for
english, press 9
10
eylül 2002
pano:
son
kişot'tan söz etmiş
miydim? ilk versiyonu, cenk
koyuncu'yla birlikte kurduğumuz,
mezartaşı yazısından master
tezine kadar her türlü metnin
sipariş üzerine yazıldığı
bir şirketti.ikinci -ve
şimdilik son- versiyonu ise bir
dergi: cenk koyuncu çıkarıyor,
ben de katkıda bulunuyorum.
derginin ilk sayısı için,
sonraki sayılarda da sürmesini
öngördüğüm bir dosya
hazırladım, yenidenyazım
üzerine. tournier'den,
giraudoux'dan sıkı metinler
var. dosya için yazdığım
giriş yazısı aşağıdadır.
şefin
salatası:
Yenidenyazım
"Temaların,
sözcüklerin, metinlerin
sayısı sınırlıdır. O
yüzden hiçbir şey yok olmaz.
Bir kitap yok olursa, elbet bir
gün başka biri onu yeniden
yazar. Bu kadar ölümsüzlük de
herkese yetmeli."
Jorge
Luis Borges
Borges'ten
alıntı yaparak başlamak
yetmeyecek, "Don Quixote'nin
Yazarı Pierre Menard"da bu
ünlü yapıtı birebir yeniden
yazan, ama bambaşka bir yapıt
üreten adamdan söz ettiğini de
anımsamak gerekecek.
->Borges'in
yapıtı, büyük oranda
yenidenyazım üzerine
kuruludur ayrıca.
->Yepyeni
birşey yazmak mümkün
müdür – temelde demek
istiyorum? Cep telefonları
üzerine kurulu bir
öykünün elbette yirmi yıl
önce eşine rastlanamayacak
yanları olur, ama bu
"oyuncak
yeniliği"nin ötesine
geçilebilir mi?
Evet.
Bunu
yapmanın çeşitli yolları
vardır ama. Bunlardan biri
de, paradoksal gelebilir
belki, yapılmış olanı
yeniden yapmaktır.
Burada,
basit bir postmodernist
yaklaşımı savunuyor,
"this has been done
before"un tek atımlık
çekiciliğine kapılıyor
değilim. Bir tür virüs
ahlakını öne sürüyorum belki
de: başka bir organizmanın
içine girmek, onun
kaynaklarını kullanarak
çoğalmak, sonunda onu bambaşka
birşey hale getirmek.
->Bu,
üstelik, yeni de değil:
Bach'ın Vivaldi'yle,
Sontag'ın Hindemith'le,
Tournier'nin Kitab-ı
Mukaddes'le kurduğu
ilişkiyi düşünün.
Bu
"bambaşka"lığın
dereceleri var kuşkusuz:
"Menard" bir uç
örnekse, öbür uçta, genel
yapıyı, hatta genel havayı,
belki yalnızca ilk cümleyi
almak durur. Yazarın sözüne
yer her zaman bulunur, ne kadar
sözü varsa o kadar. Bazen, daha
az değişiklikle daha çok şey
söylenmesi de mümkündür;
bazen de bu, yalnızca
sıkıcılık doğurur.
->Ama
yazmak da böyledir zaten.
Burada
başka bir paradoks olduğunu
yadsımıyorum: bir yandan,
"yepyeni" olma
iddiasıyla ortaya fırlamamak,
adını koyarak başka bir
yapıyı "taklit etmek"
alçakgönüllü bir davranış
olarak görülebilir; öte
yandan, Dante'yi yenidenyazmaya
kalkışmışsanız, Dante'yi
yenidenyazabileceğinizi,
üstelik de kaydadeğer sonuçlar
ortaya koyabileceğinizi iddia
ediyorsunuz demektir.
->"Homage"ın
ötesine geçilecekse, bu
iddiayı taşıyabilmek
gerekir.
Yazma
pratiği açısından
öğreticiliği tartışılmaz
bir yöntem olduğunu
düşünüyorum yenidenyazmanın:
sobanın sıcaklığını bizzat
elini yakarak öğrenmek gibi,
başka bir yazarın kalıbına
girerek yazmak da, başka türlü
rast gelinemeyecek incelikler,
içgörümleri sunar.
->Yazarlar
için Stanislavski yöntemi.
Kendinden
ve özgürlüğün
kısıtlayıcılığından
kurtulmanın yolu: özgürlük
kısıtlar çünkü,
yapılabileceklerin çekiciliği,
yapılanı yavan gösterir çoğu
zaman, deneyimli yazarın
karabasanı haline dönüşür
zamanla; yapmamak, yapmaktan daha
fazla doyum vermeye
başlayabilir. "Kalıp"
ise, -kimi için beklenmedik-
açılım kapıları sağlar
-oysa beklenmelidir-: baskıcı
rejimlerde ortaya konan sanat
yapıtlarının güzelliği bunu
gösterir; "dış kurallar
ve kısıtlar" başka tür
bir zenginliği mümkün kılar.
->Oulipo,
ölçülü uyaklı şiir.
Zenginlik
bununla da sınırlı değil
bence. Neredeyse mistik bir yanı
var bu pratiğin.
->Kendi
bedeninden arınıp başka
bir bedeni ziyaret etme,
belki bir yenidenyazımı
yenidenyazma, başka
yenidenyazımlarla yan yana
durma – tüm bir
"yazınsa beden"in
içinde karışma.
Palimpsestlerin
kötü yanı, alttaki yazıların
ancak belli belirsiz okunur hale
gelmesidir.
->Bundan
kaçınmak gerekir.
Soyağacı ve alıntı
terbiyesi önemlidir.
Yenidenyazım,
"yeni dem yazın"
tazeliğini yakalayabilmelidir.
->Yakalayabilir
de.
|