cem akaş

  G İ R İ Ş K A P I S I
in english
giriş kapısı
c.a. kimdir,
sebepleri nelerdir
bibliyografya
okuma malzemesi
deep freeze:
şefin salatası&vitriol
üzerine yazılar/söyleşiler
tek uçlu ipler
dinleme malzemesi
ağ komşuları
geldim, gördüm, diyeceğim var!
başkaları ne demiş?
e-mail
11 şubat 2004

pano:

korsan yayın tartışması sürüyor. yayıncılar birliği genel sekreteri metin celal, 9 şubat tarihli radikal'de uzun bir yazıyla ("benim korsanım melektir!") ismet berkan'ın 1 şubat ("korsan kitap - korsan yayınevi") ve benim 2 şubat ("korsan yayına güzelleme") tarihli yazılarımıza yanıt verdi. ibretlik bir yazıydı - yayıncılar birliği ne işe yarar diye düşündüren, ticaretten hiç anlamadığı halde matematik dersi vermeye kalkan, sanki birilerini kollamak için didinen bir genel sekreteri olduğuna göre pek bir işe yaramasa daha iyi olabilir dedirten bir yazı. radikal'e kısa bir yanıt yolladım, aşağıya alıyorum; ama onun dışında şunu söylemek gerekir belki: 1-korsan yayıncılığın pazar payı hakkında atıyor metin celal; 2003 yılında yaklaşık 253 bin korsan kitap yakalandı; bunun üç katı da yakalanmamış olsa toplam bir milyon kitap eder. türkiye'de yılda on milyon adetten fazla kitap satılıyor. demek ki korsan, en iyi ihtimalle pazarın %10'unu oluşturuyor, celal'in iddia ettiği gibi %60'ını değil. 2-baskı sayısı artarsa kitap fiyatı düşer. metin celal maliyet hesaplamayı bilmiyor. yüz bin basacağınız kitabın maliyet kalemleri, bin basacağınız kitabın kalemlerinden farklı hesaplanır, çünkü işin içine sürüm faktörü girer; yüzdeler sabit kalmaz. 3- pek çok yayıncı, çok satacağını bildiği kitabı az basıyor. kısmen ekonominin genel durumundan, kısmen kendine güvenememekten, kısmen de sektörün açmazlarından. türkiye'de çok kitap satmak çok riskli bir iş, çünkü kitapçılar ortalama 4.5 aylık çeklerle ödeme yapıyor. yani piyasaya bir defada yüz bin nüsha sürerseniz, dönüşünü ancak 4.5 ay sonra alacağınız bir yatırımı göze alacaksınız demektir. en büyük yayınevlerini bile zorlayacak bir durumdur bu. diğer sabit maliyetlerse (personel, telefon faturası vs) nüsha sayısı arttıkça birim maliyeti daha az etkiler hale gelir.

her neyse. yayıncılar birliği genel sekreteri, yayıncılıktan anlayacak diye bir kural yok; burası türkiye. beni asıl gıdıklayan, yazım yayınlandığından beri aldığım tepkiler oldu. bir yandan "ağzını öpeyim" diyen yazar ve okuyucular, bir yandan da "susturun lan şu herifi" diyen bazı yayıncı ve kitapçılar. tahammülsüzlüğün derecesi hakikaten şaşırtıcı. pek çok kişi, bu yazıyı yazdığım için yky'den kovulmamı ya bekliyor, ya da bizzat istiyor mesela. ruhumuzda var demek ki.

vitriol:

radyasyonsuz kitap:

Öncelikle özür dilemeliyim – 4 Şubat tarihli Radikal'de yayımlanan “Korsan Yayına Güzelleme” başlıklı yazım, aslında birbirinden ayrı iki konu hakkındaki naçiz fikirlerimi içeriyordu; eli kalem tutan bazı okuyucuların, bu ayrımı algılamasını ve iki ayrı fikri doğru anlamasını beklemek haksızlık oldu. İlk konu, Türkiye'de korsan yayıncılık tartışmasıyla ilgiliydi, ikincisiyse buradan yola çıkarak, yazarlar ve metinleri için radikal sayılabilecek bir “toplumsal konum”lama önerisi getiriyordu. Bence yazının daha önemli bölümü ikincisiydi, ama korsan hakkında yazdıklarımın daha tartışmalı bulunduğu görülüyor. Bu yüzden önemsediğim konuyu daha geniş olarak başka bir yerde ele almak üzere ayırıyor ve ilk konuda yazdıklarıma açıklık getirmek istiyorum.

Ana fikri yinelemek gerekirse: yazarın ölümünden yetmiş yıl sonrasına kadar geçerli olan “copyright” yani çoğaltım hakkını fazla buluyorum, bu sürenin, yapıtın yayımlanmasından sonraki bir yılla sınırlanmasını; bundan sonra da yapıtın yayımlanmasının serbest bırakılmasını, çoğaltım hakkı aranmamasını öneriyorum. Bugün korsan olarak nitelenen etkinliğin bu bir yıllık süreden sonra yasal sayılmasını ve korsan olarak tanımlanmaktan çıkarılmasını; ancak bir yıllık süre içinde yayıncının (ve yazarın) haklarını korumak için elbette korsan sayılmasını ve yasak olmasını savunuyorum.

Yardımcı fikir de şuydu: Türkiye'de yayıncılığın, kaldırım tezgahı korsanlığından daha önemli sorunları vardır. Yasal yayıncıların kendi kitaplarının korsanını basıp satması bunlardan biridir. Bunu ilk dile getiren ben değilim elbette, ama Türkiye Yayıncılar Birliği başta olmak üzere bugüne kadar yetkili hiçbir kurum, bu konuda ciddi bir inceleme başlatmayı, bir denetim mekanizması oluşturmayı beceremedi. Beceriksizlikten çok niyet meselesi belki de: söz konusu Birliğin genel sekreteri, doğrudan kendi görev alanına giren bir konu hakkında söylenenleri ihbar kabul edip çalışma başlatacağına, “şimdiye kadar binlerce kez söylenmiştir, ama bir tane bile somut kanıt, delil ortaya sürülmemiştir,” demek pişkinliğini gösteriyor; matbaaları, yayınevlerini, dağıtımcı ve kitapçı depolarını denetlemek gibi bir olanağı olmayan yazar ve okuyuculara, “yayıncılık sektöründe böyle kişiler varsa yapacağınız iş bunları teşhir etmek, mahkemeye vermek, cezalandırılmalarını sağlamaktır,” diyor. Hayır, sizin yapacağınız iş budur; “benim yayıncım korsanlık yapmaz” diyerek işin içinden sıyrılmak değildir. Bu, “bizim çayımızda radyasyon yoktur” diyen devlet yetkilisinin riyakar tutumundan farksızdır.

Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Sekreteri'ne işini öğretmek istemem, ama bir yazar ve çevirmen olarak (çalıştığım yayınevi adına konuşma yetkim yok) bu konuda kendisine şöyle bir inisiyatif başlatma önerim olacak: birliğinize bağlı yayıncıları toplayın, ama özellikle de büyük yayıncılardan destek isteyin, bir denetim komisyonu kurun, bağımsız bir denetim şirketine, birlik yayıncılarının ve çalıştıkları matbaaların defterlerini ve depolarını denetlettirin. Kültür Bakanlığı'ndan, Maliye Bakanlığı'ndan yardım isteyin. Bu inisiyatife destek veren yayıncılar, kitaplarına “dürüst yayıncı” gibi bir logo bassınlar, destek vermeyenler teşhir edilsin. Ak koyun kara koyun görülsün. Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Sekreteri olmak kolay iş değil, biliyorum; ama kaldırım tezgahı korsanını düşman göstermekle yetinip kendi birliğine bağlı yayıncıların olası yasadışı eylemlerini denetlemek konusunda hiçbir girişimde bulunmayarak, ele talkın verip kendisi salkımları yutan kişi konumuna düşmek istemiyorsa, boynunun borcu budur.