"edeb dergileri"-1: yayınevleriyle ilişkiler
türkiye'de edebiyat dergilerinin uzun
ve köklü bir geçmişi olduğu, ancak zaman
içinde önemlerinden ve öncülüklerinden çok şey yitirdikleri,
genel kabul gören savlar; bu bağlamda, edebiyat dergileriyle
mizah dergileri arasında bir koşutluk kurmak bile mümkün
gözüküyor. gerçekten de, bir dönemin edebiyat anlayışını,
yani "yazınsal edeb"i tanımlayan, güncel edebiyatın yaşadığı yer
olarak tanınan, bu alanda dünyada ve türkiye'deki gelişmelerin,
akımların, arayışların, son ürünlerin sergilendiği vitrin işlevi
gören ve bütün bunların getirdiği ağırlığı, "sözü dinlenir"liği
hakkıyla taşıyan bir edebiyat dergisinin yokluğunu; bu tanıma
uymayan, kendi halinde, çoğu zaman yerel dolaşıma yönelik
edebiyat dergilerinin sayısının çok artmış olmasıyla
bağlantılandırırsak, "gırgır" dönemiyle "gırgır"-sonrası dönem
karşılaştırmasındakine benzer sonuçlar elde edebiliriz. yine de
edebiyat dergilerinin dinamiğini mizah dergilerininkinden farklı
kılan bazı önemli etmenler var; bunların başında da yayınevlerinin
varlığı
geliyor.
dergi-yayınevi ilişkisi, iki ana
eksende belirleniyor: ürün ve eleştiri ("magazin"i konu dışı
tutuyorum). ilk eksende dergi ve
yayınevi, birbirini destekleyen konumlara sahip: yayınevleri
bir yandan kendi yazarlarının ürünlerinin dergilerde
yayımlanmasını tanıtım açısından ister, öbür yandan da yeni
yazarlar bulabilmek için dergileri izler. ikinci eksendeyse iki
taraf arasında gerilim potansiyeli var: dergiler, ürünle
ilgili olumsuz eleştirilere yer verebilir ya da bir ürünü, bazen
bütün bir yayınevini görmezden gelebilir.
ilk eksen, türkiye için şöyle bir sorun
doğurdu: eleştirinin artık kanıksanmış yetersizliği ve sığlığı,
hem dergiler, hem de yayınevleri için ciddi bir sorun
oluşturduğundan, ortaklaşa bir çözüm bulundu: yayınevleri
dergilere, kendi kitap ve yazarlarıyla ilgili yazıları bizzat
vermeye başladı. bir sonraki aşamada bu yazılar, yayınevleri
tarafından parayla yazdırılır ve dergilerde yayımlatılır oldu,
üstelik dergiler bu yazılar için ayrıca bir ücret ödemeden. önde
gelen gazetelerden birinin kitap eki, bir dönem neredeyse baştan
sona bu tür yazılardan oluşuyordu. bu durum, dergilerin bağımsız
sesini zedelediği (gıcık yaptığı) gibi, içeriksel niteliklerine
da zarar verdi elbette. bugün dergilerde gördüğümüz yazıların
çoğunun ciddi eleştiri yazıları değil de yüzeysel ve
yapıtı/yazarı pohpohlayıcı tanıtım yazıları olmasının altında bu
var.
bağımsızlığı zedeleyen bir başka
etmense reklam ilişkileri. özellikle küçük ve reklam gelirine
bağımlı dergiler, reklam veren yayınevlerine karşı yeterince
güçlü olamıyor; en sağlam dergiler bile, düzenli reklam
aldıkları bir yayınevinin kitaplarına üç sayı üst üste yer
vermeme ya da olumsuz eleştiri yayımlama konusunda iyi düşünmek
zorunda kalıyor.
sözünü ettiğim ikinci eksendeki
gerilimin üstesinden gelebilmek, aynı zamanda da kendi
yazarlarını tanıtabilmek için yayınevlerinin edebiyat-eleştiri
dergisi çıkardığı olmuştur. bunun en bilindik örneklerinden biri
kitap-lık dergisi: yayın hayatına yky'nin tanıtım dergisi
olarak başlayan, ücretsiz dağıtılan ve diğer yayınevlerinin
kitaplarını "komşunun tavuğu" başlığı altında ele alan bir
yayındı kitap-lık; zaman içinde önemli içerik ve format
değişiklikleri geçirdi ve bugünkü durumuna geldi. son gördüğümde
türkiye'nin en çok okunan edebiyat dergisiydi ve bir
eleştiri-tanıtım eki doğurmuştu: babil kulesi. ne var ki,
ana kurumun yayıncı olmasının getirebileceği "yeterince tarafsız
olamama" handikapı bu dergide görülüyordu: giriş yazısının
başlığı, uzun süre "yky'den mektup"tu ve derginin içeriği de
yky'den pek bağımsız değildi (derginin eski bir yayın kurulu
üyesi olarak bunu tamamen özeleştiri kapsamında söylüyorum). son
iki sayıda "editörden" başlığının kullanılıyor olması, umarım
içerikte de dergiyle diğer yayınevleri arasında daha dengeli bir
mesafe arayışının göstergesidir.
bugün saygın diyebileceğimiz pek az
edebiyat dergisi var türkiye'de - yazarının, orada öyküsünü
yayımlatabildiği için hem gurur duymasını, hem de iyice bir
maddi karşılık almasını sağlayan, okura da, okuyacağı metnin
kalburüstü bir metin olacağı, daha önce orada yayımlanmış
metinlerle nitelik açısından benzeşeceği garantisini veren;
derinlikli eleştiri yazılarıyla ve nesnel tutumuyla hem yazara,
hem de okuyucuya yardımcı olan dergilerden söz ediyorum.
edebiyat dergisi formatı gözden düştüğü için mi dergiler
özensizleşti, yoksa dergiler birşeye benzemediği için mi
satışları düştü, karar vermek zor. ama açık ki, okuyucu kadar
yayınevleri de edebiyat dergileriyle yakından ilgilenmiyor artık
- dergilerde on beş öykü yayımlatmış olmak, genç yazara bir
yayınevinin kapısını çaldığında herhangi bir üstünlük
sağlamıyor. bu durum hem yazarlar ve okurlar, hem de dergiler ve
yayınevleri için bir kayıp - bunu kazanca dönüştürmenin
yolu da tek, merkezi bir "otorite"nin bir anlamda "kanon
belirleyici" bir dergi çıkarması değil; çok sayıda derginin,
satış ve reklam gelirlerine olan bağımlılığı biraz olsun kıracak
bir sponsorluk sistemiyle finanse edilmesi ve çeşitli
yerellikleri gözetecek ama evrensel olana da kucak açacak
şekilde yayımlanması. unutmamak gerek ki dünyanın hiçbir yerinde
nitelikli edebiyat dergileri, yayıncısı için ahım şahım bir
gelir kaynağı oluşturmuyor ve dergicilik, az ya da çok, "pir
aşkına" yapılıyor.