Bazılarımız
Arkadaşımız Colby'yi Tehdit
Ediyordu -
Donald BarthelmeBazılarımız
arkadaşımız Colby'yi, son
zamanlardaki davranışları
yüzünden uzun bir süredir
tehdit ediyordu. Sonra da fazla
ileri gittiği için onu asmaya
karar verdik. Colby sırf fazla
ileri gitti diye (fazla ileri
gittiğini inkar etmiyordu)
asılması gerekmediğini öne
sürüyordu. İleri gitmek
herkesin zaman zaman yaptığı
birşeydir, diyordu. Bu sava pek
kulak asmadık. Cezanın infazı
sırasında ne tür bir müziğin
çalınmasını istediğini
sorduk. Düşüneceğini ama
bunun biraz zaman alacağını
söyledi. Kararını bir an önce
öğrenmemiz gerektiğini
belirttim, çünkü orkestra
şefi olan Howard'ın
müzisyenleri bulup prova
yaptırması gerekiyordu ve
müziğin ne olacağını
bilmeden de buna başlayamazdı.
Colby, Ives'ın Dördüncü
Senfonisini her zaman sevmiş
olduğunu söyledi. Howard bunun
bir "oyalama taktiği"
olduğunu, Ives'ı çalmanın
neredeyse imkansız olduğunu,
haftalarca prova yapmak
gerekeceğini, bunu da herkesin
bildiğini, ayrıca orkestra ve
koronun büyüklüğünün müzik
bütçemizi çok aşacağını
söyledi. "Biraz makul
ol," dedi Colby'ye. Colby
biraz daha kolay birşey bulmaya
çalışacağını söyledi.
Hugh
davetiyelerde yer alacak sözler
konusunda endişeliydi. Ya
davetiyelerden biri yetkililerin
eline geçerse? Colby'yi asmak
kuşkusuz yasalara aykırıydı,
yetkililer de önceden planın ne
olduğunu öğrenirse büyük
olasılıkla gelip herşeyi alt
üst etmeye çalışırdı. Ben
dedim ki her ne kadar Colby'yi
asmak büyük olasılıkla
yasalara aykırıysa da, bunu
yapmaya doğal bir hakkımız
vardı çünkü o bizim
arkadaşımızdı, bazı önemli
biçimlerde bize aitti, ayrıca
gerçekten de fazla ileri
gitmişti. Olaydan "Bay
Colby Williams'la İlgili Bir
Etkinlik" olarak söz etmeye
karar verdik. Katalogdan
fiyakalı bir hurufat seçildi,
krem rengi bir kağıtta karar
kıldık. Magnus davetiyelerin
basılmasıyla ilgileneceğini
söyledi ve acaba içki de sunsak
mı diye sordu. Colby içkinin
iyi olacağını
düşündüğünü ama
masrafların onu korkuttuğunu
belirtti. Ona nazikçe
masrafların sorun olmadığını
anlattık, sonuçta hepimiz onun
yakın arkadaşıydık ve eğer
bir grup yakın arkadaşı bir
araya gelip bu işi biraz
eclat'sı olan bir şekilde
gerçekleştiremeyecekse, o zaman
ne olacaktı bu dünyanın hali?
Colby kendisine de etkinlikten
önce içki verilip
verilmeyeceğini sordu.
"Elbette," dedik.
Sonraki
gündem maddesi idam
sehpasıydı. Hiçbirimiz idam
sehpası tasarımı hakkında
fazla birşey bilmiyorduk, ama
mimar arkadaşımız Tomas, eski
kitapları karıştırıp
planları çizeceğini söyledi.
Anımsadığı kadarıyla önemli
olan, alttaki kapağın kusursuz
bir şekilde çalışmasıydı.
Kabaca, işçilik ve malzemeyi
hesaba katarak, dört yüz
dolardan pahalıya
çıkmayacağını
düşünüyordu. "Aman
allahım!" dedi Howard. gül
ağacı mı kullanacağını
sordu Tomas'a. Hayır, dedi
Tomas, sadece doğru dürüst bir
çam. Victor boyanmamış çamın
biraz "kaba" kaçıp
kaçmayacağını sordu, Tomas da
malzemeyi koyu ceviz rengine
boyamanın mesele olmayacağını
söyledi.
Her ne
kadar bütün bu hikayenin
gerçekten iyi bir şekilde
gerçekleştirilmesi gerektiğini
düşünüyorsam da, içkiler,
davetiyeler, müzisyenler vesaire
için yapacağımız
harcamaların üstüne bir de
idam sehpası için dört yüz
dolar vermenin bizi biraz
zorlayacağını söyledim, neden
sadece bir ağaç kullanmıyorduk
– şöyle güzel görünümlü
bir çınar filan? Bu bir Haziran
idamı olacağı için bütün
ağaçlar muhteşem bir
yeşilliğe bürünmüş
olacaktı, ağacın bu olaya
yalnızca "doğal" bir
hava katmakla kalmayacağına,
özellikle Batıda son derece
geleneksel de olduğuna dikkat
çektim. Zarfların arkalarına
idam sehpası eskizleri çizmekte
olan Tomas, açıkhavada
yapılacak bir idamın her zaman
yağmur tehlikesini göz önünde
bulundurması gerektiğini
anımsattı. Victor bu işi
açıkhavada, hatta belki bir
nehir kıyısında yapma fikrini
sevdiğini söyledi, ama herhalde
şehrin biraz dışında bir yer
bulmamız gerekeceğine, bunun da
konukları, müzisyenleri vs.
olay mahalline getirip geri
götürme sorunu doğuracağına
işaret etti.
Bu noktada
herkes, araba ve kamyon kiralama
şirketi olan Harry'ye baktı.
Harry işimizi görecek kadar
limuzin bulabileceğini
düşündüğünü, ama
şoförlere para verilmesi
gerekeceğini söyledi. Adamlar
Colby'nin arkadaşı olmadığı
için, tıpkı müzisyenler ve
barmenler gibi, bu işi bedavaya
yapmazlardı. Elinde daha çok
cenazeler için kullandığı
yaklaşık on tane limuzini
olduğunu, bir düzine arabayı
da aynı işi yapan
arkadaşlarını arayarak
sağlayabileceğini söyledi.
Ayrıca dedi ki etkinliği
dışarıda, açıkhavada
yapacaksak en azından ileri
gelenler ve orkestra için bir
çadır ya da tente bulmamız
gerekir, çünkü idam
sırasında yağmur yağması
moral bozucu olur. İdam sehpası
ile ağaç konusundaysa bir
tercihi olmadığını ve bunun
aslında Colby'ye bırakılması
gerektiğini düşündüğünü
söyledi, sonuçta idam edilecek
olan oydu. Colby herkesin zaman
zaman ileri gittiğini söyledi,
biraz fazla sert davranmıyor
muyduk? Howard kesin bir dille bu
konunun çoktan kapandığını
söyledi, hangisini istiyordu,
idam sehpası mı, ağaç mı?
Colby idam mangası olsa olmaz
mı diye sordu. Hayır, dedi
Howard, olmaz. İdam
mangasının, bütün o gözleri
bağlama ve son sigara
hikayesiyle Colby için ego
tatmininden başka birşey
olmayacağını, böyle gereksiz
teatral numaralarla "rol
çalma"ya çalışmadan da
başının yeterince belada
olduğunu söyledi. Colby özür
diledi, öyle demek istememişti,
ağacı seçiyordu. Tomas
yapmakta olduğu idam sehpası
eskizlerini nefretle buruşturup
attı.
Sonra
cellat konusu gündeme geldi.
Cellat gerçekten lazım mı,
dedi Paul. Çünkü eğer bir
ağaç kullanıyorsak, ilmek
doğru şekilde ayarlanır, Colby
de birşeyden atlayıverir –
iskemle, tabure filan. Ayrıca,
ülkede boş gezen ve
parçabaşı çalışan cellat
bulunabileceğinden çok kuşkulu
olduğunu söyledi Paul; idam
cezası geçici bir süre için
de olsa kesin olarak
kaldırılmıştı, büyük
olasılıkla İngiltere ya da
İspanya ya da Güney Amerika
ülkelerinden birinden cellat
getirtmemiz gerekecekti, bunu
yapsak bile adamın profesyonel
olduğunu, gerçek bir cellat
olduğunu, hepimizi milletin
önünde rezil edecek, paragöz
bir amatör olmadığını
önceden nasıl bilecektik?
Hepimiz Colby'nin birşeyden
atlamasında ve atlayacağı
şeyin bir iskemle olmamasında
hemfikirdik, çünkü bunun
aşırı ucuz görüneceğini
düşünüyorduk – güzel
ağacımızın altında
kıytırık bir mutfak iskemlesi.
Oldukça modern bir dünya
görüşü olan ve yenilikten
korkmayan Tomas, Colby'nin iki
buçuk metre çapında büyük
lastik bir top üzerinde
durmasını önerdi. Böylece
Colby'nin hem yeterince
yüksekten düşmesi mümkün
olacaktı, hem de atladıktan
sonra fikrini değiştirse bile
top yuvarlanıp gidecekti. Normal
bir cellat kullanmayarak olayın
başarısının sorumluluğunun
çok büyük bir bölümünü
Colby'nin kendisine
yüklediğimizi anımsattı ve
her ne kadar Colby'nin saygın
bir performans göstereceğinden
ve son dakikada arkadaşlarını
utandırmayacağından eminse de,
böyle anlarda insanların bir
parça kararsızlaştığının
bilindiğini ve herhalde oldukça
ucuza yaptırılacak iki buçuk
metrelik lastik topun, bu
gösterinin son anda tel tel
dökülmesini engelleyeceğini
söyledi.
"Tel"
lafı geçince, şimdiye kadar
sessiz duran Hank birden söze
katıldı ve ip yerine tel
kullansak daha iyi olmaz mı diye
sordu – hem daha etkilidir, hem
de sonuçta Colby için daha
merhametli olur. Colby'nin yüzü
yeşile döndü, haksız da
değildi, ip yerine telle asılma
fikrinde fazlasıyla nahoş bir
yan var çünkü –
düşününce bir tiksinti hissi
geliyor insana. Hank'in orda
oturmuş tel hakkında ileri geri
konuşmasını gerçekten tatsız
buldum, tam da Colby'nin neyden
atlayacağı sorununu Tomas'ın
lastik top fikriyle böyle güzel
bir şekilde çözmüşken; o
yüzden hemen atılıp tel
kullanmamızın söz konusu
olmadığını, ağacın zarar
göreceğini söyledim -Colby'nin
bütün ağırlığı binince
bağlı olduğu dalı keserdi-
çevre duyarlılığının
artmış olduğu bu günlerde
böyle birşeyi istemezdik,
değil mi? Colby minnetar
gözlerle bana baktı, sonra da
toplantı dağıldı.
Etkinlik
gününde herşey yolunda gitti
(Colby'nin sonunda seçtiği
müzik standarttı, Elgar
seçmişti, Howard ve
arkadaşları da çok güzel
çaldı). Yağmur yağmadı, iyi
bir kalabalık vardı, viskimiz
filan bitmedi. İki buçuk
metrelik lastik top koyu bir
yeşile boyanmıştı, doğal
ortama çok iyi uyum sağladı.
Bütün bu hikayede en iyi
anımsadığım iki şey, tel
hakkında söylediğim şeyleri
söylerken Colby'nin
gözlerindeki minettar bakış,
bir de bir daha hiç kimsenin
fazla ileri gitmemiş olması.
|