeden gelen çevirmenler
Lübeck’te toplandı ve dört gün boyunca, bizzat Günter Grass’ın
yönetiminde, kitabın çevirisinde karşılaştıkları güçlükleri
tartıştı. Kitabı Çince, Bulgarca, Lehçe, Danca, Norveççe, Fince,
İsveççe, Yunanca, Hollandaca, İtalyanca, İngilizce, Katalanca,
İspanyolca, Portekizce, Slovence ve Macarca gibi dillere
çevirecek olan çevirmenlerin yol masraflarını kendi yayınevleri
karşıladı, Grass’ın yayınevi Steidl-Verlag konaklama
masraflarını üstlendi; gelemeyenlereyse toplantı notları
iletildi.
Grass’ın Türkçeye bugüne
kadar 7 kitabı, 5 çevirmen tarafından çevrildi, 4 farklı
yayınevi tarafından yayımlandı. Lübeck’teki dünya çevirmenleri
atölyesi bittikten sonra bir de Türkçe çevirmenleri atölyesi
düzenlenmemiş olması, acaba Günter Grass’ın ihmalinden mi
kaynaklanıyor, Steidl Velag’ın mı?
|