cem akaş

G İ R İ Ş K A P I S I
in english
giriş kapısı
c.a. kimdir,
sebepleri nelerdir
bibliyografya
okuma malzemesi
deep freeze:
şefin salatası&vitriol
üzerine yazılar/söyleşiler
tek uçlu ipler
dinleme malzemesi
ağ komşuları
geldim, gördüm, diyeceğim var!
başkaları ne demiş?
e-mail
24 kasım 2004

pano:

türkiye'de yeni bir edebiyat dergisine ihtiyaç var mı? varsa, bu nasıl bir dergi olmalı? yanıtlarınızı "geldim, gördüm, diyeceğim var!" köşesine hala yollayabilirsiniz. doğru yanıt verenler arasında çekilecek kurada sekiz kişiye kitap seti hediye edilecektir.

 

vitriol:

 "edeb dergileri"-1: yayınevleriyle ilişkiler

türkiye'de edebiyat dergilerinin uzun ve köklü bir geçmişi olduğu, ancak zaman içinde önemlerinden ve öncülüklerinden çok şey yitirdikleri, genel kabul gören savlar; bu bağlamda, edebiyat dergileriyle mizah dergileri arasında bir koşutluk kurmak bile mümkün gözüküyor. gerçekten de, bir dönemin edebiyat anlayışını, yani "yazınsal edeb"i tanımlayan, güncel edebiyatın yaşadığı yer olarak tanınan, bu alanda dünyada ve türkiye'deki gelişmelerin, akımların, arayışların, son ürünlerin sergilendiği vitrin işlevi gören ve bütün bunların getirdiği ağırlığı, "sözü dinlenir"liği hakkıyla taşıyan bir edebiyat dergisinin yokluğunu; bu tanıma uymayan, kendi halinde, çoğu zaman yerel dolaşıma yönelik edebiyat dergilerinin sayısının çok artmış olmasıyla bağlantılandırırsak, "gırgır" dönemiyle "gırgır"-sonrası dönem karşılaştırmasındakine benzer sonuçlar elde edebiliriz. yine de edebiyat dergilerinin dinamiğini mizah dergilerininkinden farklı kılan bazı önemli etmenler var; bunların başında da yayınevlerinin varlığı geliyor.

dergi-yayınevi ilişkisi, iki ana eksende belirleniyor: ürün ve eleştiri ("magazin"i konu dışı tutuyorum). ilk eksende dergi ve yayınevi, birbirini destekleyen konumlara sahip: yayınevleri bir yandan kendi yazarlarının ürünlerinin dergilerde yayımlanmasını tanıtım açısından ister, öbür yandan da yeni yazarlar bulabilmek için dergileri izler. ikinci eksendeyse iki taraf arasında gerilim potansiyeli var: dergiler, ürünle ilgili olumsuz eleştirilere yer verebilir ya da bir ürünü, bazen bütün bir yayınevini görmezden gelebilir.

ilk eksen, türkiye için şöyle bir sorun doğurdu: eleştirinin artık kanıksanmış yetersizliği ve sığlığı, hem dergiler, hem de yayınevleri için ciddi bir sorun oluşturduğundan, ortaklaşa bir çözüm bulundu: yayınevleri dergilere, kendi kitap ve yazarlarıyla ilgili yazıları bizzat vermeye başladı. bir sonraki aşamada bu yazılar, yayınevleri tarafından parayla yazdırılır ve dergilerde yayımlatılır oldu, üstelik dergiler bu yazılar için ayrıca bir ücret ödemeden. önde gelen gazetelerden birinin kitap eki, bir dönem neredeyse baştan sona bu tür yazılardan oluşuyordu. bu durum, dergilerin bağımsız sesini zedelediği (gıcık yaptığı) gibi, içeriksel niteliklerine da zarar verdi elbette. bugün dergilerde gördüğümüz yazıların çoğunun ciddi eleştiri yazıları değil de yüzeysel ve yapıtı/yazarı pohpohlayıcı tanıtım yazıları olmasının altında bu var.

bağımsızlığı zedeleyen bir başka etmense reklam ilişkileri. özellikle küçük ve reklam gelirine bağımlı dergiler, reklam veren yayınevlerine karşı yeterince güçlü olamıyor; en sağlam dergiler bile, düzenli reklam aldıkları bir yayınevinin kitaplarına üç sayı üst üste yer vermeme ya da olumsuz eleştiri yayımlama konusunda iyi düşünmek zorunda kalıyor. 

sözünü ettiğim ikinci eksendeki gerilimin üstesinden gelebilmek, aynı zamanda da kendi yazarlarını tanıtabilmek için yayınevlerinin edebiyat-eleştiri dergisi çıkardığı olmuştur. bunun en bilindik örneklerinden biri kitap-lık dergisi: yayın hayatına yky'nin tanıtım dergisi olarak başlayan, ücretsiz dağıtılan ve diğer yayınevlerinin kitaplarını "komşunun tavuğu" başlığı altında ele alan bir yayındı kitap-lık; zaman içinde önemli içerik ve format değişiklikleri geçirdi ve bugünkü durumuna geldi. son gördüğümde türkiye'nin en çok okunan edebiyat dergisiydi ve bir eleştiri-tanıtım eki doğurmuştu: babil kulesi. ne var ki, ana kurumun yayıncı olmasının getirebileceği "yeterince tarafsız olamama" handikapı bu dergide görülüyordu: giriş yazısının başlığı, uzun süre "yky'den mektup"tu ve derginin içeriği de yky'den pek bağımsız değildi (derginin eski bir yayın kurulu üyesi olarak bunu tamamen özeleştiri kapsamında söylüyorum). son iki sayıda "editörden" başlığının kullanılıyor olması, umarım içerikte de dergiyle diğer yayınevleri arasında daha dengeli bir mesafe arayışının göstergesidir.

bugün saygın diyebileceğimiz pek az edebiyat dergisi var türkiye'de - yazarının, orada öyküsünü yayımlatabildiği için hem gurur duymasını, hem de iyice bir maddi karşılık almasını sağlayan, okura da, okuyacağı metnin kalburüstü bir metin olacağı, daha önce orada yayımlanmış metinlerle nitelik açısından benzeşeceği garantisini veren; derinlikli eleştiri yazılarıyla ve nesnel tutumuyla hem yazara, hem de okuyucuya yardımcı olan dergilerden söz ediyorum. edebiyat dergisi formatı gözden düştüğü için mi dergiler özensizleşti, yoksa dergiler birşeye benzemediği için mi satışları düştü, karar vermek zor. ama açık ki, okuyucu kadar yayınevleri de edebiyat dergileriyle yakından ilgilenmiyor artık - dergilerde on beş öykü yayımlatmış olmak, genç yazara bir yayınevinin kapısını çaldığında herhangi bir üstünlük sağlamıyor. bu durum hem yazarlar ve okurlar, hem de dergiler ve yayınevleri için bir kayıp -  bunu kazanca dönüştürmenin yolu da tek, merkezi bir "otorite"nin bir anlamda "kanon belirleyici" bir dergi çıkarması değil; çok sayıda derginin, satış ve reklam gelirlerine olan bağımlılığı biraz olsun kıracak bir sponsorluk sistemiyle finanse edilmesi ve çeşitli yerellikleri gözetecek ama evrensel olana da kucak açacak şekilde yayımlanması. unutmamak gerek ki dünyanın hiçbir yerinde nitelikli edebiyat dergileri, yayıncısı için ahım şahım bir gelir kaynağı oluşturmuyor ve dergicilik, az ya da çok, "pir aşkına" yapılıyor.