|
|
|
2
mart
2007
pano:
Gitmeyecekler İçin Urbino, yazımı
uzun sürmüş, küçümen bir kitap. Tür olarak kurgu + kurgulanmış
şehir rehberi denebilir, divertimento denebilir, eğlencelik
denebilir. Urbino'ya gitmemiş biri tarafından yazıldığını
belirtmek gerekir. Everest'ten çıkmıştır.
"üzerine" bölümünde de bazı ekler var
dolayısıyla: Akşam Kitap'ta ve Yeni Mimar'da çıkmış birer
söyleşiyle Ömer Türkeş'in Radikal Kitap'taki yazısı.
şefin salatası:
Brontë’lerin Dünyası
1800’lerin başında doğdu Brontë kardeşler – Charlotte 1816’da,
Emily 1818’de, Anne’se 1820’de. 1846’da takma adla
yayımladıkları şiir kitabı yalnızca iki adet satınca düzyazıya
yöneldiler ve ertesi yıl her biri ilk romanını yayımladı:
Charlotte’un Jane Eyre’i, Emily’nin Uğultulu Tepeler’i
ve Anne’in Agnes Grey’i, yayıncı bulmakta zorlanmasına
karşın çok tutuldu. Ne var ki sağlıksız koşulların
yaygınlaştırdığı tüberküloz, yazarlık kariyerlerinin uzun ömürlü
olmasını engelledi. Emily yeni bir roman tamamlayamadan, 1848’de
öldü, Anne ikinci romanını aynı yıl tamamladı, ama ertesi yıl o
da öldü; en verimlileri olan Charlotte hayattayken iki roman
daha yayımlamayı başardı; 1855’teki ölümünün ardından iki romanı
çıktı; “Yeşil Cüce” adlı novellasıysa 2003’e dek bekledi.
Yaşadıkları ev koca bir mezarlığa bakıyordu;
1840-1850 arasında buraya gömülenlerin sayısının binden fazla
olduğu belirtiliyor. Yapılan bir sağlık incelemesinin ortaya
çıkardığına göre, mezarlıktan gelen yağmur suyu, içme suyuna
karışıyor, ortalama ömrün kısalığına büyük katkıda bulunuyordu.
Anneleri, iki ablaları ve erkek kardeşleri ölen,
yapayalnız bir hayat yaşayan ve kendileri de kırkına, hatta
otuzuna varmadan ölen bu üç kardeş, o dönem için inanılmaz gibi
görünmesine rağmen (İngiltere’nin taşrasında olmaları
yetmiyormuş gibi, bir de kadındılar) yapıtlarıyla İngiliz
yazınının demirbaşları arasına girdi. Kitapları her zaman çok
okundu, özellikle de Jane Eyre ve Uğultulu Tepeler.
Şu sıralarda İngiltere’nin kuzeyinde, bir
Yorkshire köyünde, yani Brontë’lerin memleketinde, Brontë
ailesinin bu üç kızının hikayesi filme çekiliyor. Brontë’lerin
dünyasında her taraf tezek ve çamur dolu, sokakların ortasından
lağım akıyor, çocukların çoğu altı yaşına gelmeden kolera ve
tifodan ölüyor. 30 milyonluk bütçesi olan “Brontë” adlı film, bu
trajik koşullarda yaşam savaşı veren üç kız kardeşin cesur
direnişini, hayalgüçlerini kullanarak ayakta kalmaya
çalışmalarını ve yarattıkları mucizeyi ele alıyor.
Jane Eyre’la Bay Rochester’ın birbirleri için
beslediği bastırılmış duyguların yoğunluğuna, Cathy’yle
Heathcliff’in tutkulu ilişkisine Guardian’daki yazısında
dikkat çeken David Smith, Viktorya dönemi yazarı bu üç genç
kadının cinsel yaşamını merak eden çok sayıda okuyucu olduğunu
belirtiyor. Yönetmen Workman da filmde bunun üstüne
gittiklerini, cinselliğin kendini ifade etmek için nasıl yollar
bulduğunun çok önemli olduğunu söylüyor.
Filmin çekimi için Brontë’lerin gerçekten
yaşadığı Haworth köyü kullanılamamış, çünkü hem burada oldukça
gelişkin bir Brontë endüstrisi var, dolayısıyla film çekimi
buranın turizmini olumsuz etkiler diye korkulmuş, hem de Haworth
eskisi kadar iç karartıcı bir yer değil artık; etrafta ağaç bile
var.
İç karartıcılık meselesi filmin yapımcılarını
başta düşündürmüş; sonuçta ölümle burun buruna yaşayan ve
gencecik yaşta ölen üç insanın hikayesi söz konusu; ama Brontë
kardeşlerin yaratıcılığının, bu karanlığı dengeleyeceğine karar
verilmiş.
Brontë Müzesi müdürü Alan Bentley, filmin
tarihsel gerçeklere bağlı kalması için çaba harcıyor. “1946’da
çekilen Brontë filmi tam bir felaketti, Haworth’ü şirin bir
çikolata kutusu gibi gösteriyordu,” diyen Bentley, “Brontë’ler
saygın bir aileydi ama durumları çok iyi değildi. Yine de baba
Brontë, kızlarına her zaman destek oldu, okumaları, okuduklarını
tartışmaları ve yazmaları konusunda cesaretlendirdi,” diye
ekliyor.
Charlotte’u, Brokeback Mountain’da
oynayan Michelle Williams canlandırıyor; Emily’yi oynayan
Nathalie Press’i My Summer of Love filminden tanıyoruz;
kardeşleri kadar ünlü olmayan Anne’iyse Yeni Zelandalı Emily
Barclay oynuyor. Filmde ayrıca Jonathan Rhys Meyers, Ben Chaplin
ve çocuklarının hepsinden uzun yaşayan rahibi oynayan Brian Cox
var.
|