| "Kendi
Sarayımı Kuruyorum" - Cem
Akaş, Noktanın Kesişimleri
Antolojisi'ni anlattı Cumhuriyet
Kitap Eki, 21 Eylül 1990
Cem
Akaş'ın Noktanın Kesişimleri
Antolojisi adlı kitabı, geçen
ay yayımlandı. Akaş,
kitabında 1987-89 yılları
arasında yazdığı öykülerini
bir araya getirmiş. Boğaziçi
Üniversitesi'nde kimya
mühendisliği öğrenimine devam
eden Akaş, Nabokov, Borges,
Cortazar, Oğuz Atay, Bilge
Karasu ve Tomris Uyar'ı
beğeniyor.
-Yanılmıyorsak
ilk kitabınız bu. Önce
özyaşam öykünüzü kısaca
anlatır mısınız?
68'de
Almanya'da, ölü sanılmama
karşın gayet canlı olarak
doğdum. 74 yazında, lambalara
mavi grapon kağıtlsrı
takılıp karartma yapıldığı
sıralarda geldim Türkiye'ye.
İlkokul İzmit'te. Sonra Robert
Kolej'e girdim. Okul dergisindeki
yazılarımla
"eleştirmenlerin dikkatini
çektim". İlk öyküm
Gergedan'da yayımlandı. Şimdi
Boğaziçi'ndeyim, son senem,
kimya mühendisliği okuyorum.
Bekarım. Rakiplerime başarılar
dilerim.
-Öykü
türünü seçmenizin özel bir
nedeni var mı?
Bu
konuda bir saplantım yok.
Oluşturmak istediğim kurguya en
uygun düşeni kullanmak
zorundayım. Bu kitap için
öykü oldu, ama bu, başka
yapıları da kullanmayacağım
anlamına gelmez.
-Metinlerinizde
biraz Enis Batur, biraz da Woody
Allen etkisi sezinledik,
yanılıyor muyuz?
W.A.
ve E.B.'yi severek izliyorum,
doğru. Ayrıca Malamud, Nabokov,
Vonnegut, Borges, Cortazar, Oğuz
Atay, Bilge Karasu ve Tomris
Uyar'ı da beğeniyorum. Bir
şekilde hepsinden etkilendim
herhalde. Yanısıra,
termosifonumdan da etkilendiğimi
düşünüyorum. Markası Baymak.
-Öykü
ara başlıklarında, kimi metne
göndermeler yapan, kimi de
"saçma" nitelikte
sözcükler, cümleler var. Yazar
olarak yazma ediminizin keyfini
mi çıkarmak istediniz?
Yazmaktan
keyif alıyorum, verdiği tüm
sancılara rağmen. Sanırım bu
belli oluyor. İşini severek
yapan insanlara (manyak katillere
vs) hayranım. Ben de yazarken
eğleniyorum ve okurumun da
–geniş anlamıyla-
eğlenmesini istiyorum.
Yazdığımın ilginç olması
önemli. Bir de elimden
geldiğince çok şeyle dalga
geçmek. Bu konuda iddialıyım.
Dalganın önkoşulu olarak önce
kendimle eğleniyorum elbette.
"Apocalypso"da yazma
ediminin namusunu avuçluyorum
biraz – görünürde bir
serüven öyküsü bu, gizli
ajanlar filan. Ama insan okuduğu
zaman bir sürü şeye anlam
veremiyor, bin seksen üç tane
ipucu, simge, gönderme vs var,
ama iplerin öbür ucu yok,
gönderilen adreslerde kimse
oturmuyor ya da Bostancı
Mezbahası gibi alakasız yerler
çıkıyor. Yazar-okur
arasındaki temel anlaşmanın
ihlali söz konusu çünkü:
sözcükleri tanıdık
dizilimlerle kullanacağım, ama
bildiğimiz anlamları
vermeyeceğim bu dizilimlere, tuz
serper gibi simge serpeceğim,
ama bunlar bir bütün olarak
Anlam'a işaret etmeyecekler,
"plot" çok
önemliymiş gibi yapacağım,
ama bunda bile mızıyacağım.
Okur ancak bunun farkına
varırsa ve gülebilirse
(sağlıklı tepki) kendini aptal
hissetmekten kurtulacak.
Apocalypso bu işte, Ölüm
Dansı, Babil Kulesi'nin
Yıkımı İçin Bir Etüd.
Kitabın adı da bu bağlamda ele
alınamaz mı: noktalar,
tanımları gereği, kesişmekten
acizdir. Peki, olmayan bir şeyin
antolojisi ne demek oluyor o
zaman? Kafa mı bulunmakta? Benim
için anlamlı bir ad aslında,
hareket halindeki bir ışık
noktası bir çizgi oluşturur ve
başka ışık noktalarının
çizgileriyle kesişebilir, bu
kitap da öyle bir noktadır ve
birer nokta olan ve evrende
hareket eden okuyucularının
çizgileriyle kesişmektedir; her
okur kitabı yeniden yaratacağı
için de bu kitap, sonuçta bin
kişinin okuyarak yarattığı
kesişimlerin toplamıdır, benim
için bu insanlar artık sıradan
değil, seçilmiş insanlar
oluşturdukları için de bu
toplam, bir antoloji oluşturur.
Ama kimse bunu bilmek ya da
düşünmek zorunda değil.
Noktanın kesişemeyeceğinin ve
bu işte bir saçmalık, bir
hinlik olduğunun düşünülmesi
gereklş ve yeterli.
-Bir
de alıntılar var...
Öykülerde
çeşitli alıntılar yaptım,
bunu namusumla belirtmek istedim,
ama öykülerin yapısına
yediremeyince ayrı bir bölüm
çıktı ortaya. Kimden
alıntılamışsam onunla ilgili
bir paragraf koydum, ama bunlar
arka arkaya okunduğunda bir
bütün oluşturuyor. İki tane
de "ek" var, birincisi
zaman yolculuğu kuramı
üzerine, bu benim
takıntılarımdan biri ve
genelde tarih nedir, gerçek ve
düş nedir, yenir mi, oyunlar
nasıl oynanmakta, zaman da kim
olmakta gibi temel soru(n)larım
içinde yer alıyor; benim ve
yazı'mın boyutlarından birini
oluşturduğunu düşünüyorum.
İkinci ek,
"Kuşbakışı" adlı
öykünün müziğe aktarılması
için bir anahtar. Ciddiye
alınıp alınmaması hiç de
önemli değil. Benim uğraşıp
bunu ortaya çıkarmış olmam
yeterli.
-Nedir yazmak?
Yazmak
benim için kurmak demek. Hem dil
hem de yapı olarak. Kendi
masalımı, efsanemi, kendi
sarayımı oluşturmak istiyorum,
salonları, odaları,
tuvaletleriyle, gizli
geçitleriyle, açılmayan
kapıları ve kapanmayan
açılarıyla. Bir
"Yoknapatawpha" herkese
lazım.
|