cem akaş  
   
  G İ R İ Ş  K A P I S I 

in english

giriş kapısı

cem akaş kimdir,
sebepleri nelerdir

bibliyografya

okuma malzemesi

deep freeze:
şefin salatası&vitriol

üzerine yazılar/söyleşiler

tek uçlu ipler

dinleme malzemesi

ağ komşuları

geldim, gördüm, diyeceğim var!

başkaları ne demiş?

e-mail

  16  şubat 2007

 

pano:

"deep freeze" konusunda şikayetler alıyorduk site yönetimi olarak; linkler güncellendi, eski salatalara ulaşılabiliyor artık, ilgilenenlere duyurulur.

Gitmeyecekler İçin Urbino, yazımı uzun sürmüş, küçümen bir kitap. Tür olarak kurgu + kurgulanmış şehir rehberi denebilir, divertimento denebilir, eğlencelik denebilir. Urbino'ya gitmemiş biri tarafından yazıldığını belirtmek gerekir. Everest'ten çıkmıştır.

 

şefin salatası:

250 Yıllık Arşiv

Hangisi daha tuhaf, emin değilim: bir yayınevinin varlığını yedi kuşak ve 250 boyunca sürdürebilmiş olması mı, yoksa bu yayınevinin tüm yazılı belgelerinin (yazışmalar, manüskriler, faturalar, herşey) bütün o 250 yıl boyunca saklanması mı? 1768’de yirmi üç yaşındayken Londra’da bir yayınevi kuran İskoç asıllı deniz subayı John Murray ve sonraki altı John Murray, bu yayınevinin arşivinin 21. yüzyıl başında yaklaşık olarak 85 milyon liraya, İskoçya Milli Kütüphanesi tarafından satın alınacağını kestirmiş miydiler, yoksa yalnızca hiçbir şeyini atamayan insanlardan mıydılar?

                İkincisine işaret eden bazı veriler yok değil. Londra’nın Albermarle Street’inde, 50 numaralı görkemli bir binada bulunan aile evinin ve Murray yayınevinin her tarafı, hatta “iç çamaşırları” etiketli rafları bile kayıtlarla tıka basa dolu. 16 bin isimle ilgili 150 bin belge, bu eski evde hiçbir kataloglama çalışması yapılmadan, öylece bekleyip durmuş. Bu isimlerin arasında Jane Austen, Lord Byron, Charles Darwin ve David Livingstone gibi devler var. Hala bu evde oturan son John Murray, belgelerin büyük kısmının tavanarasına taşınmış olduğunu, ama çamaşır dolabını açtıklarında içinden Charles Darwin ve Lord Byron’ın mektuplarının çıktığını söylüyor.

                Anlaşıldığı kadarıyla ilk John Murray sıkı bir iş adamıydı, ama asıl yayıncılık zekasına sahip olan oğluydu. II. John Murray 1809 yılında ünlü Quarterly Review dergisini başlattı ve dönemin en önemli yazarlarının hemen hepsini bu dergide yayımladı. 1811’de George Gordon adlı biri (1810’da Çanakkale Boğazı’nı yüzerek geçmiş, İstanbul’u gezmişti), daha önce iki yayınevinin reddettiği bir dosya teslim etti. Murray tarafından yayımlanan kitap üç günde tükendi ve hem yayınevini ihya etti, hem de yazarının Lord Byron olarak ünlenmesini sağladı. Yayınevinin Albermarle Street’teki binaya taşınması da bu sayede oldu; Murray burada her gün saat dörtte toplantılar düzenleyerek dönemin en önde gelen entellektüellerini bir araya getirdi. Bu süreçte Murray, toplantılara katılan Faraday, Malthus, Byron gibi isimlerin sırdaşı ve güvenilir dostu haline de geldi. Bu yakın dostluk, Murray arşivindeki mektup sayısından da belli oluyor – yalnızca Lord Byron’la ilgili olarak 10 binin üstünde mektup bulunuyor, bu da dünyadaki en büyük Byron koleksiyonu.

                Byron’la Murray arasındaki ilişkinin, zamanla gerginleştiğini belirtmek gerek. İtalya’da yaşayan ve yazan Byron, manüskrilerinin Murray tarafından sansürlenmesine, gözden geçirilmesine katlanamıyordu. Oysa İngiltere’de tutucu bir dönem başlamış, Byron’ın metinleri fazla “açık saçık” bulunur olmuştu. Byron öldükten sonra Murray, Byron’ın ününü ve saygınlığını korumak için günlüklerini yakmaya karar verdi – böylece büyük bir satış imkanını da dostluğu uğruna geri tepmiş oldu. Şimdiki John Murray bu günlüğün biryerlerden çıkmasını umuyor hala.

                III. John Murray de ilginç bir adamdı; son derece dindar olmasına karşın Charles Darwin’in ünlü çalışması Türlerin Kökeni’ni yayımlamayı hiç düşünmeden kabul etti. Darwin’in kitabı 1859’da hiç de başarılı olamadı; onun yerine, yine Murray’in bastığı ve Samuel Smiles adlı bir yazarın kaleme aldığı “kendi işini kendin gör” türünden bir kitap hem İngiltere’de çok sattı, hem de pek çok dile çevrildi. Smiles bir süre sonra unutulup gitti, Darwin’e neler olduğuysa malum.

                Murray yayınevi, 20. yüzyılın sonlarına doğru ciddi sarsıntılar geçirdi ve dünyanın dev yayıncıları karşısında ayakta duramaz oldu, 2002 yılında da Hodder Headline’a satıldı. Ancak aile, 250 yıllık dev arşivi vermemeyi becerdi. VII. John Murray ve eşi Ginny, bu arşivi kullanmak isteyen araştırmacılarla artık başa çıkamayacaklarını ve belgeleri koruyamadıklarını görünce, İskoçya Milli Kütüphanesi’yle bağlantı kurdular. Para çeşitli kaynaklardan ve bağışlardan toplandı.

                İşin hoş tarafı, ne arşivi satanlar, ne de 85 milyon lira verenler, el değiştiren şeyin tam ne olduğunu biliyor. Tek bir Jane Austen mektubunun 140 bin lira ettiği ve benzer mektuplardan arşivde binlerce bulunduğu düşünülürse durum biraz daha iyi anlaşılabilir; arşivi tasnif etmekle uğraşan Milli Kütüphane ekibi de her hafta yeni birşey buluyor. 2007 sonuna dek 5000 sayfanın dijital hale getirilip internete konması; 2010’da bu sayının 15000’e çıkması hedefleniyor. Eski mektuplara dokunmanın verdiği hazzı internette bulamayacağımız kesin, ama böyle bir arşivi kısmen de olsa el altında bulundurabilecek olmanın karşılığında, bence hafif bir bedel bu.

                Baştaki soruya dönecek olursak: büyük olasılıkla bir olmadan diğeri de olmuyordur, ama baba mesleğini sürdürmemiş bir oğul olarak, İngiltere’de Radyo 4’te konuyla ilgili beş bölümlük bir program hazırlayan Vanessa Collingridge’e hak vermeden edemiyorum: herkes yayıncı olabilir, ama yayıncılığın imparatoru olmak herkesin harcı değil.

* * *

Murray Yazışmalarından Seçmeler:

John Murray’den Charles Darwin’e, 1 Nisan 1859:

“Dün elime geçen nazik mektubunuz ve Türler’le ilgili çalışmalarınız konusunda verdiğiniz ilginç ayrıntılar için teşekkür ederim. Bu bilgilerden ve daha önceki yayınlarınızdan edindiğim izlenimden yola çıkarak, manüskrinizi henüz görmemiş olsam da kitabınızı sizin için seve seve yayımlayacağımı hemen söyleyebilirim.”

 

Walter Scott’tan John Murray’ye, 18 Aralık 1816:

“Not: Vaktim olsa Lord Byron hakkında sormak istediğim çok şey var. Üçüncü Kanto müthiş. Sondaki şiirler arasında, oldukça tuhaf bir hayalgücüne işaret eden bir iki örnek var. Böyle bir dehanın, gündelik hayatta mutlu olamaması ne yazık! Onu düşündüğümde yüreğim kan ağlıyor; o bu ülkenin yüz akıyken kendi isteğiyle sürgünde yaşamak zorunda kalıyor.”

 

Mary Shelley’den Byron’a:

“Kanto’yu fazlasıyla beğendim; şiirinizin en üst biçemini gösteren pek az bölüm bulunmasına karşın çok eğlenceli ve sevimli. Güneşimi gölgeleyen kara bulutları biraz olsun renklendirecek birşeyler bulabilmek çok rahatlatıcı oluyor; bazen, melankoliye kapıldığımda ‘The Deformed’dan dizeler okuyorum ve canlanıyorum: Ama bu kadar saçmalık yeter.”

* * *

Dünyanın En Pahalı Kitabı

Saksonya ve Bavyera kralı Arslan Henri, 1188 yılında, Braunschweig’daki yeni tamamlanmış katedralin Azize Meryem sunağı için bir Kutsal Kitap sipariş etti. 226 parşömen yaprağına yazılmış ve dört İncil’i de içeren kitapta, 50 adet renkli ve altın varaklı resim de bulunuyordu; bu denli özel ve süslü olmasının nedeni, tören kitabı olarak hazırlanmasıydı.

                Henri öldükten sonra kitaba ne olduğu hakkında bölük pörçük bilgiler var. Bir noktada Prag’a getirildiği ve 1861’te Hanover kralı tarafından satın alındığı biliniyor. Kitabı bir müzeye koymak isteyen kral, 1866’da tahtından indirilince Avusturya’ya kaçıyor, kitabı da beraberinde götürüyor. İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde İngiltere Kralı’na verilmek isteniyor, ancak kral kitabı almıyor. Yine de parşömenler bir şekilde İngiltere’ye gidiyor ve 1983’te Sotheby’s’te açık artırmaya çıkarılıyor. Dönemin Federal Alman hükümeti, Aşağı Saksonya ve Bavyera’nın eyalet hükümetleri ve Prusya Kültür Mirası Vakfı güç birliği yapıyor, özel bağışların da katkısıyla yaklaşık 30 milyon lira ödüyor ve kitabı Almanya’ya geri getiriyorlar. Kutsal Kitap bugün Aşağı Saksonya’daki Braunschweig’ın hemen dışında, Wolfenbüttel kasabasındaki Herzog August Kütüphanesi’nde bulunuyor. Çok hassas olduğu için yılda yalnızca altı hafta sergilenebiliyor. Şimdi o altı haftanın içindeyiz: sergi 18 Mart’a kadar açık. Yolunuz düşerse.

                Bir ufak not: 30 milyonu kimin aldığı bilinmiyor.