"Söyleyemediğim
Ha'r'f"
Deniz
Koç, Radikal Kitap, 24 Mayıs
2002
Herşeyden
önce: neden "r"?
Söyleyemediğiniz bir harfi
neden seçtiniz kitap adı
olarak? Yoksa "r" adlı
öyküyle ilgili bir durum mu?
Bu
derlemeyi yapıp yapmamak
konusunda uzun süredir
düşünüyordum. Önceleri bir
seçki yapmayı düşündüm –
sevmediklerimi dışarıda
bırakan bir seçki.
Yayımladığım bütün
öyküleri seviyor değilim
çünkü, hatta tahammül
edemediklerim var, onlar unutulup
gitse aslında daha hayırlı
olur. Bütün yazdıklarını bir
araya getirmenin taşıdığı
böbürlenme dozu beni rahatsız
ediyor ayrıca. Dolayısıyla
"r" adlı öyküde
olduğu gibi, "silme"yi
ön plana çıkarmak
niyetindeydim. Bunu yapmadım ama
– o kötü bulduğum öyküleri
ben yazmamışım gibi davranmak
da delikanlılığa sığmaz diye
düşündüm. Söyleyemediğim bu
harf, yapamadığım bu
eksiltmeyi simgelesin istedim.
7'yi
okurken, aklımda bir sinema
filmi canlandırmıştım; sonra,
zaten bu amaçla yola
çıktığınızı öğrendim.
Öyküleriniz de aynı tadı
veriyor, hepsi birer kısa film
gibi. Yazdıklarınızın bu
kadar canlı olmalarının sebebi
nedir sizce?
Hepsi
değilse de önemli bir kısmı
için doğru olabilir bu saptama
– "canlı" diyerek
iltifat ediyorsunuz, ben
"görsel" derdim.
Hareketlerin çekiciliğine kolay
kapılıyorum, onların
ayrıntısında gizlenen anlamı
çözmeye çalışmak hoşuma
gidiyor. Bu anlamda belki Türk
öykücülüğüne biraz uzak
kalıyorum. Ayrıca
"öykü"
tanımlamasını da en geniş
anlamıyla kullandığımı
belirtmem gerek, yoksa bu
kitaptaki pek çok metin, klasik
anlamda birer öykü sayılmaz.
Öte yandan birçoğu da,
"olay örgüsü"nü
öne çıkarır, belki film tadı
vermesinin nedenlerinden biridir
bu.
Tüm
eserlerinizin büyük bir bütün
oluşturmasını
amaçlıyorsunuz. Karakterlerin
"sizin dünyanız"dan
oldukları belli. Bütünün
parçalarını oluştururken,
kendinizi tekrarlamaktan korkuyor
musunuz?
Kendimi
yinelemekten, kendimi taklit
etmekten korkuyorum tabii. Bu
kitaptaki parçalardan
bazılarını unutturmaya
gönlüm elvermediyse, biraz da
bu "büyük
bütün"davası yüzünden.
Bunun bedellerinden biri,
dediğiniz gibi, zaman zaman
yinelemelerin ortaya çıkması.
Bunun üstesinden gelmek için
Durrell'ın çözümüne benzer
bir çözüm yolu benimsedim:
aynı şey anlatılacaksa, açı
değiştirerek, ışık
değiştirerek, kadrajla
oynayarak anlatmalı.
r'deki
öykülerin hepsi birer küçük
zihin egzersizi gibi. Kendiniz
problemler oluşturuyor, sonra
bunları çözüme
ulaştırıyorsunuz. Yaratıcı
sürecinizde acı çekiyor
musunuz, yoksa sizin için
eğlenceli bir deneyim mi?
Yazmak,
kurmak çok farklı türlerden
problemler çıkarıyor insanın
karşısına, bunlara sorun
olarak değil, "fizik
problemi"ndeki
"problem" gibi
yaklaşıyorum, doğru. Bir
öykü nasıl başlayacak, nasıl
bitecek, di'li geçmişle mi
gelecek zamanla mı anlatılacak,
kaç anlatıcı olacak,
karakterler konuşacak mı,
nasıl konuşacak gibi problemler
bir yanda; öykünün
arkitektonisine ilişkin
problemler öbür yanda –
dağınık, geldiği gibi
gelişen, yan yollara sapmaya can
atan anlatıları, okumayı
sevsem de yazmaktan
hoşlanmıyorum. Bu anlamda
disiplinli, hedefe kilitlenmiş
bir kurgu anlayışını
benimseyegeldim. Bunun getirdiği
problemleri çözmek bana hep
zihinsel bir zevk vermiştir.
Acıyı daha sonraları
öğrendim; şu sıralar onunla
uğraşıyorum zaten.
İnsan
bir kitabınızı eline aldı
mı, kolay kolay bırakamıyor.
Yazılarınızdaki akıcılık
biraz da ritminden
kaynaklanıyor. Sanki bir müzik
dinliyor gibi okuyucu. Sinema,
müzik, edebiyat ve oyun: bir
simyager gibisiniz. Sizi besleyen
şey nedir?
Teveccühünüz!
Teşekkür ederim, ama o kadar da
uzun boylu değil bence. Meraklı
ve öğrenmeyi seven bir insan
olduğum söylenebilir, ama
bunların yazıma somut veriler
dışında ne kadar
yansıdığını ben pek kolay
ayrıştıramıyorum. Yapı kurma
meraklısı olunca, farklı
disiplinlerdeki yapı
biçimlerine bakma gereği
duyuyorsunuz, bazen de oradan
buraya ne geçirilebilir diye
deniyorsunuz. Edebiyat içi
yapılar açısından da böyle:
bir yazarın kurgulama biçimini
alıp, üzerinizde nasıl
duracağına bakmak
isteyebiliyorsunuz. Gizli Hava
Müzesi bunun ürünü. Bu bir
beslenme biçimi olabilir.
Öykülerinizde
genelde paranoyak bir durum söz
konusu: gizli teşkilatlar,
şifreler, anlamlı
rastlantılar… Ama bu
paranoyada karakterlerin duygu
durumundan hiç bahsedilmiyor,
analitik bir bakış açısı
var. Paranoyanın sizin için
anlamı nedir?
"Büyük
bir bütün" meselesiyle
ilişkili birşey belki bu –
herşeyi, teğellerle de olsa
birbirine bağlayarak yazınca,
dünyayı da bu tür
bağlantılar optiğiyle görmek
neredeyse kendiliğinden ortaya
çıkan bir durum oluyor. Bu
yüzden paranoya benim
anlattığım birşey değil,
kurduğum dünyanın içinde
ortaya çıkan birşey değil,
karakterlerim paranoyak
değiller; daha ziyade,
Anlatı'mın "üst
kuralları"ndan biri bu, o
dünyanın çerçevesi bir
bakıma. Her yazdığım için
söylemiyorum tabii - bir
genelleme.
Ekşi
Sözlük kitabını
yazıyormuşsunuz? Herkes bu
kutsal bilgi hazinesini bekliyor.
Durum nedir acaba, sakıncası
yoksa?
Şehir
efsanesi. Kitabı ben
yazmıyorum. Kitabın ortaya
çıkmasına önayak olmaya
çalışıyorum diyelim.
r'den
sonra Cem Akaş'tan ne
bekliyoruz?
Ben
olsam beklemezdim!
|