Cem Akaş -

Bir Italo Calvino:

Sana Gül Bahçesi Vaad Etmedim Hiç

 

 

 

Güneşli bir Mayıs günü Café P.'de espresso içerek Eğer Bir Kış Gecesi Bir Yolcu'yu okuyan Massimo Benetti, kitabı bitirdiğinde neredeyse kederli bir şekilde iç çekti, ardından, sanki elinden birşey gelmezmiş gibi gülümsedi: Italo Calvino'yu öldürmesi gerekecekti.

Bu düşünce uzunca bir süredir aklındaydı zaten, ama bir karar olarak değil, daha çok merak ve ilgi uyandıran bir fantazi olarak - ölü bir Calvino, salonda, büyük İran halısının üzerinde, kanlar içinde yatıyor, elinden eksik etmediği viski kadehi az öteye yuvarlanmış ya da imza gününde okuyucularıyla söyleşirken bir yandan da, farkında olmaksızın, arada sırada içtiği sudan yavaş yavaş zehirlenen bir Calvino ya da uçurumun dibinde, kül olmuş bir arabadan, Calvino'nun arabasından çıkartılan ve tanınmaz hale gelmişse de üzerinden çıkan ve nasılsa fazla bozulmadan kalmayı başarmış olan altın dolmakaleminden o olduğu anlaşılan, kömürleşmiş bir Calvino; oysa şimdi, son damlanın taştığını ve köşeye sıkıştığı ve kaçacak yeri olmadığı için aslan kesilmek zorunda kalacağını anlayan fare konumunda olduğunu görmenin fütursuzluğu içinde, varmış olduğu bu sonucun değişemezliğini bütün kalbiyle onaylıyordu.

Massimo'yu böylesine radikal bir edime kalkışmaya – önlem almaya?– zorlayan nedenler, çileden çıkartıcılığından kuşku duyulmayacak bir biçimde birikmişti yıllar içinde, hepsi de dönüp dolaşıp Temel Nedene bağlanıyordu: Italo kendisinden erken davranıyordu hep. Son beş yıl içerisinde, notlar aldığı, taslaklar hazırladığı, girişini ya da sonunu yazdığı, araştırma yaptığı, kullanmak istediği cümleleri sıraladığı, defterler açtığı sekiz önemli projesi, o daha yazmayı tamamlayamadan ve bazen de başlayamadan, Calvino imzasıyla ve arka kapakta, kendisine yönelik olduğuna yemin edebileceği hafif alaylı bir profil-gülümseme fotoğrafıyla piyasaya sürülmüştü. Eğer Bir Kış Gecesi Bir Yolcu'yu okurken; ortak bir alıntıyla birbirine bağlanan, zaman içinde geriye doğru giden bir dizi metinden oluşan ve son (zaman içinde ilk) yazarın bu cümleyi (zaman içinde son) yazardan alıntıladığının ve ilk yazarın, bu cümlenin kendisinin olduğunu bilmediğinin anlatılmasıyla biten bir kitap projesini gerçekleştirmekte çok geç kaldığını, üst üste yirmi üçüncü kez tura geldiğini ve en başta yazıyı seçmiş olduğu için soyulup soğana çevrildiğini gören toy kumar heveslisinin şaşkın inanmazlığıyla fark etmişti. Aynı şey Kesişen Kaderler Şatosu'nda da gelmişti başına – tam Tarot'a merak sarmışken ve bir fal açılışını öykülemeyi düşünürken çıkmıştı bu kitap karşısına; fikir çok iyiydi tabii ve Calvino da temiz bir iş çıkartmıştı, ne de olsa iyi bir profesyoneldi, ama Massimo daha iyisini yapabileceğinden emindi, eğer o bu işe soyunmamış olsaydı. Sanat uzun, ömür kısa, fırsat seyrek – başkalarının hatalarını düzeltmekle ya da yaptıklarını kusursuzlaştırmakla zamanını ve enerjisini boşa harcamamalı insan. Calvino'nun Massimo'ya bıraktığı yaşama alanıysa yalnızca buydu ve bu daha fazla sineye çekilemezdi – çözüm, güzel bir fizik yasası kadar basitti. Bir espresso daha ısmarlarken, cenaze töreninde yapacağı konuşma için aklına parlak fikirler geldi.

Sonraki günlerde Massimo, iki ayrıntının önemli birer sorun haline gelmemesi için olanca gücüyle ve tüm ikna yeteneğini kullanarak uğraştıysa da, bu konuda arzuladığı başarı düzeyinin çok gerisinde kaldığını bir sabah aynadaki görüntüsüne bakarak itiraf etti: 1- daha önce kimseyi öldürmemişti, dolayısıyla teori düzeyindeki gelişmişliğiyle pratik düzeydeki güdüklüğü arasındaki farkın kapatılabilirliği ve kapatılamaması halinde bunun ne gibi sonuçlar doğurabileceği konusunda ciddi soruları vardı; 2- Italo onun on dört yıllık dostuydu, birbirlerini gayet iyi tanıyorlardı ve onu öldürmek istediğini anlaması işten bile değildi; sürekli üç adım ileride olmak gibi sinir bozucu bir alışkanlığı olduğundan, Italo'nun onu öldürmesi bile mümkündü, hatta, evet hatta, önce bunun romanını yazar, sonra öldürürdü. Sinirlenen Massimo, o sabah sakal bırakmaya başladı.

Beklenmedik bir gelişme, Massimo'nun kafasını iyice karıştırdı. İki ay önce yayımlanan yeni romanı Kum Banyosu, terbiyeli bir-iki yazı dışında, eleştirmenler katında kayıtsızlığa yormak istemediği bir sessizlikle karşılanmıştı. Şaşırtıcı olan ne yazık ki bu değildi – Massimo Benetti'nin bundan önceki iki romanı ve bir şiir kitabı da aynı kaderi paylaşmış; yazara ufak bir okuyucu kitlesi ve yarı-saygın bir ad kazandırmışsa da, umduğu sarsıcılığa ulaşmasını sağlayamamıştı. Hayır, şaşırtıcı olan, Italo'nun bir gece onu evinden telefonla arayıp –birbirlerini tanıdıkları süre zarfında ilk kez böyle birşey yapıyordu– Kum Banyosu'nu ne kadar beğendiğini anlatması, romanın kurgusunu ve nereden kalkıp nereye gittiğini çok iyi kavradığını gösteren cümlelerle Massimo'nun yeteneğini ve tekniğini övmesiydi. Massimo biraz da utanmaya benzer bir sıkıntıyla konuyu değiştirmiş ve parlamentodaki son olaylardan söz etmeye başlamıştı, ancak Italo'nun, telefonu kapatmadan önce ortak bir roman yazmalarını önermesi karşısında, kekeleyerek bunun çok iyi bir fikir olduğunu söylemiş, romanın konusunun ne olacağını sormayı akıl edebilmişti. Bilmem, demişti Calvino, düşünelim bakalım, iyi birşeyler buluruz herhalde.

Massimo o gece uyuyamadı; Satie dinlemesi, kahve içmesi, haftasonu oynanan Milan-Juventus maçını düşünmesi ve son çare olarak mastürbasyon yapması da bir işe yaramadı. Italo'nun böyle bir öneri getirmesini anlaşılır bulmakta zorlanıyordu. Kum Banyosu hakkında söylediklerinde içten miydi? Yoksa orta yetenekli ama çalışkan eski arkadaşına bir iyilik yapmak, kendi adının ışıltısından ona da biraz vermek ve böylece sahne ışıklarının onu da biraz olsun ısıtmasını sağlamak mı istiyordu? İyilik kisvesi altında kibir gördüğünü düşündü Massimo bu öneride; böyle bir "lütuf"u kabul edemeyecek kadar gururlu olduğunu Italo'nun bilmesi gerekirdi. O hiddetle masasının başına oturup, eski dostuna zehir dolu üç ayrı mektup yazdı, kafasının içi ok ve mızraklarla doluydu, bu küstahlığın karşısında, sessiz kalmayacaktı. Ama hemen ertesi gün, mektupları atmaya fırsat bulamadan, Italo yeniden arayıp roman için aklına gelen fikri hızlı hızlı anlatmaya, Moskova metrosunun kullanılmayan tünelleri hakkında teknik ayrıntılar vermeye –roman Moskova'da geçecekti– başlayınca, masasına uzanıp sabaha karşı yazdığı mektupları aldı ve yırtarak çöp sepetine attı – Italo'nun sesindeki birşey Massimo'yu, ortak roman projesinin bir iyilik dümeni olmadığına, bu işin onu gerçekten heyecanlandırdığına inandırmıştı. İşin kötüsü, ona da bulaşıyordu bu heyecan. Çatlak bir gülümsemeyle, Bakın Sayın Calvino, niyetiniz beni kullanarak kariyerinizde ilerlemekse lütfen beni bir daha aramayın! dedi; hemen ardından gelen Calvino kahkahası uzun süre kulağında çınladı.

Sonraki bir ay boyunca ikisi de çeşitli fikirler buldu roman için: bir banka soygunu; bir şapka atölyesinin ve müşterilerinin yüz elli yıllık tarihçesi; İstanbul'daki 1948 yangınıyla ortaya çıkan Bizans kalıntılarıyla ilgili uluslararası bir entrika; kuantum fiziği ilkeleriyle çalışan bir terör örgütü; Hollywood'daki eski film dekorlarının başına gelenler; ünlem işaretini ortadan kaldırmak için amansız bir mücadele veren bir yeraltı dil kurumu. Bulduklarının çoğu çekici ve doğurgandı, ama yeni öneriler getirmeyi bırakmamaları, ikisinin de kıvamı tam bir fikrin henüz karşılarına çıkmadığını, bunu birbirlerine ve belki de kendilerine bile söylemeden, düşündüğünü gösteriyordu. Hedefi on ikiden vuran Calvino oldu: bir gece kalabalık bir arkadaş grubuyla gittikleri lokantanın tuvaletinde yan yana işerlerken gülerek, Birlikte kitap yazan iki yazar hakkında yazalım, hatta belki sonunda bir tanesini öldürürüz, demesi ve ellerini yıkamadan çıkması üzerine Massimo Benetti soğukkanlılığını bir anda yitirdi; orada ne yaptığını hatırlamasının ve fermuarını çekip masaya dönmesinin ne kadar sürdüğünü sonradan arkadaşlarının bakışlarından çıkartmaya çalıştıysa da, yokluğunun belirgin bir telaş yaratmamış olduğunu garip bir buruklukla fark etti.

Massimo sonraki bir haftayı kolay geçirmedi. Italo'nun, söylediği şeyi söylemiş olabileceğine inanamıyordu – önce bu engeli aşması gerekti. Ardından, rakibini küçümsemiş olduğunu çok geç anlayan bir bilardo oyuncusu gibi hissetti kendini, belli etmeden cebindeki paranın iddiayı karşılamaya yetip yetmeyeceğine bakmak istedi. Sonra kendi kendisine müthiş bir öfke duydu – İtalya'nın ve Batı Edebiyatı'nın dahi çocuğunun karşısına, üstelik de kendi oyununda, hangi cesaretle dikilmiş, nasıl bir aymazlık sonucu meydan okumuştu? Bir akşamüstü, penceresinden güneşin şehir binalarının ardından batışını izler ve elindeki kutudan birasını içerken, nihayet sakinleşti: kendi niyetini hiç belli etmemişti Calvino'ya, son derece temkinli davranmıştı, açık hamleleri hep o yapmıştı, kendisi değil – korkacak bir şey yoktu, en azından şimdilik. Aklını başına toplaması, bir strateji oluşturması gerekiyordu.

Bir gerçekçilik krizi anında Massimo Benetti, dostu Italo Calvino'yu asla gerçekten öldüremeyeceğini gördü. Ancak bu blöf yapmasına engel değildi; elini iyi oynarsa, amacına dolaylı bir yoldan da olsa ulaşabilirdi ve yazacakları ortak roman, bu iş için ideal bir zemin oluşturuyordu – romanın içine gerekli ima ve ipuçlarını yerleştirdiğinde ve üstü örtük, simgesel bir şekilde dile getireceği tehdidi yeterince inandırıcı kıldığında, kılarsa, Calvino intihar etmese bile, yaşama tutkusu yazma tutkusuna ağır basabilir, en azından Benetti'nin yazacaklarını ondan önce yazmaktan vazgeçebilirdi. Dostuna değişik seçenekler sunuyor olmak, Massimo'nun kendisini biraz daha iyi hissetmesini sağladı – ölmemek, Italo'nun kendi elindeydi. Çok iyi düşünmesi gerektiğini yineledi yüksek sesle – bıçak sırtında yürümek hata kaldırmazdı.

Hazırladığı ve yazılı olarak verdiği taslak, Italo'nun çok hoşuna gitti: bize benzeyen ama biz olmayan iki yazar, biri Yaşlı, diğeri ondan dokuz yaş küçük Genç, ortak bir roman yazmaya karar verir, diye başlıyordu taslak; romandaki yazarların birlikte yazacakları romanın konusu, I. Elizabeth ile astrolog-matematikçi John Dee arasındaki ilişki olacaktı, Calvino'nun esoterik konulara ve astronomiye olan ilgisinin bu konuyla gıdıklanacağını doğru olarak tahmin etmişti Massimo. Yaşlı Yazar, kariyeri boyunca on dokuzuncu yüzyıl romanı geleneğinde yetkin yapıtlar üretmiş, derinliği yadsınamayacak denemeler yazmıştı, daha deneysel olma cesaretini yalnızca "marginalia" kapsamına alınabilecek küçük parçalarında göstermişti; sanki yazı yaşamının başında bir seçim yapmış ve ikiz yazar kimliklerinden birisini, çıkmasına ancak seyrek olarak ve sınırlı bir biçimde izin verdiği karanlık bir hücreye kapatmıştı ve şimdi bu ikizini özgür bırakmak istiyordu. Genç Yazarı bu ikize benzediği için seçmişti, yeteneğine güveniyordu; onunla birlikte çalışmak, içindeki ikizinin, yıllar süren suskunluğunun getirdiği tutukluluğu ve acemiliği üzerinden atmasını kolaylaştıracaktı. Genç Yazar ise çok yetenekli ve yaratıcı olmasına karşın, beklediği, hakettiği ilgiyi görememişti ve küskünlüğün sınırına dayanmıştı; her zaman saygı duyduğu, kişi olarak da çok sevdiği Yaşlı Yazarın birlikte bir kitap yazmayı önermesi büyük bir övgüydü ona göre, Yaşlı Yazarın ona bir iyilik yapmak ve kariyerini rayına oturtmak için böylesi bir projeyle çıkageldiği düşüncesi onda bazı tereddütler yaratmışsa da, ustayla birlikte çalışmanın, birlikte yaratmanın heyecanı, kafasındaki olumsuz düşünceleri ufak bir bilek hareketiyle yok etmişti.

Ne var ki roman ilerledikçe Yaşlı Yazarın tutumu gözle görülür bir şekilde değişecekti – çok daha yönlendirici, buyurgan, hatta saldırgan olmaya başlayacak, kendi seçimlerini dayatacaktı. Genç Yazar ise bunu hoş görmeye çalışsa da, on bin metre yarışlarında yıldız koşuculara başta yüksek tempo tutturmalarına yardım etmek için orada bulunan ve işleri bittikten sonra, on beşinci tur civarında yarıştan kopan "lokomotif koşucular" gibi hissetmeye başlayacaktı kendisini. Yaşlı Yazarın saldırganlığı, ortak romanın sınırını aşacak, başka insanların önünde Genç Yazarı iğnelemek, kışkırtmak, aşağılamak, kimin daha iyi olduğunun anlaşılacağını yineleyip durmak gibi davranışları kapsar hale gelecekti sonra.

Massimo'nun taslağı burada bitiyordu – bu aşamada daha fazlasını saptamaya çalışmanın onları kısıtlayacağını, bazı şeylerin yazdıkça belirmesinin ve belirlenmesinin daha iyi olacağını düşündüğünü söyledi Italo'ya; gerekli temel malzeme bu taslakta mevcuttu. Calvino kesinlikle aynı görüşte olduğunu belirtti ve bir itirazı yoksa ilk bölümü kendisinin yazmak istediğini söyledi. Top yuvarlanmaya başlıyor, dedi Massimo.

Yanılıyordu. Sonraki beş ay boyunca, Calvino'dan, yazacağı ilk bölümün gelmesini bekleyip durdu Massimo, yalnızca beklemiyordu elbette, zamanının önemli bir bölümünü I. Elizabeth dönemiyle ilgili araştırmalar yapıp, ilginç olabilecek yan karakterler –Shakespeare'i de işin içine katmanın mümkün olması Massimo'yu çocuk gibi sevindirmişti– ve olaylar bulmaya çalışmakla; büyü, ruh çağırma, ölü diriltme, vebalı hastaları iyileştirme, cadı avı, gizli örgütler, yeraltı dinleri, numeroloji gibi konularda bulabildiği her şeyi okumakla geçiriyordu. Mesaisinin çoğunu kütüphanelerde gerçekleştiriyordu, Siena'da bir, Roma'da iki hafta geçirmişti buradaki kütüphanelerden yararlanmak için –Projeye duyduğu tutku bu süre içinde öyle büyümüştü ki, zaman zaman asıl amacını unutuyordu. Ama Calvino'nun birden ağırkanlı kesilmiş olmasına bir türlü anlam veremiyordu– fikir onundu, en başta büyük bir heyecanla gelen oydu, ilk bölümü yazmak isteyen de oydu – neden yazmıyordu peki? İlk iki ayı fazla sabırsızlanmadan geçirmişti Massimo, ardından iki haftada bir konuyu Italo'ya açar olmuştu – Biliyorum, yazacağım, kafamda kuruyorum, aklıma müthiş fikirler geliyor, titizleniyorum, merak etme yazacağım, diyordu Calvino her seferinde.

Sonra Calvino'nun yeni bir öykü kitabı yayımlandı –Massimo, kendi deyimiyle beyninden vurulmuşa döndü ve düşündükçe, bu deyimin çok önemli bir noktaya dikkatini çektiğini anladı: Italo onu böyle öldürüyordu. Massimo'yu hayali bir projeye bağlamış ve kendi işine bakmak için çekip gitmişti, yazmayı sürdürüyordu, kendi gündemini izliyordu; evet kitaptaki öykülerin yarısı daha önce çeşitli dergilerde yayımlanmıştı, bir-iki tanesinin de uzun süredir Calvino'nun tezgahında olduğunu biliyordu, ama bu yine de, yeni birşeyler yazmış olduğu ve Massimo'nun aksine, enerjisinin tümünü ortak romanlarına vermediği, hatta bu projeyi aklına bile getirmiyor olma olasılığının çok güçlü olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Calvino'nun yeni kitabını, öfkesinden eline bile alamıyordu Benetti; bir köşede oturup içinin kurumasını ve ölmeyi bekleyeceğini sanıyorsa Italo'nun çok, ama çok yanıldığını söyleyip durdu, uzun süredir el sürmediği salonu hararetle toplayıp temizlerken. Birden elektrik süpürgesini elinden bırakıp telefona koştu – onu arayıp, ortak romanın ortak olmaktan çıktığını, kitabı tek başına yazmaya karar verdiğini söyleyecekti. Sesini duyduğuna çok sevindi Calvino, iyi haberleri vardı, yazmaya başlamıştı, okuduğunda bayılacağını söylüyordu; konuşmasına bile fırsat vermeden, Akşam bize gelsene, Paola yemeğe çağırıyor seni, Louisa'yı da getir istersen, dedi.

Louisa, Massimo'nun son dört yıldır fasılalar halinde birlikte olduğu sevgilisiydi; iki-üç ay beraber olduktan sonra Louisa'nın bir kıskançlık krizi geçirip evi alt üst etmesine, ortadan kaybolmasına ve beş-altı ay aramayıp bir gün yeniden kapısında belirivermesine alışmıştı Massimo, bir yaşam biçimi olarak kanıksadığı bile söylenebilirdi. Bu seferki ayrılıkları daha uzun sürmüştü – son kriz, öncekilerden daha ciddi çıkmıştı ve Louisa evi terk etmeden önce Massimo'nun kafasına ütü fırlatmıştı. Dolayısıyla yemeğe tek başına gitti Benetti – gece boyunca Italo espriler yapıp durdu, hikayeler anlattı, son politika dedikodularını aktardı: keyfi tümüyle yerindeydi. Massimo, kısa bir sessizlik anından yararlanarak, Italo'nun ortak roman için yazdıklarını görüp göremeyeceğini sordu. Sabret dostum, iyi gidiyor, bitirir bitirmez vereceğim, yanıtı, sabahki kuşkularını o kadar depreştirdi ki kahveden sonra fazla oturmadan kendisini dışarı atıp, sabahın ilk saatlerine dek şehrin caddelerinde dolaştı ve Calvino'nun yemek sırasında, üç-dört haftalığına bir sayfiyeye gidip birlikte ciddi bir çalışmaya girişmelerini önerdiğini, Paola ve Louisa'nın da böyle bir tatile çok sevineceklerini (Anladım, ayrısınız, ama ne var yani, Louisa'yı bilmezmiş gibi konuşuyorsun, barışırsınız o zamana kadar, sen arasana onu bu sefer), söylediğini ancak ertesi gün hatırladı.

Paola'yla Massimo'nun ilişkisi de o sıralarda başladı. Italo'yla evlendiklerinden beri, on yıldır tanıyordu Paola'yı, Italo'dan beş yaş gençti Paola, bir seramik atölyesi vardı; kocasını her zaman çok sevmişti, hoşuna giden erkekler hakkında her zaman açık açık konuşurdu, ama Massimo'nun bildiği kadarıyla ilk kez başka birisiyle birlikte oluyordu. Paola'nın ona karşı birden ilgi duymaya başlaması –sanki bir gece Massimo'yu rüyasında görmüş ve sabah ona aşık olarak uyanmıştı– Massimo'yu önce şaşırtmıştı, bunu bir tür iltifat olarak almıştı, ancak büyük bir hızla duruma uyum sağladığını ve Paola'yla Italo'suz birlikte olmaktan büyük mutluluk duyduğunu gördüğünde, bunca zamandır bazı şeyleri içinde bastırdığını anlamıştı.

Birlikteliklerini büyük bir gizlilik içinde yürütüyorlardı elbette, her zaman Benetti'nin evinde buluşuyorlardı, Italo'nun yanındayken çok başarılı bir oyun çıkarıyordu ikisi de, ritmi hemen hiç kaçırmıyorlardı. Ortada, neredeyse katı bir halde duran bir suçluluk duygusu vardı var olmasına, ama Paola için bu, aradığı tutkuyu sonunda bulmuş olmasının sevincini, en çok sevdiği insanla paylaşamamanın, onu yaralamaktan korkarak, kendisi için bu kadar önemli olan birşeyi gizlemek zorunda kalmanın getirdiği bir suçlulukken, Massimo, Italo'yu cezalandırmak için Paola'yı kullanıyor olabileceğini düşünüyor ve bu "gayrınizami vuruş", vicdanını gerçekten rahatsız ediyordu.

Paola'yı başka bir anlamda kullandığı konusundaysa hiçbir kuşkusu yoktu: Calvino'nun "Sır Defteri"nin –bütün notlarını aldığı, taslaklarını yazdığı hatta desenler çizdiği büyük, deri ciltli defter– fotokopisini getirmesini istemiş, ister istemez de pişman olmuş, ama Paola'nın hiç itiraz etmeden, bir sonraki sefer fotokopilerle geldiğini görünce, pişmanlık ve suçluluk, yerini korkuya bırakmıştı. Italo'nun bu yaptığını fark etmesinden korkmuyordu – onu asıl irkilten, Paola'nın gözükaralığıydı ve Massimo, kendisinde bunun ne yazık ki karşılığı olmadığını görüyordu. O günün akşamı Louisa'yı araması belki de bu yüzdendi.

"Sır Defteri", yepyeni bir öfke kaynağı olmuştu Benetti için. Böyle bir şeyi rastlantıyla açıklamak olanaksızdı; Calvino'yla içtikleri su ayrı gitmiyor da değildi, peki ama nasıl oluyordu da gerçekleştirmesi Calvino'nun gelecek on yılını rahatça alacak olan bu projelerin yarısı kendi projeleriyle çakışıyordu? Geri kalan yarının içinde de Benetti'nin daha önce düşünmediği, ama günün birinde düşünmesi beklenebilecek şeyler çoğunluktaydı – dünyadaki bütün önemli bilgilerin bir sonraki evrene aktarılması için uluslararası bir çalışmaya girilmesi konusu örneğin. Daha fazla oyalanamazdı, burası Danimarka değildi: kalkıştığı işi artık tamamlaması gerekiyordu.

Ama herşeyden önce, bunca yıldır yaşamak zorunda kaldığı şeyi bir kez olsun Calvino'ya tattırmak istiyordu. Bu iş için "Sır Defteri"nden "Kırmızı Çizmeli Kedi" projesini seçti – klasik masalın bugüne uyarlanması olarak özetlenebilecek ve garip bir mizahla korku filmi unsurlarını birleştiren bu projeyi Massimo uzunca bir öykü haline getirdi, ünlü illüstratör arkadaşı Gemini bu öykü için illüstrasyonlar yaptı ve öykü, dört ay gibi kısa bir sürede ufak bir kitap olarak kitapçı raflarında boy gösterdi. İlk baskı matbaadan çıkar çıkmaz Massimo kendine birkaç kopya aldı ve bir tanesini imzalayarak Italo'ya verdi; beklediği tepkiyi alamadı ama; Calvino'nun yüzü, görmeyi istediği renge dönüşmedi – beğendiğini, sevimli ve zekice bir çalışma olduğunu söyledi Calvino, kendisinin de tıpkı böyle bir şey yapmak istemiş olduğundan söz bile etmedi. Massimo'nun tadı kaçtı; Calvino'nun hiddetlenmek şöyle dursun, kötü bir fikri başkasına satarak kendini kurtarmış, elindeki maça papazını yanındakine çektirmiş gibi davranması –evet, "sevimli ve zekice" demişti, ama düşününce, ne biçim bir övgüydü bu?– sinirini bozdu. Kitap hakkında çıkan kısa tanıtım yazılarının –eleştiri yazısı yoktu– ağızbirliği etmişçesine Calvino'nun adını anması ve bazılarının daha da ileri gidip Benetti'nin eli yüzü düzgün bir taklit çıkarmış olduğunu ima etmesi, herşeyin üstüne tuz-biber ekti. Benetti olup bitenlere inanamıyordu. İnanamıyordu, o kadar.

Yağmurlu bir sabah, Louisa'yla buluşmasına geç kalmışken ve bir taksi bulmayı bir türlü başaramıyorken, ışığı gördü: bu kokuşmuş edebiyat piyasası Calvino'nun ağzının içine bakıyordu, hepsi tapıyordu Calvino'ya, onu en sert dille eleştirenler bile İtalyan edebiyatının bir Calvino'ya sahip olmasıyla övünüyordu bir bakıma – hepsi, hepsi Calvino'nun köpeğiydi. Italo'nun Kırmızı Çizmeli Kediyi okuduğunda öyle "geniş" bir tavır takınması, kendisine ve sığbeyinliler piyasası üzerindeki hakimiyetine güvenmesinden kaynaklanıyordu elbette. Bir taksiye sonunda binmiş, adresi söylemiş ve gitmek istediği yere gelmiş olduğunu bile fark etmedi Massimo, şoför parasını üçüncü defa isteyene dek. Arabadan neredeyse yuvarlanarak, yerçekimini kemiklerinin içinde hissederek çıktığındaysa, orada neden olduğunu hatırlamak, bilinçli bir çaba gerektirdi. Italo'yu öldürse bile hiçbir şey değişmeyecekti; intihar etmiş bir Calvino, yaşayan bir Calvino'dan da kötüydü; inzivaya çekilmenin nasıl bir etki yaptığını da Salinger örneği açıkça gösteriyordu, Calvino sussa bile şakşakçıları susmayacak, o curcuna içinde Bennetti'nin sesini kimse duymak bile istemeyecekti. Tarihteki en uzun kabus olmalı bu, diye düşündü Massimo.

Ortak romandan söz etmez olmuştu, bir anlamı kalmamıştı artık, zaten onca zaman geçmişti aradan, ateş sönmüştü. Öte yandan Italo, dördünün birlikte Temmuz başında, bir dağ kasabasında kiralayacakları evde üç haftalık bir tatil yapmaları, bu süre boyunca da o ve Massimo'nun kitap üzerinde çalışmaları konusunu sürekli gündemde tutuyordu. Massimo Louisa'yla yeniden görüşmeye başlamıştı, ama daha "serin" bir ilişki tanımı yürürlükteydi aralarında, en azından Massimo için – Paola'yı gerçekten sevdiğini anlıyordu ve Louisa'nın dağ evine gelmesini istemiyordu, her şey iyice karışacaktı. Louisa'nın gelmesi için üsteleyen Paola'ydı: üçü yalnız olursa, Italo, aralarında birşey olduğunu hemen anlardı, Massimo'nun Louisa'ya mümkün olduğunca sevgilisi gibi davranması gerekiyordu, en azından şimdilik, o Italo'yla konuşana kadar. Neden şimdi konuşmuyorsun, diye soruyordu Massimo – Paola'nın bakışı, haksızlık ettiğini, o "çok sevgili" insanı da düşünmeleri gerektiğini, her şeyin bir zamanı olduğunu söylüyordu ona. O zaman son kozunu nasıl oynayacağını gördü Massimo – yenilgiyi kabul edecekti, ama öyle bir gedik açacaktı ki kalede, yitirdiği sevginin Calvino'yu nasıl paramparça bıraktığını herkes görecekti. Massimo kendinden nefret ediyordu böyle bir intikamı kabullendiği için, ama bu, yazar Calvino'ya duyduğu nefretin yanında, cepte taşınabilir bir yüktü. Ben hazırım, dedi Benetti, perdeyi açın, sahne ışıklarını yakın, oyun başlasın: bir dağ evi; Koca, Arkadaşıyla Karısının ilişkisini gözleriyle görmek suretiyle öğrenir ve yıkılır. Perde. Alkış.

Haziranın son haftası her şey tamamdı: ev tutulmuştu -Massimo bizzat gidip görmüş ve grup adına onayını vermişti–, yola çıkış tarihi belirlenmişti, şehirdeki işler ayarlanmıştı. Dörtlü, bir akşam Massimo'nun evinde yemek yedikten sonra, içki faslına geçildiğinde, Calvino çantasından buz mavisi bir dosya çıkartıp Benetti'ye uzattı: "Ortak Roman, Bölüm I" yazıyordu ilk sayfasında. Gülümseyerek dosyaya göz gezdirdi ve aynı gülümsemeyle masanın üstüne bıraktı Massimo – içkisinden bir yudum aldıktan sonra Paola'ya, okuyup okumadığını sordu, aynı gülümsemeyle. Hüzün verici bir gülümsemeydi. Paola'nın yanıtını daha sonra hatırlamadı.

Italo ve Paola gittikten sonra Louisa etrafı toplamaya başladıysa da Massimo bu işi sabah yapabileceklerini söyleyip, Louisa'nın şaşırdığını uzaktan fark ederek onu yatak odasına götürdü. Veda hutbesi okur gibi sevişti. Uyuduğundan emin olunca salona gitti, abajuru yaktı, koltuğuna oturdu, bir süre yalnızca oturdu, sonra üşüyen ellerini ovuşturdu ve dosyaya uzandı.

Kitabın içindeki kitapla, Genç Yazarla Yaşlı Yazarın yazacağı ve I. Elizabeth döneminde geçecek olan romanla başlamıştı Calvino, ama o hikayenin de son bölümüyle: astrolog-matematikçi John Dee'nin asistanı Edward Kelley, şarlatanlık ve sahtekârlık suçundan dolayı yargılanıyor ve 1580'de kulakları kesilerek teşhir ediliyordu. Oysa Kelley Şeytan'ın kendisiydi ve John Dee'yi masa (ve penis) olarak kullanıyordu. 1583'te ikisi, yanlarında karılarıyla birlikte Avrupa turnesine çıkıyordu, hanedanların falına bakmak, ölülerle konuşmak ve gizliden gizliye Şeytan'ın krallığını yaymak için. Prag'dayken Kelley'nin karısı, kocasını ve Dee'nin karısını yatakta yakalıyor ve Kelley'yi tüfekle vuruyordu. Ölümcül yaralar alan Kelley, evden kaçmayı her nasılsa başarıyorsa da öldüğüne kesin gözüyle bakılıyordu.

Demek biliyordu. Massimo, buna gerektiği kadar şaşırmadığını fark etti. Mesaj çok açıktı: Dee Calvino'ydu, asistanı Kelley de kendisi. Massimo kendi oyununun sahneleneceğini sanırken, Calvino alternatif bir tekst çıkarmıştı ortaya, ellerini kirletmeden Benetti'yi bertaraf edecek bir tekst. Kendine rakip olarak seçtiği adamın soğukkanlılığı, Benetti'nin içini ürpertti – bunca zamandır Paola'yla olan ilişkisini biliyordu, ama yine de sahne arkasında hemen tepki vermek yerine, sessizce, perdenin açılmasını bekleyebiliyordu. İnanılmaz. İtalo’nunLouisa'ya bu kadar güvenmekle hata ettiği söylenebilirdi, Paola'yla onu gördüğünde silaha sarılacak kadar çılgına döner miydi, sağı solu belli olmazdı gerçi; Massimo, Calvino'nun bu konuda gerekli kışkırtıcıları hazırlamış olduğundan kuşku duymuyordu. Bütün silahlarını göstermemişti Calvino, sonucu söylemiş ve meydan okumuştu: hâlâ eminsen kendinden, buyur gel. En başından beri bu oyunu mu oynuyordu Italo, bütün bu ortak roman safsatası bu sonuç için miydi peki? Neden? Çünkü, diye yanıtladı Massimo kendi sorusunu, çünkü ben bütün dünyanın sandığı gibi ustanın asistanı değil, Şeytan'ın kendisiyim, gerçek usta benim, Calvino biliyor bunu, ciğerinde hissediyor ve her ne kadar Kelley gibi ben de köpeksi bir kadere razı olmak zorundaysam da ve bütün bu kişisel gürültüye ve dekora ve ışıklara gerek kalmadan da işim çoktan bitirilmişse de Gerçek Ustayı bizzat alt etmek istiyor, ego evet, ama aynı zamanda saygı, bundan daha düşük bir ölümle gitmenize ve onurunuzun köpeklerim tarafından çiğnenip lime lime edilmesine gönlüm razı olmazdı Ustam, izninizle, evet ve kuşkusuz ardından benim notlarım ve taslaklarım ona geçecek, Paola, bilemiyorum, yoksa bunu yaptın mı zaten, her zaman yazmak istediği ama nedense bir türlü cesaret edemediği kitap mıydı ortak roman, bana ihtiyacı olduğunu biliyordu, belki yalnızca başlatmak için, belki yazıyı dürtülesin diye masanın üstüne konan taze elma kabuğu gibi, belki büyüm için, ama benden sonunda kurtulması gerektiğini en başından beri bilerek, hiç mi hiç unutmayarak, çünkü dünyanın gözünde usta o, en büyük numarayı da tek başına yapmalı, yapabilmeli, yüksek notları başkasına söyletse de ve aslında beni öldürtmek istemiyor elbette, neden bana haber versin yoksa, saygısının yanında sevgisi de yükseliyor, Ustam beni mecbur etmeyin, vakit varken kaçın, yalvarırım. Peki. Peki oğlum.

Massimo Benetti, o gece Sicilya'ya doğru yola çıktı ve bir daha geri dönmedi, kimseyi aramadı, yazdıysa bile en azından kendi adıyla yayımlamadı yazdıklarını. BenettiCalvino ortak imzasıyla çıkan Köstebek adlı romanı, yayımlanmasından beş yıl sonra gördü ve satın aldı, neden gülümseyip durduğunu kasabadaki kıza açıklama gereği duydu: yazarlardan biri arkadaşımdır, çok iyi bir bahçıvandır kendisi. Kitabın kapağını hiç açmadı.