cem akaş

G İ R İ Ş K A P I S I
in english
giriş kapısı
c.a. kimdir,
sebepleri nelerdir
bibliyografya
okuma malzemesi
deep freeze:
şefin salatası&vitriol
üzerine yazılar/söyleşiler
tek uçlu ipler
dinleme malzemesi
ağ komşuları
geldim, gördüm, diyeceğim var!
başkaları ne demiş?
e-mail
8 eylül 2004

pano:

cem kayalıgil, ygy  nedir, meselesi nedir diye sormuştu. bunu yanıtlayacakken fark ettim ki önce woody allen'la olan ilişkimi anlatmam gerekiyor. buyrun.

 

şefin salatası:

woody the woodpecker:  

woody allen'ı bundan yirmi yıl önce, 1984'te tanıdım - yönetmen ya da oyuncu olarak değil, yazar olarak. okul kütüphanesinde üç kitabı vardı: getting even, side effects ve without feathers. açıkça söylemek gerekirse dibim düştü, keyiften geberdim, çok güldüm ve yatakhane arkadaşlarım arasında zorunlu okuma kapsamına sokmak için her türlü manevi baskıyı yaptım, sonuç da aldım. bir dönem birbirimize allen alıntıları yapıp durduk. boston çay partisini anlattığı bölümü ezbere bilirdik. lisedeydim ve yazdığım her kompozisyona allen'dan (bazen de, evet, paul simon'dan) bir alıntıyla başlar olmuştum. sonra okul dergisi objective'e uzunca bir inceleme yazısı yazmaktan geri kalmadım. işin sonunun nereye varacağı belliydi tabii: oturup woody allen'ı türkçeye çevirecektim.

aslında bu fikir, daha çok bir "imkansıza ergi" kapsamında belirmişti kafamda - böyle bir çevirinin başarılı olamayacağından emindim. yine de büyük bir ciddiyetle ufak daktilomun başına geçtim ve iki üç ay gibi zaman içinde, without feathers'ı, hiçbir yayıncının talebi olmaksızın, copyright'ı boşta mıdır, değil midir düşünmeksizin çevirdim - o zamanlar a4 kağıtlar yaygın değildi, daha geniş ve daha sarı bir kağıda, harflerin üst kısmını siyah altını kırmızı basan daktilomla yazdığım, okuması dert bir çeviri oldu bu. tek problem bu değildi ayrıca: kitabın adını "tüysüz" olarak çevirmek istememiştim, çünkü bu sözcüğün çağrıştırdığı "acemilik, yeniyetmelik" gibi anlamlar yoktu orijinalinde, emily dickinson'ın "hope is the thing with feathers"ına gönderme yapıyordu, yani bir tür doğal umutsuzluk halinden söz ediyordu. kitaptaki "öykü"lerden birinin adı "no kaddish for weinstein"dı, ben bunu serbestçe "weinstein'ın önlenemeyen yaşamı" olarak çevirmiş ve bu marifetimi çok beğenmiştim. kitabın adının da bu olmasına karar verdim.

o dönem gergedan'da bu çevirinin ufak bir bölümünü yayımlattım.  enis batur ve ömer madra dönemli yayıncılık adı altında kitap da yayımlamaya başlayacaklarını söyleyince allen'ı onlara verdim. ne yazık ki bir süre sonra, sıra allen'a gelmeden bu iki kafadar istifa etti. kitabı berran tözer ve nejat bayramoğlu devraldı, ama ha çıktı ha çıkacak derken yayınevi kapandı. bir gün kadıköy'de kitapçı dolaşırken yerde tüysüz'ü görünce bir tür evlat acısı yaşadım tabii - sonradan arkadaşım olan ve yky'de birlikte uzun zaman çalıştığım vedat çorlu'nun sahibi olduğu ara yayıncılık basmıştı başkasının çevirisini.

aradan epey bir zaman geçti, yaşım kemale erdi ve artık askere gitmezsem t.c.'nin bana epey bozuk atacağı anlaşıldı, sene 98. askerde olduğum süre boyunca ev kiramı ödemeyi sürdüreceğim için, elde paraya çevrilebilir neler var diye bakınırken woody tomarını buldum dolabın bir köşesinde. altıkırkbeş yayınlarının sahibi kaan çaydamlı dostum -sizden iyi olmasın- o dönemde fena halde kelepir'le bozmuştu kafayı (daha sonraları başka pek çok şeyini de bozacaktı), yayınevlerinin depolarında kelepir kitap kalmayınca (kelepir'in esprisi buydu: depo artıklarını çok ucuza kapatıp ucuza satıyordu ve bir ara iyi iş yaptı; kaan da üç ortaktan biriydi; diğer iki ortak yüz kızartıcı suçlardan hüküm giymedi, ama ben adlarını anmayayım yine de), açtıkları 50-60 civarındaki dükkana yetiştirecek kitap bulamaz olmuşlar, bunun üzerine kendi yayınevlerini kurmaya karar vermişlerdi. ygy böyle ortaya çıktı - "yumuşak g yayınları", tabii ki yky ile dalga geçiyordu, zaten yky'yi "yeni karamürsel yayınları" olarak anmakta beis görmüyordu kaan (ve türk yayıncılığının meşhurlarından çetin şan). neyse, ben de allen'ı, daha önce altıkırkbeş'ten çıkan john lennon çevirimle birlikte ygy'ye verdim. ne var ki makus talih orada da peşimi bırakmadı ve hem yayınevi gümledi, hem de kelepir'in ortakları arasında feci bir anlaşmazlık patlak verdi ve bu cesur deney tarihin karanlık sularına gömüldü. kitabın yayımlanmadığını, çeviri parasını alamadığımı eklemeye gerek yok herhalde.

bugün woody allen'a zar zor tahammül edebiliyorum (radio days ve hannah and her sisters nispeten iyiydi, crimes and misdemeanours çizgideydi); enis batur ve ömer madra'nın yolları ayrıldı, biri yayıncılığa (bir süre daha!) devam, diğeri kendini radyosuna vakf etti; berran tözer çeşitli soyadı değişikliklerinden sonra picus'un yayın yönetmenliğini yapma seviyesine düştü, neyse ki dergi (ve tahribatı) uzun ömürlü olmadı; nejat bayramoğlu galiba bir süre bazı erkek dergileri çıkardı, ama sonra ne yaptı bilmiyorum; vedat çorlu'nun başına çeşitli kötü şeyler geldi tabii, ara yayıncılık da kapanmak zorunda kaldı; kaan çaydamlı kendini bar işletmeciliğine verdi ve kafası hep iyi dolaştığından yayıncılık yapma ihtiyacını artık hissetmiyor sanırım. çeviriye gelince: kaan'a verdiğim çeviri tek kopyaydı, o yüzden artık bende yok, yeryüzünde olup olmadığı da meçhul. neyse ki memlekette mebzul miktarda soğuk su var.