for
english, press 9
16
temmuz 2002
pano:
calvino'nun
ilk öykülerinden biridir
"vicdan".ingilizceden
çevirmiş olmam hoşgörülür
umarım.
şefin
salatası:
Vicdan
- Italo Calvino
Savaş
çıktığında Luigi adında bir
adam, gönüllü olarak gidip
gidemeyeceğini sordu.
Herkes
onu övdü. Luigi tüfek
dağıtılan yere gitti, bir tane
aldı ve dedi ki: "Şimdi
gidip Alberto denen herifi
öldüreceğim."
Alberto
kim diye sordular ona.
"Bir
düşman," dedi Alberto,
"benim bir
düşmanım."
Ona
belirli bir tür düşmanı
öldürmesi gerektiğini, öyle
istediği herkesi
öldüremeyeceğini anlattılar.
"Ee?"
dedi Luigi. "Siz beni salak
mı sandınız? Bu Alberto tam
sizin dediğiniz gibi biri,
onlardan biri yani. Bütün o
gruba karşı savaşa
girdiğinizi duyduğumda şöyle
düşündüm: ben de gideceğim,
böylece Alberto'yu
öldürebilirim. O yüzden
geldim. Alberto'yu tanırım ben:
sahtekarın biridir. Bana ihanet
etti, neredeyse bir hiç uğruna,
benim kendimi bir kadın
yüzünden küçük düşürmeme
yol açtı. Eski hikaye. Bana
inanmıyorsanız size herşeyi
anlatabilirim."
Tamam,
dediler, boşver.
"İyi
öyleyse," dedi Luigi,
"bana Alberto'nun nerede
olduğunu söyleyin de gidip
dövüşeyim."
Bilmiyoruz
dediler.
"Fark
etmez," dedi Luigi.
"Bilen birini bulurum.
Eninde sonunda onu
yakalayacağım."
Bunu
yapamayacağını, nereye
yollanırsa oraya gidip
savaşması, orada kim varsa onu
öldürmesi gerektiğini
söylediler ona. Bu Alberto
hakkında da hiçbir şey
bilmiyorlardı.
"Bakın,"
diye ısrar etti Luigi,
"size hikayeyi anlatmam
gerekecek. Çünkü bu adam
gerçek bir sahtekar ve ona
karşı savaş açmakla
doğrusunu yapıyorsunuz."
Ama
öbürleri dinlemek istemiyordu.
Luigi
laftan anlamıyordu: "Özür
dilerim, sizin için şu ya da bu
düşmanı öldürmem fark
etmeyebilir, ama Alberto'yla
ilgisi olmayan birisini
öldürsem çok
üzülürdüm."
Diğerlerinin
sabrı taştı. İçlerinden biri
ona uzun bir konuşma yaptı ve
savaşın ne olduğunu, nasıl
istediğin belirli bir düşmanı
gidip öldüremeyeceğini
açıkladı.
Luigi
omuz silkti. "Eğer
öyleyse," dedi, beni yok
sayın."
"Varsın
ve de olacaksın," diye
bağırdılar.
"İleri
marş, bir-ki, bir-ki!"
Savaşa yolladılar Luigi'yi.
Luigi
mutlu değildi. Rasgele adam
öldürüyordu, Alberto'ya ya da
ailesinden birine denk gelir
diye. Öldürdüğü her düşman
için ona bir madalya verdiler,
ama Luigi yine mutlu değildi.
"Alberto'yu
öldürmezsem," diye
düşündü, "Bir sürü
insanı boş yere öldürmüş
olacağım." Kendini kötü
hissetti.
Bu
sırada ona hala birbiri
ardından madalyalar
veriyorlardı, gümüş, altın,
ne varsa.
Şöyle
düşündü Luigi: "Bugün
birkaçını öldürürüm,
yarın birkaçını daha
öldürürüm, sonuçta
sayıları azalır ve bu
sahtekarın sırası da elbet
gelir."
Ama
Luigi Alberto'yu bulamadan
düşman teslim oldu. Boş yere o
kadar insanı öldürdüğü
için kendini kötü
hissediyordu, şimdi barış ilan
edildiği için de bütün
madalyalarını bir çantaya
doldurdu ve düşman ülkede
dolaşarak ölenlerin
karılarına ve çocuklarına
hepsini dağıttı.
Böyle
dolaşırken Alberto'yla
karşılaştı.
"İyi,"
dedi, "geç olsun da güç
olmasın," ve Alberto'yu
öldürdü.
İşte
o zaman Luigi'yi tutukladılar,
cinayetten yargıladılar ve
astılar. Mahkemede vicdanının
sesini dinlemiş olduğunu
defalarca söylediyse de kimse
ona dinlemedi.
(1
Aralık 1943 tarihli
elyazmasından; İngilizceye
çeviren Tim Parks)
|