24 aralık 2007
anahtarlık:
Romanda Desen Sanatı
Faydasız Kilisenin Sessiz Korosu
Igsen Annersen
Commu
Çağdaş Norveçli romancı Igsen Annersen'in son romanı Faydasız Kilisenin Sessiz Korosu, yazarın 1995'te Barbaros'un Yitik Haritası'yla başlayan serüveninde yeni bir uç nokta oluşturmuyor belki, ama netleşme, rahatlama, her zaman yaptığını daha zahmetsiz yapma anlamında önemli bir açılım sunuyor yine de.
Annersen'in H.C. Andersen'i çağrıştırdığı bir yanı yok mu: yarattığı masalsı dünyalarda, iki boyutlu bir düzlemde, bir buz pateni pistinin üstüne çizilen helezonlara benzer anlatılar nakşetmiyor muydu hep? Sessiz Koro'nun öncekilerden bir farkı, anlatı zamanının kurgulanışında daha incelmiş yöntemlere başvurulması, ama aynı zamanda da anlatı hızının çok düşük tutulması bence: "hikaye", aslında beş sayfada eni konu anlatılabilecek bir hikaye, ama Annersen, sürekli çıkmalarla, geri ve ileri dönüşlerle, parantezlerle bu hikayeyi yayıyor, asıl okunmasını istediği şey bu hikaye değil, onu hikaye edişi sırasında uydurduğu diğer hikayelermiş hissini uyandırıyor. Bu yönüyle çağdaş bir 1001 gececi kisvesine bürünüyor - bundan haz alan okur için bir şölen sayılabilecek roman, anlatının altını kurcalamayı seven okur için pek fazla malzeme barındırmıyor ne yazık ki.
Annersen'in çeviride bile anlaşılan bir dil ustalığı olduğunu vurgulamak gerek - Ortaçağ-Rönesans-Aydınlanma dönemi Avrupasını anlatırken, o döneme ait olmasa da o dönemi çağrıştıran bir dil yapısı kuruyor, bunu hem sözcüklerle, hem de sentaksla yapıyor. Üzerinde durulması gereken bir taktik bu: 17. yüzyılı anlatırken eski bir 20. yüzyıl dili kullanmak bir otantiklik "efekti" yaratmada nasıl bu kadar başarılı olur? Bu efekti besleyen bir başka unsur da Annersen'in günlük yaşam ayrıntılarına verdiği önem - bunlar da otantik sayılmaz; gerçek bir araştırmadan ziyade, yine eski 20. yüzyıl metinlerinden (popüler tarih kitaplarından) elde ettiği bilgileri kendi anlatı evreninin hayalleriyle harmanlayarak bir dekor yaratıyor sonuçta. Bu dekor da çok başarılı, gerçek olmasa bile, bir "efekt"ten ibaret olsa bile; bizde anlatılarını Osmanlı dönemine yerleştiren pek çok yazarın bir türlü beceremediği bir işin üstesinden geliyor Annersen - okuyucuyu o dönemin sokaklarında gezdirirken, o sokakları gerçekten geziyoruz; bütçesi kısıtlı bir üç boyutlu animasyonun geometrik mekanları arasında dolaştığımız hissine kapılmıyoruz.
Hep bir çizgi-roman tadı alarak okuduğum Annersen, Faydasız Kilisenin Sessiz Korosu'nda bu kez hikayenin değil, kendi çizgilerinin, kendi desenlerinin peşinden gidiyor bir anlamda; sanatını, kendi sanatı üstüne döndürüyor, kendi kendinin keyfini çıkarıyor.