| Marjinal
Suç, Sanal Ceza 1. Suç
Nedir?
1.1.
A la Kant, suç, doyum
sağlamanın haksız bir yoludur.
1.1.1.
Doyum, burada, en geniş
anlamıyla tanımlanacaktır:
herhangi bir arzunun –ister
politik, ister cinsel, estetik,
ruhsal vs. olsun– duyulan
eksikliği giderecek derecede
tatmin edilmesi.
1.1.2.
Haksız bir yolun varolabilmesi
için, haklı bir yolun da
olması şarttır: aradaki fark,
Kant için ahlaksal bir farktır,
yasal değil.
1.1.2.1.
Toplumun yasaları
aracılığıyla, verili bir anda
neyi suç olarak belirlediğinden
ve zaman içinde bu belirlemenin
geçirdiği değişikliklerden
–ki bunlar doğrusal ya da
döngüsel olabilir–
bağımsız olarak, suç için,
tüm zamanlarda ve tüm
toplumlarda sabit kalan,
"doğal" bir tanım
vardır.
1.1.2.2.
Bu, temelinde, dinsel bir
görüştür.
1.1.3.
Haksız yoldan doyum sağlamak
Kant'a göre yanlıştır,
yanlışlarınsa düzeltilmesi
gerekir.
1.2.
Hegel için suç, yalnızca
birisine yapılan kötülük
değil, aynı zamanda ve daha
çok, bir ilkenin doğruluğunun
yadsınmasıdır.
1.2.1
Hegel, Kant'a benzer bir
şekilde, doğruluğu
tartışılamayacak mutlak
ilkelere ulaşır.
1.2.1.2.
Bu da, temelinde, dinsel bir
görüştür.
1.3.
İnsanoğlunun varoluşuyla
ilgili mutlakları belirlemek, en
hafif deyimle ciddi ve öze
ilişkin zorluklar içerir.
1.3.1.
Bu varoluş, dünyanın
varoluşunun ancak çok küçük
bir bölümünü kaplamakta ve
diğer –şu andaki ya da
geçmişteki– canlı
türleriyle
karşılaştırıldığında
bile, insanın pek uzun bir
süredir dolaşımda olmadığı
hemen görülmektedir.
1.3.2.
Bu varoluş, ahlak değerlerinde
şiddetli değişimlere tanık
olmuştur: çok temel –hayatta
kalma, üreme gibi konularla
ilgili– birtakım ilkeler
dışında kalanlar, hep
değiştirilmek, karşı
çıkılmak, ayaklar altına
alınmak için ortaya konmuş
gibidir.
1.3.3.
"İnsan doğası"nı
oluşturan ve buna uyan ya da
ters düşen şeyleri saptamak bu
yüzden ampirik araştırmanın
öznesi olamaz pek: bunlarla
ilgili her savın, a priori,
dinsel, inanç-ifadeleri olması
gerekecektir.
1.4.
Bu, günümüze ya da başka bir
zamana, bu topluma ya da bir
başkasına ait yasaların
rastgele, sırf yasa olsun diye
oluşturulduğu anlamına gelmez.
1.4.1.
Her yasal bünyede, belirli bir
ekonomik şemayı ortaya
çıkartmayı ya da gözetmeyi
hedefleyen çok sayıda suç
tanımı bulunur; e.g., demiryolu
taşımacılığında devlet
tekeli, mülkiyet hakları, vs.
1.4.2.
Bunların yararı ya da ahlaksal
niteliği ciddi bir şekilde
tartışmalı olabilir.
1.4.3.
Diğer suçlar genellikle o
döneme hükmeden –ya da en
kötü olasılıkla idiosyncratic
ya da anakronistik– Zeitgeist'a
uyum gösterir: her ne kadar, bu
Zeitgeist'ın neler dikte ettiği
hakkında çoğu zaman bir
oybirliği bulunmasa da, ahlak
konusunda geniş anlamda bir
konsensüsten yine de söz
edilebilir.
1.4.3.1.
Başka bir insanı öldürmek,
çalmak, "insan
hakları" denilen şeyi
ihlal etmek, genellikle yanlış
sayılmaktadır örneğin.
1.4.4.
Nasıl ki Zeitgeist'ın işaret
ettiği anlam sabit ya da
tartışılmaz değilse, mutlak
ya da evrensel değilse, ahlak
için de aynı şey geçerlidir.
1.4.5.
Yine de, "ilerleme"
diye bir şeyin olduğuna,
bugünün yasalarının
geçmiştekilerden "daha
iyi" olduğuna, yarının
yasalarının da bugünkülerden
daha ileride olacağına dair
yaygın bir inanış vardır.
1.4.6.
Bu bir yanılsamadan ibarettir.
1.4.6.1.
"Daha iyi"nin ne demek
olduğunu tanımlamakta yarar
var: bir yasa diğerinden teknik
olarak daha iyi olabilir,
çünkü daha açık, kesin,
sofistike ve sınırları
belirlidir; bir yasa, daha
"adil" olduğu için de
daha iyi olarak
nitelendirilebilir.
1.4.6.1.1.
Bu tartışmada, terimin ikinci
anlamı kullanılmaktadır.
1.4.6.2.
Hangi yasanın daha adil
olduğunu saptayabilmek için bir
adalet kavrayışının
geliştirilmiş ve
kullanılabilir olması gerekir.
1.4.6.3.
Bu kavrayış ampirik olarak,
insanoğlunun birkaç bin
yıllık deneyiminin –ki bu
deneyim toplamı çoğu zaman
kendisiyle çelişir; dairesel
değilse, en iyi olasılıkla
sarmaldır zaten– analiz
edilmesiyle
oluşturulamayacağına göre,
sentetik olarak üretilmesi ve
sisteme dışarıdan
"enjekte" edilmesi
gerekir.
1.4.6.4.
Böyle pek çok sayıda
kavrayış oluşturulabileceğine
ve sistemin
"içinde"yken,
"dış"tan bir
bakışla sistem hakkında
konuşmak mantıksal bir
olanaksızlık olduğuna göre,
dolayısıyla da elde ancak
"öznel" kriterler
bulunduğu için, bu
kavrayışlardan birini seçmek,
hangisinin Kantiyan anlamda daha
adil (eğer böyle bir adalet
varsa tabii) olduğuna değil,
verili bir toplumda hangi
hakikat-savları toplamının,
yönetimdeki grubun ya da bu
kararı verecek olanların
çıkarlarına daha iyi hizmet
ettiğine bakmayı gündeme
getirecektir.
1.4.6.4.1.
Burada çıkar sözcüğünün
yalnızca olumsuz ya da maddeci
yan-anlamları olmadığını,
söz konusu kişilerin gerçek ve
içten inanç ve kanılarını da
içerdiğini akılda bulundurmak
gerekir: "vicdan
muhasebesi" deyiminin
işaret ettiği kâr-zarar
hesabı, beyin tarafından
heuristic yöntemlerle maddi
parametrelere rahatlıkla
dönüştürülür.
1.4.6.4.2.
Yine bu kiºiler, dar bir elit
çevresi olabileceği gibi,
geniş bir kitle de olabilir.
1.4.6.5.
Sonuçta eğer bir yasa bütünü
değişikliğe uğrarsa, bu, daha
iyi hakikat-savlarının
keşfedilmiş olmasından değil
(ki öyle olsa bile bunun
ayırdına varmak olanaksız
olurdu: ekstrapolasyon yapmak
için yeterli veriye sahip
değiliz), yasa koyucuların
çıkarlarının ya da yasa
koyucuların kendilerinin
değişmiş olmasından
kaynaklanır.
1.4.6.5.1.
Her zaman yakılacak bir cadı
bulunacaktır.
1.4.6.6.
Bu da bir hakikat-savıdır.
1.5.
Yani suç, yukarıdaki argümana
bakılacak olursa, ya baskın
çıkara hizmet ettiği, ya
popüler "dinsel" (a
priori) hakikat-savlarından
esinlendiği, ya da her ikisi de
geçerli olduğu için varolan
bir yasanın çiğnenmesi
demektir.
2.
Suçlular Neden Suç İşler?
2.1.
Özgür irade nedeniyle –
kişi, eyleminin sonuçlarının
tümüyle ayırdında olarak, bir
yasayı çiğnemeye karar
verebilir.
2.1.1.
Bu, sistem tarafından bir
haksızlık yapıldığını
düşündüğü ve bu
haksızlığı kendi eliyle
düzeltmek istediği için
olabilir: oğlunun katilinin
serbest bırakılmasına
dayanamayan babanın, katili
katletmesinde olduğu gibi.
2.1.2.
Bu haksızlık duygusu daha
genelleşmiş de olabilir:
sistemin onu dışladığına,
ona yaşama hakkı
tanımadığına inandığı
için çalan bir hırsızın
durumunda olduğu gibi.
2.1.3.
Ya da kişi suç işlemeyi bir
maliyet analizi konusu olarak
algılamaktadır: belirli bir
suçun cezasının ne olduğunu
bilir ve karşılığını para
ya da zaman biriminde ödemeyi
göze alarak suçu işler.
2.2.
Başka seçenek olmadığı
için.
2.2.1.
Bu tipik olarak, kiºinin durumu
ve eldeki seçenekleri
algılayışına bağlıdır:
"Çalmak zorundaydım,"
vs.
2.2.2.
Öz-savunma durumlarına
uyarlanmış haliyle
"köşeye kısılmış
fare" sendromu: kişi
öldürmek zorundadır, yoksa
kendi öldürülecektir.
2.2.2.1.
Laf açılmışken: böyle bir
edimdeki şiddet derecesi
üzerinde durmakta yarar
olabilir: karşı taraf
davranmadan hemen önce
silahını ateşlemekle,
silahını ateşlemek,
karşısındakinin kafasını
taşla ezmek, bağırsaklarını
deşmek vs. arasında oldukça
önemli bir fark vardır.
2.2.2.2.
Ne var ki bu fark, koşullardan
dolayı ortaya çıkmış anlık
bir "sağlıklı düşünme
zaafı" olarak
değerlendirilir ve genellikle
üzerinde pek durulmadan
geçilir.
2.2.2.3.
Oysa bu, şiddete duyulan yoğun
açlığın ve gereksinimin,
sorumluluktan muaf olmanın
güveniyle doyurulmasıdır.
2.2.2.3.1.
Cezai ehliyete sahip olmamanın
dayanılmaz hafifliği üzerinde
de düşünmek gerekecek – ama
şimdi değil.
2.3.
Hastalık nedeniyle.
2.3.1.
"Ruh ve sinir hastası"
suçluların dört türü
vardır: a) suçlular, duygusal
gelişimdeki bazı
anormalliklerden kaynaklanan
kişilik ya da karakter
bozukluğundan mustariptir
("Freudiyen" bakış
açısı); b) suçlular,
birtakım güdüleme
süreçlerinin ürünüdür ve
davranışları da esas olarak bu
bağlamda açıklanabilir (
"Davranışçı"
bakış açısı); c) suçlular
daha çok, belirli bir toplumsal
ortam tarafından
biçimlendirildikleri için suç
işler ("Sosyolojik"
bakış açısı); d)
suçluların hormonlarının ve
bedenlerindeki diğer
kimyasalların dengesi, geçici
ya da kalıcı bir şekilde
bozulmuştur ve bu yüzden
eylemlerini
denetleyememektedirler
("Biyokimyasal" bakış
açısı).
2.4.
Suç işlediklerinin ayırdında
olmadıkları için.
2.5.
Zevk için.
3.
Suçun İyisi Olabilir mi?
3.1.
Anarşik olmayan bir toplum ele
alındığında, bu toplumu
yöneten kuralların
korunmasının, insanların ortak
iyiliği için olduğu
varsayılır – bu varsayım bu
aşamada sorgulanmayacaktır.
3.1.1.
"Oyun" metaforu da bu
varsayımın hemen ardından
kullanılır genellikle: her
oyunun kuralları vardır –
kural olmazsa oyun çöker.
3.1.2.
Ancak oyunlar bile durağan
değildir: kurallar değişir.
3.1.3.
Demokratik bir toplumda,
kuralları değiştirmek
isteyenler çoğunluktaysa,
önerdikleri değişim normalde
er ya da geç yürürlüğe
konur.
3.1.3.1.
Ancak yalnızca bir azınlık
oluşturuyorlarsa ve demokratik
yollarla (yani oylama, gösteri,
propaganda vs.) kuralları
değiştiremiyorlarsa, iki
seçenekle yüzleşirler: ya
çoğunluğa uyacaklardır ya da
marjinal suçlular olarak
yaşayacak ve
yakalandıklarında,
yakalanırlarsa,
cezalandırılacaklardır.
3.1.3.2.
Belirli bir şekilde hareket
etmekte ahlaksal olarak haklı
olduğunu düşünen kişi için,
böyle hareket etmek ahlaksal bir
yükümlülüktür: Thoreau'nun
dediği gibi, doğru olan için
oy vermek bile, onun için
hiçbir şey yapmamaktır
aslında.
3.2.
Toplumsal değişim ve
"evrim", muhalif
toplumsal aktörlerin eylemleri
sonucunda ortaya çıkar; bu
muhalifler hemen her zaman
marjinal bir güç olarak belirir
ve hatta değişim
gerçekleşirken ve
gerçekleştikten sonra bile,
sayısal olarak marjinal
kalırlar.
3.2.1.
Bu nedenle söz konusu marjinal
grupların –evrim söylemi
sürdürülecek olursa– uyumsal
değeri vardır ve kategorik
varoluşları, parçası
oldukları toplumun hayatta
kalabilmesi için çok
önemlidir.
3.2.2.
Adam öldürme, çalma ve özel
mülkiyet karşıtı eylemlerde
bulunma (sözgelimi) arasında
elbette birtakım farklılıklar
vardır; ancak bu, söz konusu
suçların tümünün kategorik
olarak önemli olduğu
gerçeğini değiştirmez –
suçlar arasında bir
yararlılık hiyerarşisi, ancak
geriye doğru bakılarak
yapılabilir.
3.3.
Çoğunluğun kurallara
uymasını istemek mantıklı
olsa da, sıfır-suç düzeyini
tutturmanın (yani herkesin
kurallara tümüyle uymasını
sağlamanın), yalnızca ekonomik
olarak düşünüldüğünde bile
aşırı masraflı olacağı çok
açık: bu iş için gerekli
olacak denetim, insan
kaynakları, tesis vs.'yi
düşünün bir.
3.4.
Marjinal suçun yararları,
yalnızca maddeyle sınırlı
değildir: bireysel özgürlük
kavramı da, bazı bireylerin
suç olarak nitelendirilen
eylemleri gerçekleştirmeye
hakkı olmasını gerektirir.
3.5.
Bu noktada öldürmeyi bir suç
örneği olarak ele alalım ve
suç işleme hakkı üzerine daha
spesifik bir tartışma
yürütelim.
3.5.1.
Öldürmek doğaldır.
3.5.2.
Bu doğal güdü, her zaman
şimdiki gibi yüksek tabu
konumunda değildi – Avrupa'da,
yalnızca üç yüz yıl önce
kişilerin, özellikle de
soyluların şeref, namus vs.
için öldürmeleri çok normaldi
– e.g., ünlü İtalyan
bestecisi Gesualdo.
3.5.3.
İlginç (ama yanlış) bir
nedensellik: insan insanı
yiyemez; ergo, insan insanı
öldüremez.
3.5.4.
Öldürmek bir ayrıcalıktır
çünkü insanların çoğu,
kendi güvenliklerini sağlamak
adına Devlet'i yaratır
–yaratmıştır– ve kendi
yaratılarıyla yaptıkları
pazarlıkta, güvenliğe
karşılık olarak bazı
özgürlüklerden vazgeçer.
3.5.4.1.
İnsan her zaman için başka bir
insanı kendi elleriyle
öldürmekten ve kendi
yaşamının da bir başkasının
elinde olmasından korkmuştur:
bu yüzden –soyut da olsa–
bir kollektivite olan Devlet'e
öldürme yetkisini vermiş ve
ellerini yıkamıştır: kendi
ölümü söz konusu olduğunda
bu çoğulluğun onu
koruyacağına, böylesi bir
korumanın söz konusu
olamayacağı durumlarınsa
herkes için geçerli kurallar
tarafından belirleneceğine
güvenmiştir: kimsenin kendisini
öldürmemesini sağlamak için
Devlet'e düzenli olarak ödeme
yapmayı kabul etmiş ve –bir
kez yutkunarak da olsa–
Devlet'in bu parayı ve yetkiyi
kendisine karşı kullanması ve
hatta kendisini korumak için
yarattığı bu makinenin
kendisini yoketmesi
olasılığını kabullenmek
zorunda kalmıştır.
3.5.4.2.
Kendinden önceki kuşakların
Devlet'ine ve Sözleşme'sine
doğan kişi, düzene hızla uyum
sağlar.
3.5.5.
Kişinin öldürmesi kesinlikle
gerekliyse, bu, ya Devlet eliyle
ya da Devlet'in
meşrulaştırmasıyla olur –
böylesi durumlar,
sanıldığından çok daha sık
bir biçimde ortaya
çıkmaktadır.
3.5.6.
Öldürmek bir haktır ve
yalnızca bu hakkı kendinde
görenler hak eder öldürmeyi:
bir insanın hayatta kalmasına
ya da ölmesine tek başlarına
karar verirler – ve bu
şekilde, kendi türlerinden olan
başkalarının da kendi sonları
hakkında karar verebileceğini
kabul ederler.
4.
Ceza Gerekli midir?
4.1.
Marjinal suç, bir kavram olarak,
ancak suçlar kural olarak
cezalandırıldığında işler:
yakalanırlarsa, kendi
kendilerinde suç işleme
hakkını görenler de ceza
çeker, bunu bilir ve göze
alırlar.
4.1.1.
Cezalandırılmayan suç, suç
değildir.
4.1.2.
Devlet tarafından hiçbir şeyin
cezalandırılmadığı bir
toplum hayal edilebilir: kişiler
kendi cezalarını kendileri
verir: bu, kimi zaman, Devlet'in
yokluğuyla ya da anarşiyle
özdeşleştirilmektedir.
4.1.2.1.
Kimsenin cezalandırmadığı bir
toplumu hayal etmekse o kadar
kolay değildir: suç, kabahat,
ihanet ve ceza, cezayı hak etme,
öç, ödeşmek gibi terimler,
kişilerarası ilişkilerin
vazgeçilmez unsurları haline
gelmiştir.
4.1.2.2.
Yine de savunmasız ve ceza
veremeyecek insanlar olacaktır:
özel sektör için bakir bir
alan daha.
4.1.2.3.
Yukarıdaki durumlarda cezanın
daha çok bir intikam aracı
olarak kullanıldığına
dikkatinizi çekiyorum –
cezanın hak edildiği
düşüncesinden kaynaklanıyor
bu da.
4.1.2.4.
Bireyler adına öç alma ve bir
intikam rejimi oluşturarak bunu
denetleme, Devlet'in ahlaksal
yükümlülüklerinden biri
değildir.
4.2.
Cezanın bir işlevinin daha
olduğu iddia edilir: caydırmak.
4.2.1.
Cezanın, suçların işlenmesini
şu şekillerde engellediği
düşünülür: a) suçlunun bir
başka suç işlemesini
(hapsetmek, idam etmek,
"iyileştirmek" gibi
yollarla) engelleyerek; b) suç
işleme eğilimi olanlar için
caydırıcı bir örnek
oluşturarak.
4.2.2.
Ceza, suçlunun borçlu olduğu
bir şey olarak da
düşünülmüştür – onun
cezalandırılması,
başkalarının doyumu
olacaktır.
4.2.3.
Kant cezanın kendi başına iyi
olduğunu, haklı göstermenin
gerekmediğini savunur ve bu
bağlamda, cezalandırma
yükümlülüğünden söz eder.
4.2.4.
Ceza, sırf (yüce) yasaya
duyulan saygıdan dolayı da
verilebilir – intikam,
iyileştirme ya da caydırma
adına değil. Hegel'e göre
suçlunun cezalandırılma hakkı
vardır; onu cezalandırmak,
çiğnediği ilkeyi onaracaktır.
4.2.5.
Foucault da, benzer bir şekilde,
suçun toplumsal bir anlaşmaya
ve dolayısıyla toplumun
tümüne karşı işlendiğini
söyler – bu yüzden toplum
"içeriden vuran
düşman" niteliğindeki
suçlu üzerinde kesin söz
sahibidir – ister asar, ister
besler.
4.3.
Cezanın caydırıcı bir etkisi
olduğu konusunda ikna edici
kanıtlar yoktur:
cezalandırılan suçlunun suç
işleme eğiliminin azaldığı,
ceza olmasa bütün suçlar için
suç işleme oranlarının
artacağı, bu artışı
engellemek için harcanan
kaynakların boşa
harcanmadığı kesin değildir.
4.4.
Suçluları
"iyileştirmek" insan
haklarının ihlali olarak
görülebilir, çünkü böylesi
bir "tedavi" yalnızca
ikna yoluyla değil, büyük
ölçüde zorlamayla yapılır.
4.5.
Bazı suçların geri dönüşü
vardır – çalınan parayı
geri ödemek ya da maddi zararı
karşılamak vs. mümkündür: bu
gibi durumlarda, suçlunun
suçunu
"sıfırlama"sını
sağlamak yeterli bir ceza
olacaktır.
4.6.
Bazı suçlar ise geri
döndürülemez – bu gibi
durumlarda Devlet en fazla,
suçluyu toplum dışına
yerleştirebilir, tıpkı bir
hakemin kırmızı kart
göstererek bir oyuncuyu oyun
dışına atması gibi.
4.6.1.
Ne demiştik: "iyi",
"kötü",
"suç",
"doğru",
"yanlış" gibi
terimler, içleri zamanla ve
yerle değişen içeriklerle
doldurulan kabuk-sözcüklerdir.
4.6.2.
Ceza dağıtırken bunu akılda
tutmak çok önemli: mutlak
hakikat kimsenin heybesinde
değil: bir toplumun üyelerinin
çoğu, sahip oldukları
yasalardan son derece hoşnut
olabilir, ama bu toplum için,
hoşnut olmayan üyelerin
varlığı yaşamsaldır.
4.6.3.
Eğer toplum bu muhaliflerin
varlığına katlanamaz ve
kendini tehdit altında
hissederse, muhalifler de eylem
(yaşam) biçimlerini
sürdürmekte kararlıysa,
toplumun alabileceği en sert
önlem ya onlardan gitmelerini
istemek (yani sınırdışı
etmek) ya da onları
hapsetmektir.
4.6.4.
Thoreau: "Bugün
Massachussetts'in, daha özgür
ve daha az bedbaht üyeleri için
sağladığı tek yer, onlar
için uygun olan tek yer; tıpkı
onların kendi kendilerini,
ilkeleriyle dışladıkları
gibi, eyaletten dışlanıp kilit
altına konacakları tek yer,
hapishanelerdir."
4.6.5.
Hapsetmek, fiziksel temasın ve
seyahat özgürlüğünün
kısıtlanmasından fazla bir
yoksunluk gerektirmez: hapishane
bir ada, bir doğal park, bir
bina olabilir: diğer her
özgürlük, özellikle de
iletişim özgürlüğü
korunmalıdır.
4.7.
Devlet'in ahlaksal
yükümlülüğü, bireysel
özgürlüklere zarar gelmesini
engellemektir, ayrıca kendisi de
bu özgürlüklere zarar
vermemekle yükümlüdür.
4.7.1.
Geleneksel formül: kişi, ancak
başka bir kişinin
özgürlüklerine saygılı
olduğu sürece özgürdür.
4.7.2.
Saygılı olmazsa, ya da
olmadığında, Devlet ona
karşı bir edimde bulunabilir;
ancak bu edim, gelecekte benzer
tecavüzleri engellemeyecekse,
ahlaksal bir yükümlülük
değildir.
4.7.2.1.
Başka suçlara yol açmayan
suç, cezalandırılmayı
gerektirmez.
4.7.3.
Öldürme özgürlüğü, varolma
özgürlüğüyle doğrudan
çelişir: bu durumda bile doğru
hareket,
"dışlamak"tır.
4.7.3.1.
"Dışlamak" su
götürmez bir biçimde
masraflıdır, örneğin bütün
suçluları idam etmekten çok
daha masraflıdır; yine de bu
masraftan vazgeçilemez: marjinal
suç toplum için, vs.
4.7.4.
Muhalefet eden, marjinal suçlu
kişinin hem kendine, hem de
topluma karşı bir görevi
vardır: o toplumun içinde
olabildiğince uzun süre
varolmak, ahlaksal duruşu ile
ilgili etkisini, varoluşuyla
birlikte olabildiğince göz
önünde yaşatmak.
4.8.
Eğer ceza, başka insanları
suç işlemekten caydırıyorsa,
sanal ceza da pekâlâ aynı işi
görür.
4.8.1.
İnsanların suç işlemekten
caymaları için, suçluların
cezalandırıldığına
inanmaları yeterlidir:
cezaların gerçekten uygulamaya
konması gerekmez.
4.8.2.
Bu Devlet adına gizlilik ve
kurgu-üretimi gerektirecektir:
tutuklamaların, duruşmaların,
cezaların, hapishanelerin ve
tutukluların tümüyle kurgu
ürünü olduğu ortaya
çıkmamalıdır; bunlarla ilgili
–elbette kurgusal– haberler
düzenli olarak sağlanmalıdır.
4.8.3.
Bu Devlet adına büyük bir ek
maliyet ve risk demektir ve
sıradan devlet adamlarıyla
kolay kolay
gerçekleştirilemeyecek bir
tasarıdır.
|