| |
for
english, press 9
24
aralık 2002
pano:
son
kişot dergisinin ikinci
sayısının hazırlıkları
tamamlandı. bu sayının
"yenidenyazım"
dosyasında tournier'nin
incil'den yaptığı bir
"iş" koyunca,
kuran'dan da birşey koymak,
nasıl derler, farz oldu.
"kalem suresi" bu
anlamda hoş fırsatlar sunuyor.
"yenidenyazım" ne
demekti diyorsanız, 10 eylül
tarihli salataya gönderiyorum
sizi.
şefin
salatası:
Kaleme
And*
Kalemine
ve yazdıklarına and olsun ki,
deli değilsin. Göreceksin, sen
göremesen de dünya görecek –
yazdıkların, en büyük
ödülü hak ediyor: okunmak.
Kalemine güven – yeteneğin
var. Kimin deli olduğunu
yakında sen de göreceksin,
onlar da. İşin doğrusu,
ömrünü yazıya verme yolundan
sapanlarla o yoldan gidenler,
eninde sonunda ayrışır. Bunu
inkar edenler hep olmuştur,
olacaktır da; sen onlara
aldırma. Onlar, senin
kendileriyle uyuşmanı ister;
böyle yapsan, senden iyisi
olmaz. Diliyle iğneleyen,
köşebaşını tutan, iyi
yazıyı sürekli engelleyen,
saldırgan, zorba, kendini ve
takımını kollamaktan başka
bir şey düşünmediği halde
yeni'ye, gerçek'e açık
olduğuna yemin eden, soysuzluğu
yazdıklarıyla tescilli tüccar
yazara, konumu ve çevresine
topladıkları yüzünden
aldırış etme. Gerçek
yazının ilkeleri ona okunduğu
zaman, “Öncekilerin
masalları,” diyecektir. Onun
burnuna pek yakında damgayı
vuracağız. Biz bunları,
vaktiyle dergi ve yayınevi
sahiplerini denediğimiz gibi
denemiş oluruz. Dergi ve
yayınevi sahipleri, daha sabah
olmadan, başka birşeye ihtimal
vermeden, dergiler, kitaplar
yayımlayacaklarına yemin
etmişlerdi. Ama daha onlar
uykudayken toplumun tüm
katmanlarını sarsan deprem,
yazın dünyasını da allak
bullak etmiş, iyi yazının
gözden yitmesine yol
açmıştı. Bu yayıncılar
işin farkında değildi tabii.
Sabah olduğunda,
“Yapıtlarınızı
devşirecekseniz erken
çıkın,” diye birbirlerine
seslendiler. “Bugün orada,
'Ben yeni bir yazının
yazarıyım,' diye ortalara
dökülen düşkünlerden
hiçbiri yanınıza
sokulmasın,” diye gizli gizli
konuşarak yürüyorlardı. Genç
yazarları destekleyebilecek
güçleri varken, böyle
konuşarak erkenden gittiler.
Masalarına oturup yazın
dünyasının halini
gördüklerinde, “Herhalde
yolumuzu şaşırdık; hayır, bu
gerçek olamaz; bizim için
yazacak kimse yok mu? Bize kala
kala yalnızca şu molozlar mı
kaldı?” dediler. Ortancaları,
“Ben size iyi yazına sahip
çıkmak gerek dememiş
miydim?” dedi. Hatalarını
kabul etmek yerine, birbirlerini
suçlamaya başladılar.
İşlerin düzeleceğine dair
hala bir umutları vardı, ama
bunun için parmaklarını bile
kıpırdatmak istemiyorlardı.
İşte azap böyle birşeydir;
ama ölü bir yazının vereceği
azap çok daha büyüktür;
keşke bilseler! Kaleme saygılı
olanlara kitap dünyasında her
zaman yer vardır. Kendini kaleme
adamış olanlar, hiç bu
suçlularla bir tutulabilir mi?
Ne oluyorsunuz? Ne biçim
hükmediyorsunuz? Yoksa, doğru
dürüst bir kitap
okumuşluğunuz bile yoktur ki
sizin. Seçimleriniz, hep
kulaktan dolma yargı
kırıntılarıyladır. Yoksa,
sınırsız yeteneği olanlarla
kapsamı sınırsız
sözleşmeler yaptınız da,
onların her yazdığı sizin mi
olacak? Sor onlara: “Kim yer
ulan bunu?” Yoksa, kendi
aralarında şike mi yapıyorlar,
danışıklı dövüş müdür
oynattıkları? Doğru
sözlüyseler, ortaklarıyla
birlikte çıksınlar ortaya, iki
dakika adam olsunlar. Ama
yapamazlar. Gözlerini yere
dikerler; yüzlerini alçaklık
bürür. Yeni yazının gücünü
yalanlayanları bana bırak. Ben
onları bilmedikleri yerden öyle
bir deşeceğim ki - yavaş
yavaş, azap vere vere. Onlara
mühlet veriyorum; doğrusu benim
tuzağım sağlamdır. Yoksa sen
onlardan telif ücretini
istiyorsun da, hakkını mı
veriyorlar? Yoksa görünmeyenin
bilgisi onların yanındadır da,
kendileri mi yazıyor? Sen
kalemine güven, yaz,
yazdığını ortaya bırak,
dayan. Balık sahibi Yunus gibi
olma. Yaz ve bekle, semeresini
elbet görürsün; kimsenin seni
kınamaya hakkı yok. Kalemine
bağlı kalırsan,
seçilmişlerden olursun, ömrün
bir işe yarar, şöyle ya da
böyle. Bunu inkar edenler, yeni
yazının yapıtlarını
okuduklarında onun yazarlarını
neredeyse gözleriyle,
bakışlarıyla gömmeye
kalkışmıştı, yine de
kalkışacaklardır. “Bunların
hepsi deli,” diyorlardı, yine
de diyeceklerdir. Oysa
yazdıklarımız ve
yazacaklarımız, alemlere bir
anımsatmadan başka bir şey
değildir.
*Bkz.
Kuran, çev. Hüseyin Atay:
“Kalem Suresi”.
|