| Hırsız
ile Yakamoz Babası
ölmek üzereydi ve çilekli tart
sayıklıyordu. Bunun ne
olduğunu pek bilemiyordu
Yakamoz, hiç çilek ya da tart
yememişti, ama babasının
anlattıklarından, canının
çok güzel, tatlı, soğuk,
ıslak, kıtır kıtır ve
yumuşak birşeyi çektiğini
anlamıştı. "Jöleli
bisküi gibi mi?" diye
sorduğunda, depremden beri eski
günlerin hayaliyle yaşayan ve
bıkıp usanmadan anılarını
anlatan babası, her zamanki gibi
iç çekip suskunlaştı. Yakamoz
babasının yüzünü karanlıkta
seçemiyordu, ama buna
alışıktı – mum
kullanmaları çok gerekmedikçe
yasaktı; yaşlı adamın
gözlerinde biriken yaşları
göremiyordu, ama hala gür olan
saçlarını okşamak için elini
uzattığında başparmağının
kenarıyla hissettiği
ıslaklık, genç kızı birden
çok üzdü; hayatta başka
hiçbir şey yapamayacak olsa
bile babasının bu isteğini
yerine getirmek zorunda olduğuna
karar verdi. Işık
Gözcüsünün hesaplarına göre
16-17 yaşındaki bu solgun
yüzlü, zayıf bedenli kız,
arkadaşlarına göre oldukça
güçlüydü, bu da ona, yapmayı
düşünmeye başladığı şeyin
altından kalkabileceğine dair
bir güven veriyordu.
Babasına
çilekli tartın nerede
bulunduğunu sorduğunda
"Pastanede,"
yanıtını aldı, pastanenin ne
olduğunu sorduğundaysa buranın
çilekli tart satan bir yer
olduğunu öğrendi. Bu bilgiyi
alan Yakamoz, babasının uykuya
dalmasını beklemeye başladı,
bir yandan da gözünde
babasının o güne kadar
anlattıklarını canlandırmaya,
dışarı çıktığında ne
yapması, nereye gitmesi
gerektiğini belirlemeye
çalışıyordu. Babası
Yakamoz'un dışarı çıkmasına
öteden beri taraftardı, ama
Konsey babasını, kızının
vesayetini devralmakla tehdit
ettiğinden beri bu konuda
konuşmayı bırakmıştı.
Yakamoz'dan birkaç yaş büyük
olan ve dışarısını hayal
meyal anımsayan Kaya Abisi de
babasıyla ciddi ciddi
tartışır, dışarıda
düşmanların ve ölümün
beklediğini, iyice
hazırlanmadan çıkmanın
intihar demek olacağını,
onları ölüme terk edenlerin
karşısına tüm silahlarıyla
dikilebilecekleri güne kadar
beklemeleri gerektiğini
söylerdi. Babasının bazı
arkadaşlarıysa dışarı
çıkılmasına tümden
karşıydı – dar ve basık
kovuklarda gerçekleştirilen
Konsey toplantılarının en
gözde tartışmasıydı bu,
üstelik o aralar iyice
alevlenmişti, çünkü
yaklaşık yirmi yıl önceki bir
depremle yerle bir olmuş ve
çevresi kapatılarak sonraki
kuşaklara ibret olsun diye
doğal anıt-milli park haline
getirilmiş bu şehrin
yıkıntılarının içinde
yaşayan topluluğun yiyecek
stokları tehlikeli bir düzeye
inmişti.
Zamanında
o kadar yoğun bir yerleşim
merkeziydi ki burası, depremin
ardından neredeyse yekpare bir
yıkıntıya dönüşmüştü
yapılar; iki gün süren
arama-kurtarma
çalışmalarından sonra
bastıran kar fırtınası ve
keskin soğuk, çökmüş şehri
iki hafta boyunca kar altına
gömmüş, içeridekilerin
yaşamlarından umut kesilince de
"park" fikri ortaya
atılmıştı. Yıkıntıların
çökme tehlikesi olduğundan bu
alana girilemiyor, ancak
etrafında dolaşılabiliyordu.
İçeride kalanların birbirini
bulması, ölülerini gömmesi ve
yeni bir yaşam biçimi kurması
üç yıl sürmüştü; izleyen
yıllarla birlikte farklı bir
kültür de serpilmeye
başlamıştı. İlk başta
konserve gıdalarla ve haplarla
beslenen yıkıntı halkı,
zamanla fare, karga, böcek gibi
hayvanları özel gözcüler
aracılığıyla avlamaya, yosun
ve mantar yetiştirmeye de
yönelmişti, ama konservelerin
iyice azalması ciddi bir tehdit
oluşturuyor ve bir önlem
alınmasını zorunlu
kılıyordu. Şahinler grubu daha
fazla zaman istiyordu; Konseyde
ağırlıkları olmasından
yararlanarak karneyle
dağıtılan yiyecek paylarını
iyice kısmışlar ve topluluğun
tüm olanaklarını savaş
hazırlıkları için seferber
etmişlerdi. Güvercinler grubu,
baskıcı ve yalıtımcı siyasal
kültürlerine eklenen bu yeni
unsuru eleştirmeye
çalışıyorsa da, bu
davranışları yurtsevmezlik
olarak algılanıyordu.
Bu
nedenle Yakamoz, dışarıya çok
gizli bir şekilde çıkması
gerektiğini, yaptığı şey
Konseyin kulağına giderse
başının büyük belaya
gireceğini biliyordu;
yıkıntılarda yaşayan
insanların dışarıya
çıkması kesinlikle yasak
olduğu gibi, dışarıdan da
içeriye hiçbir şeyin, hatta
ışığın bile girmemesi için
bütün delikler ilk fırsatta
kapatılmıştı, Konseyin ilk
icraatlarından biriydi bu.
Surlarda
bir gediğin açıldığını
görmek için yirmi yıl
geçmesini beklemek gerekecekti.
Yakamoz babasının başucunda
plan yaparken birden yukarıda
bir tıkırtı duydu. İlk başta
her zamanki gibi karnı aç bir
farenin ya da kapanını arayan
bir karganın sesi sandı bunu,
ama tıkırtı giderek arttı,
arttı, kovuklarının içine toz
dolmaya başladı. Tam Yakamoz
kalkıp ne olduğunu görmek
için mum yakacakken içerisi
aydınlanıverdi. Işık gözüne
girince Yakamoz çığlığı
bastı; dışarıda da birinin
bağırarak yuvarlandığını
duydu; ışık içeri düştü.
Az sonra ışığın sahibi, yeni
açılan deliğin ağzında
belirdi. Bir erkekti bu, genç
bir erkek; iki taraf da
şaşkınlık ve heyecan
içindeydi. Adam orada birinin
olup olmadığını sorunca
Yakamoz terslenerek olumlu yanıt
verdi, ama o da adamın
dışarıdan mı geldiğini
sormayı akıl edebildi ancak.
Adam yanıt vermek yerine içeri
atladı ve yerde duran el
lambasını alıp kovuğun içini
taradı, Yakamoz'u ve bütün bu
patırtıya uyanmayan babasını
gördü. Yakamoz genç adamdan
ışığı söndürmesini istedi,
aydınlıktan şikayet ederek.
Oraya define aramak için gizlice
gelmiş olan genç, el
lambasını söndürdü bunun
üzerine. Yakamoz hemen çilekli
tartın ne olduğunu bilip
bilmediğini sordu; define
avcısı çilekli pastayı
biliyordu. Pastanenin ne
olduğundansa elbette haberi
vardı. Yakamoz bunun üzerine
ondan, babasına çilekli tart
getirmesini, babasının çok
hasta olduğunu söyledi. Define
avcısı, Yakamoz'un yüzünü
yeniden görmeyi çok istiyordu,
sesi onu çok etkilemişti. El
lambasını tavana tutarak kısa
bir süre için yaktı – bu
yüze aşık olduğunu
hissediyordu. Onun için yapmaya
hazır olacağı şeylerin
listesi hızla uzuyordu
kafasında; çilekli tartın
esamesi bile okunmazdı.
Onlar
karanlıkta oturmuş konuşurken
Kaya Abi ve iki güvenlik
görevlisi girdi içeri –
gözcüler birinin yıkıntılara
doğru yaklaştığını ve
içeri girmeye çalıştığını
bildirmişti. Böyle birinin
istihbarat açısından
değerinin büyük olduğu
açıktı; kendini define
avcısı olarak tanımlayan ama
onlara göre hırsız olan genç
hemen, acil toplantıya
çağrılmış olan Konsey
üyelerinin önüne
çıkarıldı.
Konsey,
hırsızın dışarıdaki
dünyayla ilgili olarak
anlattıklarını büyük bir
merak ve dikkatle dinledi.
Ardından üyeler saatler süren
bir tartışmaya girişti ve
oturumun sonunda hırsızın
sınırdışı edilmesini
oybirliğiyle; toplu olarak
dışarı çıkılması
projesinden vazgeçilmesine,
yiyecek sorununun gerilla
taktikleriyle çözülmesine ve
dışarıdan gelecek
saldırılara karşı
yıkıntıların zayıf
noktalarının saptanıp
güçlendirilmesine oy
çokluğuyla karar verdiler.
Yıkıntıların olduğu bölgeye
izinsiz girmek büyük bir suç
sayıldığından ve kimse, bir
hırsızın anlatacağı saçma
sapan hikayeye inanmayacağından
onu bırakmakta bir sakınca
görmemişlerdi. Böyle bir
suçun cezasını göze alıp
yıkıntıların içinde kalmış
olabilecek şeyleri bunca yıl
sonra talan etmeye çalışmaktan
başka bir çaresi olmayan
insanlar yetiştiren bir düzenin
de, kendi düzenlerinden çok
daha zavallı bir halde olduğunu
düşünmüşlerdi. Konseyin
büyük çoğunluğu, eskiden
aşırı bulunan muhafazakarlara
hak vermeye başlamıştı.
Hırsız
ertesi gece elinde çilekli tart
paketiyle geri döndü. Ne var ki
bu kez Yakamoz'a ulaşamadı,
çünkü önceki gece açtığı
deliğin olduğu yerde koca koca
beton bloklar vardı artık –
ne kadar yıkık da olsa duvar,
duvardı. Aşkını kalbine
gömmekten başka seçeneği
yoktu hırsızın. Paketi de bir
karanfil gibi oraya bırakmak
aklından geçtiyse de, o kadar
para saydığı çilekli tartın
tadına bakmak daha cazip geldi.
Bir molozun altına sıkışmış
pastane paketiyse uzun yıllar
orada durdu.
|