| "Deneme"kten
Hoşlanıyor musunuz? 1.
Sabah yine saatin
zırıltısıyla uyandınız ve
alışık hareketlerle saati
duvara fırlattınız – son iki
ayda katlettiğiniz üçüncü
saatti bu. Banyoya girdiğinizde
gözünüz aynadaki yabancıya
takıldı – bu aynanın da
bozulduğuna kanaat getirip
tamirci çağırmaya karar
verdiniz. Tam o sırada –sıcak
yerine soğuk su musluğunu
açmış olmanın da etkisiyle
belki– yaşamınıza yeni
birşeyler katmanın zamanının
geldiğini anladınız.
(Soracaksan sor şu soruyu
artık.) Saç stilinizi ya da
şampuanınızı değiştirmek de
kurtarmayacak. Önce neyi
değiştirirdiniz?
a)
Başucu kitabınızı – Mario
Simmel'in Yalnız Havyarla
Yaşanmaz'ını atıp yerine
aynı yazarın Papaz Her Zaman
Pilav Yemez'ini koyardınız.
b)
Stephen King serisi – yerine
Barbara Cartland serisi
alırdınız.
c)
Kütüphanenizi – pırıl
pırıl bir leğen-mandal
setiyle. d
)
Nüfus kâğıdınızı – yeni
bir renk denemenin vakti geldi
artık.
2.
Kuaförünüz bu kararınızı
duydu ve kendisini yetersiz
bulmanıza had safhada içerledi.
Yine de terbiyeyi elden
bırakmayarak, birlikte
geçirdiğiniz acı-tatlı
günlerin anısına, Tezer
Özlü'nün Eski Bahçe-Eski
Sevgi adlı kitabını armağan
etti size. Bu kitabı nasıl
değerlendirmeyi denerdiniz?
a)
Şu ölümlü dünyada bir de
ölümlü kitaplarla uğraşmamak
için kapağını bile açmadan,
eski toprak bir tanıdığınıza
verirdiniz.
b)
Tabii ki bahçıvanınıza
verirdiniz – güllere daha
sevecen davranmasının vakti
geldi artık.
c)
Daha sevgiliniz olmamış ama
tavlamaya azmettiğiniz kişiye
"eski sevgilime" diye
imzalayarak yollamak gibi bir
cesaret gösterirdiniz.
d)
Tanrıya yollardınız kitabı
– size bir Âdem ya da Havva ve
şöyle yeşillikli,
gürültüsüz bir yer bulması
dileğiyle ve iadeli taahhütlü.
3.
Bir gün posta kutusunu
açtınız ve "Tanrı"
imzalı bir mektup buldunuz. Şu
bahçe işini bir konuşmak için
belirli bir zamanda belirli bir
yerde buluşmayı öneriyor.
Şansınızı bir dener miydiniz?
a)
Hayır. Postanecilerin bir
sululuğu olmalı bu. Zaten siz
de şu aralar Nietzsche
okuyorsunuz.
b)
Evet. Ama karşınıza çıkacak
kişiyle konuşurken ikide bir
"Bu bir kamera şakası
mı?" diye sorup, bir yandan
da Kuran, İncil, Tevrat gibi
kitaplar hakkında zor sorular
yöneltirdiniz.
c)
Evet. Yalnız çekin altına
atacağı imzayı, Yazıdan
Karakter Tahlili kitabı
eşliğinde çözümlemekten de
geri durmazdınız.
d)
Tabii ki evet. Bu densizlere
kimin Tanrı olduğunu öğretme
zamanı geldi artık.
4.
Sizden bir kitap yazmanız
istendi – Bahçe'yi hak etmek
için. Nasıl bir şey
yazardınız?
a)
Bu bahçe muhabbeti biraz fazla
uzamadı mı? Ben zaten o
şıkkı işaretlememiştim.
b)
Nasıl Başardım? – anlamsız
test sorularıyla amansızca
savaşıp hayatta kalmayı
başaran bir mazlumun nefes
kesici sergüzeşti.
c)
Tanrıların Arabalarının
Krikosu - Zen ve Motosiklet
Tamiri'nin ikinci cildi.
d)
Kızıldenizin Biçareleri -
İncil'de birkaç isim
değişikliği yeter, nasıl olsa
o da adamlarına yazdırtıp
okumamıştır.
5.
Yazdığınız kitap yayımlandı
ancak yayıncınız, iyi niyetli
gözüken birtakım bahanelerle
telif ücretinizi ödemiyor.
Çözüm?
a)
Ben kitap falan yazmam kardeşim,
boşuna ısrar etmeyin. Başımı
zorla belaya sokacaksınız bak.
b)
Dert değil, nasıl olsa Aktaş
Elektrik'te ve İSKİ'de
tanıdıklarınız var...
c)
İkinci bir kitap yazıp, adını
Sakalı Yolunmuş Yayıncı
koyar, kitapta da adamı bir
güzel harcardınız. Bu kitabı
yayımlayacak yayıncı bulamamak
sizi hiç bozmazdı;
biriktirdiğiniz üç-beş
kuruşu uğrunda harcayacak daha
iyi bir amaç olabilir mi?
d)
"Halkın
İntikamcıları" adında
bir örgüt kurup, bütün
kitapçılardan kitabı
çaldırtır, yayıncınızın da
işaretparmaklarını
kestirirdiniz, böylece dizgi
yapamaz hale gelir,
("küçük yayıncı"
olduğundan her işi kendi yapmak
zorunda) ve kitap piyasasından
ebediyen silinirdi. Hazır eliniz
değmişken, şu geç kalkan
Deniz Otobüsü Servisleri
hakkında da birşeyler
yapsanız...
6.
Kitap inanılmaz bir başarı
grafiği çizdi, 17 dile
çevrildi ve siz o kadar saygın
bir yazar haline geldiniz ki,
Zimbabwe Cumhurbaşkanı
adınıza bir davet vermekle
kalmayıp, 3 Mayısta
(Zimbabwe'nin Kurtuluş Günü)
bir günlüğüne koltuğuna
oturmanıza izin verdi. Ne olacak
şimdi?
a)
Anlatamadım galiba. Bırakın
peşimi artık, ben bu testi
yapmıyorum, o kadar, yapmıyorum
işte, daha nasıl söyleyeyim
yani, bak zabıtayı
çağırırım.
b)
Bir yazar olarak kendi ülkenizde
zaten krallar gibi
yaşadığınızdan, Allahın
Zimbabwe'sine gitmezdiniz tabii.
c)
Davet mektubunun bir kopyasını
Çankaya'ya, bir kopyasını da
23 Nisan Şenliklerini Düzenleme
Komitesi Başkanına yollar,
Zimbabwe'den istedikleri bir şey
olup olmadığını sorardınız.
d)
Hemen gider, kanun hükmünde
ufak bir kararname çıkartıp,
çağdaş Zimbabwe edebiyatının
50 cilt halinde Türkçeye
çevrilmesi, Türkiye'de
yayımlanması ve mümkün
olduğu kadar çok ortaöğretim
kurumuna dağıtılması, bu
arada da size Zimbabwe halkının
bir armağanı olarak, orta
ölçekte, zarif bir çiftlik
verilmesi için gerekli
ödeneğin ayrılmasını
sağlardınız. Zimbabwe
edebiyatı Zimbabwelileri adam
etmişse, bizi haydi haydi eder,
etmezse de siz oraya
yerleşirsiniz. (Nasıl mantık
ama?)
7.
Zimbabwe'den dönerken
uçağınız düştü ve
okyanusun ortasında üç-beş
palmiyeli bir adacıkta buldunuz
kendinizi – tek başınıza.
Yanınıza üç tane kitap bile
alamadınız üstelik. "Hiç
değilse bir Cuma bulsam da
muhabbet etsem" diyerek
bütün adayı taradıysanız da
kimseleri bulamadınız, meyveler
dalında çürümüş zaten, hava
da çok sıcak, lanet olsun.
Burada epeyce bir süre kalmanız
gerekecek. Deneyin bakalım.
a)
Pes. Tamam. Pes. Biliyordum
böyle olacağını. İnsan bir
test hazırlayacaksa, önce
atlası açıp bakar,
Zimbabwe'yle Türkiye arasında
hangi okyanus var diye. Her ay bu
sayfayı böyle saçmalıklarla
dolduracak olduktan sonra, ben de
dergi çıkarırım.
b)
Sineklerin Tanrısı'nda böyle
bir şey vardı, çocuklar adaya
ilk düştüklerinde, tepeye
çıkıp bir ateş
yakıyorlardı, geçen uçaklar
görsün diye. Sonraları nöbet
işi tavsıyor ve ateş
sönüyordu. Nitekim bir uçak
geçiyor ama onları
görmüyordu. Bundan gerekli
dersi alır ve dağ başını
duman almasını sağlardınız.
c)
Nasıldı şimdi, buralarda bir
define olacaktı, şu dik
açılı palmiyenin gösterdiği
yönde 250 adım ilerleyeceğiz,
evet, işte insan kafası
şeklindeki kaya, sağ göz
oyuğuna elimizi sokuyoruz,
elimiz pis kokulu ve ıslak bir
sıvıya daldıysa da bozmuyoruz,
bir anahtar çıkartıyoruz ve
sol kulağa sokuyoruz, işte kaya
ikiye ayrılıyor ve karşımıza
bir sandık çıkıyor, aynı
anahtarla bu sandığı da
açıyoruz ve Allah kahretsin,
kitap ulan bu: Erkeklerin
Kadınlar Hakkında Bilmedikleri
Herºey - Vakkorama Yayınları.
d)
Buradan kurtulmak gerçekten zor
gözüküyor, ama bunun bir rüya
olma olasılığı epeyce
yüksek. Şu ağacın altındaki
yumuşak otların üstüne bir
uzanayım, şöyle güzel bir
uyku – sabah uyandığımda bir
de bakmışım burada değil,
evimdeyim. 2 Şubat, saat 06:00.
Alışık hareketlerle saati
duvara fırlatıyorum. Size de
olmuş gibi oluyor mu bazen?
Kitap
Test-isi Değerlendirmesi:
en
çok (a) işaretleyenler: Size
pek ilişmemekte fayda var.
Tuvalet kâğıdınızın rengi
değişse bir hafta kendinize
gelemiyorsunuz. Kendinizi bu
kadar kasmayın canım. İlk
adım olarak, her zaman
gittiğiniz kitapçıya gidin
yine, ama bu kez soldan sağa
değil, sağdan sola dolaşın.
Korkmayın. en çok
(b)
işaretleyenler: Arada
sırada yaşamınıza yeni
unsurlar katmanız gerektiğinin
siz de farkındasınız.
"Arada sırada"yı
"46 yılda bir" olarak
tanımlamak tam sizin
yapacağınız iş. Mevsimlerin
değişim hızını biraz fazla
buluyorsunuz: yani yaz dört ay
sürse daha memnun olacaksınız,
ama çok uzun boylu bir
şikâyetiniz de yok. Denemeyi
deniyorsunuz.
en
çok (c) işaretleyenler: Gözünüzü,
mümkün değişiklikler için
hep açık tutuyorsunuz, ama
herşeye balıklama
atlamıyorsunuz. Abartmanın
lüzumu yok. Yaşama amacınız,
kendinizi de zaman zaman
şaşırtma ilkesini kapsayacak
şekilde düzenlenmiş. Geniş
bir gardroba gerek duymadan
kılık değiştirebiliyor
olmanız, şizoid yollu yorumlara
yol açsa da, devam. Deneyin
denettirin.
en
çok (d) işaretleyenler: Siz
de bir acayipsiniz canım. Bokuna
değdirmek şart mı yani. Bir
işi de "ay ilginç ne
yapsam" diye düşünmeden
efendi efendi yapsanıza.
|