devrimden önce

şehri biz kurduk – geniş bulvarlarla bağladık uçlarını birbirine, görkemli binalarla donattık bu bulvarları. kendi yapıtımız bu şehirde hiçbir şeyi eksik bırakmamaya büyük özen gösterdik, ama asıl dikkat ettiğimiz şey, yaptığımız şeylerden hiçbirinin ufak, önemsiz, gözden kaçabilir olmamasıydı. bütün bu şehir, öte yandan, bizlere küçüklüğümüzü, önemsizliğimizi, incinebilir, hatta yok edilebilir oluşumuzu anımsatmalıydı. sonuçtan memnunduk, tanrılar karşısında birer karınca konumunu işgal ettiğimizi vurgulayan dev heykellerle donatmıştık dört bir yanını şehrin. ne var ki memnuniyetimiz uzun süremedi – bir gün ansızın seslendirilen isyankar bir fikir, şehrin tüm orantılarının alt üst edilmesinin yolunu açtı: bu devleri yapanlar da bizler idiysek, ne kadar güçsüz, ne kadar önemsiz olabilirdik ki? en fazla, bu devler kadar.