éééé
Çölün ortasında, herşeyiyle son derece düzenli bir otel
işletiyorsun – en ufak işlerin bile kesin bir talimatnamesi var, sen de çölün
ortasında tek başına duran bir oteli aksilik çıkmadan yönetebilmek için
yapılması gereken tüm işleri düşünmüşsün.
éééé
Otelinin iki kapısı var elbette – biri gelişler, diğeri
de yalnızca gidişler için; bu ikisi asla birbirine karıştırılmıyor.
éééé
Otelinde bu düzeni kurmak için çok çalıştın, bu düzeni
korumak için daha da çok – şimdiyse, entropiye karşı giriştiğin bu savaş
hakkında kuşkular beliriyor kafanda.
éééé
Otelinde çarşafları değiştirmenin ve odaları
havalandırmanın, konukları yukarı çıkarıp etrafı gezdirmenin, hesap açıp
kapamanın kesin ve tek bir yolu var.
éééé
Bu otelin kusursuz Yöneticisi olarak herşeyi
denetliyorsun, hatta personelin nasıl gülümseyeceğini, utanacağını,
endişeleneceğini ve birbirini koruyacaklarını bile – l’ordre dure longtemps.
éééé
Bir kontrol sapığı olmakla suçlandın pek çok kez, ama bu
büyük haksızlık: işte bak, otelinin kadrolu müzisyenleriyle birlikte bir
doğaçlama seansı yaparken gitar çalıyorsun, birbiri ardına ince ince işlenmiş
sololar döktürüyorsun, doğaçtan.
éééé
Herşeyle ilgili talimatnamelerin bulunduğu, tavana kadar
yükselen dosya dolaplarıyla dolu Talimatnameler Odasının ortasında duruyorsun –
duruyorsun ve Talimatnameleri Dosyalama ve Değiştirme Talimatnamesini
okuyorsun, yeniden, yeniden.
éééé
Şarkılar söylenmeli – detone, ritmibozuk şarkılar.
éééé
Giriş kapısından çıkıyorsun, personelin seni izliyor,
izlememek için büyük çaba gösteriyorlar – Yönetici oteli terk ederse (ki bunu
hiç yapmaz), üstelik de yanlış kapıdan çıkarsa (ki bunu hiç kimse yapmaz) ne
yapılması gerektiği konusundaki talimatnameyi anımsamak için daha da büyük bir
çaba gösteriyorlar.
éééé
Hiç ölmeyecektin orada, benliğini her deliğe girecek
kadar genişletmeyi de öğrenmiştin, neden terk ettin otelini – pasaklı
konukların arkasından sifonu çeken, daha neler neler yapan oda görevlilerinin
sana tapması yetmiyor muydu?
éééé
Otele kafanı takmamaya çalışarak yürüyorsun çölde – senin
koymadığın kurallarla yönetilen bu yerin sunduğu heyecan verici olasılıkları
düşünerek her nasılsa beceriyorsun yakıcı sıcaklığı hissetmemeyi.
éééé
Her ne kadar sen kestiremesen de, çölde zaman duygusunu
yitirmen pek uzun sürmüyor – ama sonuçta otelsiz kalmış bir Yöneticinin ne
işine yarar ki zaman?
éééé
Çölde çeşitli boyutlarda bu denli çok iskeletin olması,
ama hiç canlı hayvan olmaması –yani sürecin değil, yalnızca sonucun gözükmesi-
garip geliyor sana.
éééé
Çölün dişi panteri hakkında söylenenleri sen de
duymuştun; geceleri, dondurucu soğukta uyurken, onunla aniden karşılaştığını ve
gözlerinin içine baktığını düşlüyorsun – bu düşünce seni sıcak tutmaya yetiyor.
éééé
Çöl heyecanlandırıyor seni, ama vicdanın ikide bir araya
girip bir Lorelei şarkısını, çölün ortasındaki otelini anımsatıyor.
éééé
Bir gece, ayışığının gözüne girmesini engelleyen bir kum
tepeciğine yaslanmış uyurken panteri görüyorsun; düşlediğinden çok daha küçük
bir hayvan bu – kumların üstünde kayarcasına ilerlerken, başını çevirip senden
tarafa bakmıyor bile.
éééé
Çölün düzensizliği, gelişine rastlantısallığı seni
rahatsız etmiyor – hatta çölün özünü oluşturan ve onun kaosunu yöneten
kestirilemez yinelenme düzeninden keyif bile alıyorsun.
éééé
Çöl büyülüyor seni, ama otelini de özlemiyor değilsin –
işler senin yokluğunda sarpa sarmış olabilir; daha kötüsü, sarmamış da
olabilir.
éééé
Çölde ölebilirdin, otelindeyse asla ölemezdin – bunun
şimdi değişmek üzere olabileceğini hissediyorsun, çünkü çölde ölmedin ve geri
geldin.
éééé
Çölden oteline döndüğünde her iki kapısının da içeriden
kilitlenmiş olduğunu görüyorsun – kapıyı kırarak içeri girdiğindeyse, bütün
personelinin gitmiş olduğunu anlıyorsun.
éééé
Çölde yalnız olmak, otelde yalnız olmak kadar kötü
değildi, binlerce talimatnameye uyacak kimsenin olmaması kadar kötü değildi –
önce rastlantı uğruna ölümsüzlüğü bıraktığın, sonra da belirlenmişlik ve kader
adına ölümlülükten vazgeçtiğin için kendini biraz tuhaf hissediyorsun şimdi.
éééé
Ömründe ilk kez, zamanının tükenmekte olduğunu fark
ediyorsun: başkaları için bir geçiş noktası olan, ama sana bir sığınak vaat
eden bu yerde tıkılıp kaldın – oteline döndün, ama otelin eski otel değil.
éééé
Terk edilmiş otelde Mahler yankılanıyor, sen de eşlik
ediyorsun: “Dunkel ist das Leben, ist der Tod” – ve gözlerinde çok güzel
bir ölüm taşıyan panteri görüyorsun, merdivenlerden aşağı iniyor.
éééé
Otelin ışık hızıydı, düzensiz ölümlülük ile düzenli ölümsüzlük
arasındaki kapıyı tutuyordu – sınırı aşmaya kalkıştın ve bu pek de iyi olmadı,
değil mi?