| Dünyanın
Büyüsü Herkes
biliyor: Yeni bir çağın
eşiğindeyiz.
Bazıları
bazı işaretlere bakarak bunun
yeni bir Ortaçağ olacağını
ileri sürüyor.
- Gizemcilik,
Zen modası, kabala; fal,
büyü ve kehanet
pazarının artmayı
sürdüren canlılığı
ve bu konularda
malumatfuruş olanların
yaygınlığı; Umberto
Eco, Ursula K. le Guin;
bilimsel olmayanın
çekiciliği vs.
Bir:
bu bir Ortaçağ değil – daha
genel, daha eskiye giden
özellikler söz konusu; ayrımı
Pre-modernite/Modernite olarak
koymak daha doğru. İki: eskiye
dönüş değil, diyalektik bir
ilerleyiş var. Açıyorum.1
Modernitenin
yaptığı neydi: die
Entzauberung der Welt,2 die Entgötterung
der Natur.3 Dünyanın
büyülü bir yer olmaktan
çıkması demek, Frazer'ın Altın Dal'da geniş
bir şekilde örneklediği
durumdan, yani insanın Doğayla
ve onun güçleriyle hercümerç
olma durumundan çıkması,
dünyanın Doğa ve Dünya
olarak, Doğanın da Doğa ve
Doğaüstü olarak ikiye
ayrılması, insanın ait olmak
yerine yabancı olması, bu
yüzden de varoluşa ilişkin bir
Angst hissetmesi
demek.
- "Herşeyi
yerli yerinde olan bir
hümanizm, kendisiyle
başlamaz, herşeyi ait
olduğu yere koyar.
Dünyayı yaşamın
önüne, yaşamı
insanın önüne,
başkalarına saygıyı
da kendini sevmenin
önüne koyar. 'Vahşi'
dediğimiz insanların
bize öğrettiği budur:
bizim türümüzün
ortaya çıkışından
önce var olan ve soyumuz
tükendiğinde var
olmayı sürdürecek bir
dünya karşısında
alçakgönüllü, efendi
ve sağduyulu olma
dersi."4
İnsanın
Doğaya yabancılaşması, kendi
doğasına da
yabancılaşmasını, beden/zihin
ikilemini beraberinde getirdi:
Descartes. Varoluşun temeline
cogito'yu oturtan Descartes,
Platon ve Hegel'den çok daha
acımasız çıktı: Kartezyen
düşünce, yaşayan sistemlerin
ilke olarak inorganik maddeye
indirgenebileceğini, yani
Doğanın aslında ölü
olduğunu iddia etti.
Böyle
bir mezarlıkta bilim bu
yabancılaşmanın hem nedeni,
hem de sonucuydu.
Pre-modernitenin belirleyici
özelliği olan
"katılımcı bilinç",
yani Doğadan ayrı düşmemiş
insanın bilinci, bilime yenik
düştü, ama bu metafiziğin
Kartezyen düşünceyle ikame
edilmesi bilimsel değil, siyasal
bir süreçti: yanlışlığı
kanıtlanmadı, yalnızca
reddedildi.5
Descartes'ın
temel hatası da bu: yaşayan
sistemler, ya da Zihinler,
parçalarına indirgenemez. Doğa
canlıdır.6
Neye
gerek duyuluyor şimdi:
- "Antropomorfik
olmayan bir animizmin
yeniden
bulunması"na.7
- Logos'la
eros'un
yeniden birleşmesine.8
Bilimin
ve ratio'nun
–Modernitenin getirdiği
kazanımların– safra sayılıp
atılması ve yerine
"huzur"un konması
artık mümkün değil, istenir
de değil. Diyalektik
ilerleyişten kastım bu:
büyüye dönmek vaktidir, ama
ilerideki büyüye, geride
bırakılana değil.
Ancak
bu noktada henüz bir
kaçınılmazlığın ortaya
çıktığını sanmıyorum –
(farklı yerlerde) farklı
şeyler olabilir. Herşey
Şehir'e ne olacağına bağlı.
Eğer canlı dünyayla bağlanma
biçimini değiştirmezse, yani
hem Lebenswelt cansız
nesneler, ortamlar ve bunların
dayattığı ilişki
yumaklarıyla doldurulur, hem de
Şehir büyümeyi ve iktidarını
parlatmayı sürdürürse,
Büyüye duyulduğu açık olan
özlem, özlem olarak kalır –
belirsiz, sonuçsuz, revnak.
Modernizmin
kalesi: Şehir. Aralarında bir
aşamadan sonra neredeyse birebir
örtüşen bir ilişki var.
Birbirlerini zorunlu kıldılar;
birbirlerinin üzerine basarak
yükseliyorlar.9
Bir
eros parantezi: 1) Dünyanın
batısında eros ölüyor. 2)
Cinsel kutuplar yerini
androjenliğe bırakıyor. 3)
Büyü özlemi canhıraş.
Aralarında nedensel bağlar olma
olasılığı yüksek. Batı
Şehri bu ölümü sessizce
destekliyor. Psikiyatriye en
büyük talep burada; psikiyatri
en çok burada çaresiz – erkek
ve kadının ol(a)madığı yerde
psikiyatrinin yapabileceği ne
var? Androjenler arasında
oynanan oyun bir baştan
çıkarma (ama asla baştan
çıkmama) oyunudur, cinsellik
değil.10 Oysa Doğa
baştan çıkarmakla uğraşmaz,
yetinmez. Baştan çıkarmanın
ışıltılı sahnesi: Şehir.
Bir imparatorluğun çöküşü.
Doğu Şehri ne yapıyor peki,
Batı'dakine öykünmekten
başka?
Eşiğinde
kıpraştığımız yeni çağ,
eğer dönüşümü başaracaksa,
odağına Şehir'i alacak ve
iktidarını sarsmaya
yönelecektir. Seçkinler
çemberin dışına kaçacak
–bu ilk kez gerçekten mümkün
oluyor– ve şehir
quasi-fare'lere kalacak:
Modernitenin mirası yeni
proletarya. Çemberin içinde
şiddet, yabancılık ve korku
öyle titreşecek ve
titreştirecek ki insanları,
Şehir'i ve kendilerini canlı
sanmayı sürdürecekler.
Dışarıdaysa keşif ve
buluşlar, Modernitenin
başlarında görülen hızla
gerçekleşecek – içe ve
Doğaya yönelik olarak.
Bugün
dünya, gerçekten de sanayi
dönemindekinden daha radikal
çatışmalara sahne ve gebe11 – uygarlıkların
zarı atılıyor, gemilerden
bazısı batacak, en sağlam
olduğu sanılanlar buzdağına
çarpacak.12
Eğer
Büyünün egemenliği mümkün
olacaksa, "paradigma"
haline gelebilecekse –ki bu
bana tek kurtuluş yolu olarak
görünüyor– bu ancak böylesi
bir çağ yangınıyla olabilir;
anka olarak çıkılacaksa, bu da
ancak Büyünün kanatlarıyla.
1997
Notlar:
1
Ve bunu son derece şematik bir
şekilde yapıyorum.
2
"Dünyanın büyüsünün yo
k edilmesi" - Weber.
3
"Doğanın
tanrısızlaştırılması"
- Schiller.
4
Levi-Strauss.
5
Berman.
6
Batesman.
7
Ferenczi.
8
Reich.
9
A l'Escher.
10
Baudrillard
11Touraine.
12
Türkler gemiyi kaçırmakla
ünlüdür - bir tanesi bu sayede
Titanic'le birlikte okyanusun
dibini boylamaktan kurtulmuştu.
|