I. İkizler
Birinci Saat: Temel İhanet
Arabayı otoparka bırakıp Porta Valbona’dan kente gittiğimizde saat dokuzu biraz geçiyor ortalık daha tam kararmamış sana istersen arabada bekle diyorum ama sen istemiyorsun iyi mi oldu şimdi bilmiyorum işleri karıştıran biraz da senin benimle gelmen oldu
Saçmaladığını söylemem gerekmiyor herhalde sen de biliyorsun o kadarını tam tersine vakitlice bitmesi öyle mümkün oldu ama evet seninle kırtasiye dükkanına girseydim uzardı
Via G. Mazzini’nin hemen başında solda sevimli bir kırtasiye dükkanı var evet ben giriyorum oraya seni dışarıda bırakıyorum polislerin geleceğini bilmiyorum elbette Paolo dükkanı kapatmak üzere o sırada adını henüz bilmiyorum çok da merak ediyor değilim ama dükkandan çıkmadan öğreneceğimden hiç kuşkum yok defterleri görmek istediğimi söylüyorum nasıl birşey aradığımı soruyor cinayetlerimi yazacağım bir defter istiyorum ama sizin önerilerinize açığım diyorum yüzüme bakıyor yüzüme bakmasını seviyorum erkekler öyle baktıklarında gerçekten tatlı oluyorlar insanın içinden hiçbirine birşey yapası gelmiyor sonra gülümsüyor ilgi çekmeye çalıştığımı ya da bir yazar adayı olduğumu düşünüyor herhalde ama kesinlikle yazar değil o kadar büyütemiyor beni gözünde dükkanın arka tarafını işaret ediyor dükkan demek de garip geliyor dehliz gibi bir yer çünkü önce siz sevgili Alphonse diyorum adım Paolo diye düzeltiyor işte başlıyor diye düşünüyorum
Seni beklerken sıkılıyorum biraz yukarı doğru yürüyeyim diyorum daha geç değil hiç ama az insan var sokakta sonra sağdan Via Stallace’den koşma sesleri geliyor ardından da bizzat koşanlar – dört polis herhalde Urbino karakolunun tamamı meseleleri nedir diye düşünmeye kalmadan çevremi sarıyorlar birşeyler bağırıyorlar sakin olmaya çalışıyorum ama bağırmayı sürdürüyorlar itiyorum bir tanesini şişko olanını sertçe değil neredeyse nazikçe hatta sinirleniyorlar ben de sinirleniyorum hepimiz bir ağızdan bağırmaya başlıyoruz karakola götürecekleri belli
Ben duymuyorum o gürültüyü arka taraftayız Paolo’nun gösterdiği defterler güzel güzel olmasına yine de tam aradığımı buldum dedirtecek birşey çıkmıyor daha kalın yapraklı birşey istiyorum el yapımı olmalı kalın iplikle dikilmiş deri ciltli bir defter benim istediğim bunu o sırada bu açıklıkla bilmiyorum ta ki Paolo yüzümdeki düş kırıklığını görüp bir de şöyle birşey var ilgilenir misiniz bilmem diyene kadar görür görmez tanıyorum – sayfalarına kanla yazılabilecek bir defter bu eski üstelik çocuğun taksiratını affettirmeye yetmese de biraz daha insaflı davranmama yol açacak bir defter daha doğrusu açacaktı eğer çenesini tutmayı başarabilseydi dedesi yapmış defteri kendi annesi için niye satıyorsun diye soruyorum kendime hakim olmaya çalışarak satmıyorum hediye diyor tüm sevimliliğiyle pahalı bir mont blanc’ın ucunu kaşık gibi kullanıp gözlerini oymak pergel takımıyla kulak zarını patlatmak damarlarına brillant mürekkep enjekte etmek ve başladıktan sonra aklıma gelecek şeyleri yapmak için kendime çekiyorum onu bu kentin insanlarının geçmişin hiçbir şekline saygıları yok
Beni yaka paça götürmeye elimdeki çantayı almaya çalışıyorlar itiş kakış oluyor izin vermiyorum daha da sinirleniyorlar koşar adım uzaklaşıyoruz bu arada seninle ayrıldığımız yerden derdiniz ne ulan sizin diye bağırıyorum polislere oradan geçen ihtiyar bir turist Federico’nun portresinin çalınmış olduğunu söylüyor hani şu Pierro della Francesca’nın yaptığı bunu duymak keyfimi acayip yerine getiriyor gülmeye başlıyorum kahkahalarım polisleri çıldırttı çıldırtacak beni deliğe tıkmak yere yatırıp sırayla gitmek için can attıkları her hallerinden belli yanlış kişi peşindesiniz diyorum ikiz kardeşimi arıyorsunuz siz salaklıkları beni eğlendiriyor ama birden sıkılıyorum dar bir sokaktayız karakolu görüyorum ilerde hepsinin beynine şişko polisin de iğrenç göbeğine kurşun sıkmak bile geçirmeyecek sıkıntımı biliyorum ben de üstüne karakolu basıp içerdekileri de yere sermeye karar veriyorum
Sokağa çıktığımda sen ortalarda yoksun Piazza della Repubblica’ya gidiyorum seni belki orada görürüm diye çeşmenin önünde yaşlıca bir kadınla gitar çalan bir genç For Emily Whenever I May Find Her’ü söylüyor tahammül edebildiğim bir şarkı değildir bilirsin ama onlarla uğraşacak halim yok meydandaki kafelerden birine giriyorum bir capuccino söylüyorum oraya uğrama olasılığın yüksek diye düşünüyorum sana bir not yazayım diyorum garson kız kahvemi getirdiğinde ondan bir de kağıt kalem istiyorum mektup mu yazacaksın diye soruyor hayır diyorum ikizim buraya uğrayabilir ona bir not yazmak istiyorum her zamanki tepkiyi veriyor tabii ama bir tutam erotomani de var bakışlarında ikimizi birden yatağa atmak nasıl olur diye düşündüğüne eminim boşuna heveslenme diyorum biz sadece birbirimizle sevişiriz ilginç bir kız galiba hiç şaşırmış görünmüyor sırıtıyor ona içme suyu damacanalarını nerede tuttuklarını soruyorum
Karakoldan çıkınca nerede olduğumu hemen anlayamıyorum gelirken yola dikkat etmemişim Via Piave’deyim sağa dönüp Via Saffi’ye çıkıyorum az ileride dikilitaş görünüyor bunca unutuşun arasında bu çamura boynumuza kadar batmışken hatırlamamızı sağlayacak şeyler bunlar mı bunlar mı tarihin silinmez izleri yol göstericileri nirengi noktaları mihenk taşları Dük Federico’nun kurduğu yücelttiği bu Rönesans merkezini bu hale getirenler dikilitaşı turistlerin hatırına aydınlatınca tarihin ve unutuşun intikamından kurtulabileceklerini mi sanıyorlar ufak meydanda toplanmış insanlar bekleşiyor kimbilir ne için dikkatli gözler dikilitaşa odaklanmış bir motosikletli dönenip duruyor etrafında ne bu diyorum ne oluyor şövalyeler gelecek diyor biri ama geceyarısından sonra bekliyoruz çok var daha olsun yerimizi kaptırmayalım bunu Federico’ya sormam gerektiğini not ediyorum aklıma aklımı bu böceklerle ilgili birşey için meşgul ediyor olmak beni aniden sinirlendiriyor motosikletliden başlayıp hepsini yere sermeyi uygun buluyorum benim gibi bir kızdan böyle bir yumruğu hangi motorcu bekler ki
Alt kata götürüyor beni tuğlalarla örülmüş bir depo duvara dayıyorum onu önlüğünün altından elimi sokuyorum saçlarımı tutuyor başımın arkasından dudaklarımı ısırıyor sağ böbreğinin olduğu yerden saplamak en iyisi bıçağı çığlığının duyulmaması için ağzını ağzımla kapamak ve sert bir kafa atmak yeterli daha sonra boğazından fışkıracak kanın üstüme sıçramaması lazım kızı da iyice arkalara bir yere saklamak iyi olur zaman kazanmak açısından sen de öyle yapardın biliyorum damacanalara paylaştırmaya yetecek kadar bakteri kokteyli getirmeyi neyse ki akıl etmişim yukarı çıktığımda müziğin beni beklemeyip devam ettiğini kaldığım yeri kaldığım yerde bulamadığımı fark ediyor ve rahatlıyorum
İkinci Saat: Galeyan
S. Chiara Manastırının kapısı kapalı ama içerde ışık var ısrarla çalıyorum kapıyı senin buraya henüz uğramamış olduğunu kapının sonunda aksi bir rahibe tarafından açılmasından anlıyorum ben yaşlarda bir kız bu aslında ama görsen nasıl büyüklük taslıyor onu beceren herifin çok matah birşey olduğuna iman etmiş belli ki ne istediğimi soruyor zile o kadar basmış olmamadan hiç hoşlanmamış olduğunu belli etmeyi görev sayıyor büyük burnunu kesip gırtlağına soksam mı sokmasam mı diye düşünüyorum bu kerhaneyi adam etmek de gerekecek daha oyalanmamak lazım ama sonunda kendime bir kıyak çekiyorum
Ölüm Mabedindekiler yatmış bile ama kapılarını açık bırakmışlar nasıl enayi bir kardeşlik anlayışıdır bu
Niye biz de evde tuvalete gittiğimizde kapıyı açık bırakmıyor muyuz
Orası da öyle girişteki salonda biraz gürültü çıkarıyorum herkesi tek tek odasında ziyaret etmek zorunda kalmamak için dört tane kardeşimiz beyaz entarileriyle sökün ediyor yanıma yaklaşana burası Ölüm Kardeşliğinin yeri mi diye soruyorum uykulu uykulu buyrun diyor cenazeniz mi vardı sabahı bekleyemez mi benim değil ama sizin yakında olacak sabahı bekleyebileceğimizi de sanmıyorum ayrıca bu mabedde bilinmesi gerekenler biliniyor mu bakalım örneğin hainlerin ölümden kaçamayacağı ihanetin cezasız kalmayacağı cezanın geciktikçe daha acımasız olacağı yalnızca intikamın ölümsüz olduğu biliniyor mu kim olduğumu hemen anlıyor ikisi belli ki bunlar eski kardeşliğin üyeleri bunlardan biri hemen yanındakini bıçaklayıveriyor ben birinin entarisini yakıyorum eskilerden öbürü yukarı koşuyor ikizler ikizler geldi ikizler diye bağırıyor eskiler benimle birlik olup yenileri haklıyoruz içlerinden biri girişteki gizli iblisi açığa çıkarıyor
İyi etmişsiniz ben de baş rahibenin odasını nihayet bulduğumda hazırlıklı olmanın faydaları üstüne kısaca düşünme fırsatı buluyorum dört kadın var içeride poker oynuyorlar televizyondaki sert pornoya arada sırada bakmalarından filmi ezberlemiş oldukları belli baş rahibe olduğu anlaşılan kadının karşısında oturan iri yarı koca memeli orospu üstüme yürümeye yelteniyor sülfürik asidi suratına fışkırtınca ebesini görüyor diğer üçü yerlerinden bile kalkamadan alev bombasını masaya atmak belirli bir zevk veriyor tabii tedbiri yine de elden bırakmayıp kapıda bekliyorum kaçmaya yeltenirlerse asit banyosu yaptırıp odaya gerisin geri yollamak için cilt kırışıklıklarına iyi geliyormuş yoksa o meyve asidi miydi
Öğrenemeyeceksin kardeşim sen bu kimya işlerini müşterilerin şikayet etmesi yakındır ben sana söyleyeyim
Neyse ki şikayet kutusunu çok yükseğe koyduk boyları yetmez
Sonra odaları dolaşmayı unutmadın herhalde
Aşkolsun
Bravo epey el oyaladı benim iş sonuçta kalabalık bir yermiş bu Ölüm Mabedi maaşlarını kim ödüyor acaba sonunda Corso Garibaldi’ye çıkıp kardeşlerimle birlikte dört bir yana dağılıyoruz bir tatsızlık hissediyorum havada birileri uyanmış gibi duruma biraz erken oldu diyorum seni merak ediyorum itiraf edeyim ki başına birşey geldi mi acaba diye düşünüyorum Dükalık Sarayının önüne gidiyorum yolda on polis ellerinde otomatiklerle yanımdan geçiyor nereden çıktıklarını anlamıyorum bunların seni ele geçirmiş olmalarından kuşkulanıyorum Federico çıkar ortaya belki diye biraz dolanıyorum oralarda çıkacak olsa bile henüz erken onun için tabii öyle bir anarşi yaratacağız ki dünyanın dili tutulacak bütün bu keşmekeş içinde ayakta dokunulmamış ve heybetli bırakacağımız tek yer işte burası saygıyla eğiliyorum sarayın önünde domalan torbalarından birini merdivenlerin solundaki mazgalın başına bırakıyorum mazgalı kaldırıp menholden aşağı bir el bombası sallıyorum patlama sesini duyduktan sonra öbür torbayı da aşağı sallıyorum yumurtadan çıktığında aç olur diye zarkanatlı arkadaş sarmaşıklar dedikoduya başlamış bile sonra Roma tiyatrosuna giriyorum ben içerideyken geçiyorsun sen de oradan herhalde
Herhalde içeride birşeyler oluyor mu diye dikkat etmedim Via S. Domenico’dan geçerken sağa sapıyorum Via V. Veneto’daki bütün dükkanların camlarını kırıyorum özellikle Guidobaldo’nun portresini vitrinine koyanları Federico’ya da bir kez daha üzülüyorum cibiliyetsiz oğlu bu kadar popüler bütün rehber kitaplar ondan uzun uzun söz ediyor Federico’ya gelince iki cümleyle geçiştiriliyor ayıp derler birşey var her neyse cam kırma işi biraz dikkat çekiyor Piazza della Repubblica’da ortalık karışmış bile senin oradan geçmiş olduğun belli müthiş bir sevinç kaplıyor içimi moralim yerine geliyor inan lise tuvaletinde oynaşmalarımız geliyor aklıma liseye gitmeyi de o zaman akıl ediyorum yolda Raffaello’nun evine uğrayıp ortalığı biraz hareketlendireyim diyorum
Tiyatroda yapacak fazla birşey yok canım sıkılıyor bu işe gündüz girişseydik diyorum sonra kafama dank ediyor Nero Roma’yı öğleyin yaksaydı bu kadar etkileyici olur muydu alev evet bize gerekli olan alev elementlerin kuşkusuz en üstünüyle işbirliğimizi geliştirmek tiyatronun sahnesini ateşe vermenin gerekliliğini herhalde herkes kabul eder benim de aklıma lise o sırada geliyor ama daha da iyisi diyorum üniversite Porta Valbona’dan çıkmak kolay oluyor iki polis dikmişler kapıya durdurup üstümü aramak soru sormak nereye gittiğimi öğrenmek istiyorlar hepimiz neler öğrenmek istiyoruz bedelsiz eğitim diye birşey ne yazık ki yok dünyada ben bilgiye bilgi demem ortalığın amına koymaya geldim derdim ama İngilizcem yetmez sonra ne diye uzun uzun konuşmaya çalışacağım ki bu ibnelerle diyorum Federico’nun intikamıyız biz hadi bakalım diyorum bu bilgi çok ağır gelecek onlara onunla yaşamaya devam etmeleri imkansız olacak taşaklarından başlayarak hafifletmeye karar veriyorum onları ne yapayım kendileri istedi
Raffaello bana zaman kaybettiriyor daha çok eski püskü birtakım eşyaları kırıp dökmekten birtakım resim ve heykelleri parçalamaktan fazlasını yapamıyorum otoportresini yanıma alsam mı diye düşünüyorum ama rüyama girer diye vazgeçiyorum sokağın başından gelen gürültüleri duyunca hemen çıkıyorum hayret beni yakalamaya gelen bir kalabalık var liseye kaçıyorum binanın camlarını kırıp içeri giriyorum bekçiyi safdışı etmek gibi bir görevim olduğunu elbette unutmadan burası bende eski öfkeler nefretler uyandırıyor duvarlardaki herşeyi alaşağı ediyorum dışarıdan megafonla birşeyler söylüyorlar binanın çevresini sarmışlar herhalde iğrenç çocukları iğrenç bir geleceğe hazırlayan onlara hizmetkarlık ruhunu hem klasik hem de modern fen yöntemlerini kullanarak kazandıran Urbino’nun aşağılık halinin sürekliliğini sağlayan yer işte burası laboratuara giriyorum çok fazla birşey yok ne yazık ki ama bulduklarımla idare ediyorum senin gibi düşünüyorum ben de çıkarıyorum yangını içeri giren polisleri küçük kuşları sapanla zımbalar gibi zımbalamak beni hiçbir zaman yormayacak diye düşünüyorum dışarıdaki kuru kalabalık silah seslerini duyunca alevleri görünce saklanacak yer aramaya başlıyor tabii bulabilirlerse acaba onlar biliyor mu farkındalar mı bunun ne kadar uzun bir gece olacağının
Üçüncü Saat: İnancın
Sınanması
Üniversiteden gözükmüyor Urbino’nun alevleri herkes oldukça kendi halinde ne mide bulandırıcı bir bina bu Urbino’yla ne alakası var her yıl kongreler sempozyumlar düzenleyip sahtekar akademisyenlerin buraya doluşup birbirlerini çıtır öğrencileri ellemesini sarhoş olup küçük rezaletler çıkarmasını kentin böyle bir kerhane işletmeciliği mantığıyla biraz daha gelir sağlayıp biraz daha ayakta durmasını sağlamak dışında ne işe yarıyor dil öğrenmeye gelen vasat gavatlarla dolu şu terasa bak mesela patron zamanında öyle miydi gerçek bilimin yapıldığı yerdi Urbino hepinizin mezarlarınıza diri diri gömülmesini ve üzerine tükürülmesini sağlayacağımdan kuşkunuz olmasın sefil ruhlar sürüsü önce yatakhaneye giriyorum önüme geleni vurmaktan beni alıkoyacak ne var sonra kütüphaneye gaz bombası atmazsam insanlar nasıl terasa doluşacak ve sonra terasa dört el bombası yetmez mi sence bence ideali budur biyoloji laboratuarına girmeyi unutmuyorum tabii yapay organizmaları dolaplardan toplayıp şehrin sokaklarına salmazsam hatırları kalmaz mı nasıl bir etkisi olacağını da hep birlikte görürüz eğlence olur Baronzio'nun kitabını da onlara bırakacağımı sanıyorlarsa çok yanılıyorlar Federico'nun kütüphanesini bilgi mabedini yeniden kurduğumuzda oranın sincapları olma hayalimizi unutanı da siksinler ayrıca
Sanırım Pesaro’dan takviye birlikler geldi sürekli anonslar yapılıyor ortalık birbirine girmiş askerler dolu sokakta kent meclisinin olağanüstü toplandığını duyuyorum yalnız meclis üyeleri değil kentin ileri gelenleri de belediye başkanının yanısıra Pesaro’dan gelmiş yerinde incelemelerde bulunmak için yesinler şimdi Sanzio’ya giriyorlar toplantı orada kiliseye gidip dua etmeleri gerekirken gerçi o da bir işe yaramazdı onlara çarpan şeyin ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar kapının önü ve binanın çevresi askerlerce tutulmuş ama bunlar hakikaten salak damlar bomboş duruyor kimse görmeden içeri giriyorum bir panik havası var geç bile kalmış karanlık salona girip arka sıralardan birine oturuyorum sahneye konmuş toplantı masasının etrafında ve arkasında oturan can sıkıcı adam ve kadınların anlamadığım bir dilde birbirlerine bağırmasını izliyorum ikide bir “universitari” lafının geçmesinden senin oraya uğramış olduğunu anlıyorum ama burada ne yapacağını bilemeden toplanmış bu sefiller bütün bunların anlamını kavrayacak nedamet getirecek hatalarını düzeltip tarihin akışını tersine çevirecek insanlar değil Urbino’ya kendilerine yüceliğe inançları yok hiçbir uçurumun yanında dolaşmaz üzerinden karşı tarafa atlamayı beceremez bunlar kuduruyorum öfkeden her birini ellerimle boğmak istiyorum ama yerimden fırlayıp suratlarını kurşunlarımla dağıtmakla yetineceğimi biliyorum yine de belediye başkanına özel muamele yapmadan geçmiyorum gırtlağından çük dolması yapmak çok mu erkek düşmanlığı kokuyor
Kesinlikle hayır dozu yerinde olmuş bence Raffaello’ya gelebilir miyiz bu kent için neler yapmıştır meşru bir soru olabilir bu ama asıl meşru soru bu kent Raffaello için yaptıklarının karşılığını alabilmiş midir ona eğitim sağlayan iş olanakları sunan dünyanın en büyük ustalarının yanına veren yaşamı boyunca onu destekleyen doğduğu evi müze yapan ve kentteki en güzel bahçenin ortasına anıtını diken bu kent acaba Raffaello’nun bıraktığı mirası hak etti mi üçüncü sınıf sanatçıların amatör zanaatkarların elinde kendisinin bir parodisi haline gelen Urbino sanatının bugünkü hali Raffaello’nun suçu değil mi aldığını geri vermekte yeni kuşakları eğitmekte gösterdiği bencillik neyle karşılaştırılabilir allahaşkına yalnızca kendi ihtişamını kendi şöhretini kendi sanatını ilerletmek için çırpınmadı mı sonuç itibariyle Federico'ya ve onun ütopyasına kazık atmış olmadı mı bu yüz karası adamın kamuya ait bir alanı kirleten heykelini havaya uçurmuşum çok mu
Verdi'yle Puccini heykellerini elim değmişken paralayıp Sanzio’dan çıkınca hızlı davranmam ve hedef şaşırtmam gerektiğini düşünüyorum beni aramayacakları bir yere gidip ara sokaklarda karşılaştığım insanlar bana saklanmamı güvenli bir yere gitmemi kentin terörist saldırısına uğradığını adamların kalabalık çok tehlikeli acımasız olduğunu yerin altından homurtular geldiğini deprem olacağını söylüyor Via Dei Maceiri’den çıkıp Albornoz Kalesine geliyorum o sırada duyuyorum işte patlamanın gümbürtüsünü botanik bahçesindeki seni görüyorum parkın içinde koşarken
Sesini duyduğuma nasıl seviniyorum Albornoz’un önüne koşuyorum diyorsun ki kaleyi hemen bombalayıp dağılalım
Bunu hakkıyla yapamayacağımız belli sadece sembolik gedikler açabileceğiz ama olsun liseden hala dumanlar yükseliyor hızla patlayıcıları yerleştiriyoruz acele etmemiz lazım neredeyse gece yarısı olacak senin aklına gelen fikir hakikaten şahane çan kulesinin sesini bekliyoruz patlatmak için saat tam on ikiyi vururken o öyle vurulmaz böyle vurulur diyorsun ve ateşliyorsun Federico’nun gelişini kutlamak için daha iyi bir yol olamazdı hava sıcak alevler daha da ısıtıyor ama sen siyah pardösünün içinde çok seksisin hiç terlememişsin ve her zamanki gibi dehşet görünüyorsun dudaklarına yapışmaktan alamıyorum kendimi yine de sırnaşmanın sırası değil tabii buna sonra çok zamanımız olacak vincigassi yemeye de hatta öncelikle buna değil mi şimdi gidip Dükü karşılamamız gerek sarayın oradan gelen ışıklar ya patronun kente inmek üzere olduğunu ya da yeraltından küçük bir misafirin geldiğini gösteriyor
Dördüncü Saat: Gücün Sınanması
Benim o konuyla ilgili başka bir fikrim var aslında seni S. Bernardino Kilisesine yolluyorum yolun uzun bir bisiklet ayarlıyoruz ben de sarayın önüne gitmeden eksiltilmiş duygular kütüphanesine uğruyorum boş bilgi birikiminin azgın düşmanı olduğumu söylemiş miydim hapsedilmiş bütün zavallı anıları serbest bırakmak azap içindeki sefil ruhları da böylece azat etmek tüm majolica'ları tüm istoriato'larıyla birlikte yerle bir etmek istiyorum ama birşey yapamadan dörtnala at sesleri duyuyorum Federico’nun askerleri ışıl ışıl koşturuyor olsa gerek kentin taş döşeli sokaklarında kılıç şakırtıları duyulmaya başlıyor sonra bir kasırga esiyor sanki görülmeyen yalnızca sesi duyulan insanlar kanlar içinde düşüyor yere yarılmış karpuzlar gibi ölüm kardeşliği de boş durmuyor belli ki her taraftan başka gürültüler geliyor çünkü o sırada görüyorum seni askerlerin ortasında yakalanmışsın
Canhıraş bir haykırışla askerlerin üstüne atılman gerçekten görülecek bir sahne iki elinde iki otomatikle ne yapabileceğini sanıyor bu gerizekalı diye düşünüyor olmalı askerlerin başındaki binbaşı farkında değil tabii arkandaki ortaçağ ordusunun gözüdönmüşlüğünün intikama susamışlığının tüm zamansal farkları teknolojik uçurumları sıfırlayacağının
Ellerini çözüyorum Piazza della Repubblica’da bir meydan savaşı tüm şiddetiyle sürüyor Techno bir masanın üstüne çıkmış vaaz veriyor Federico’ya ulaşmamız lazım atlılar kendi başlarının çaresine bakar diye düşünüyorum o sırada görüyorum kırmızı bayrağın Dükün bayrağının yere düştüğünü üzerinde S.P.O.R. harflerini okumaya ancak zamanım olmuşken kararıyor gözlerim
Kafana indirdiklerini görüyorum dipçiği ne sana koşabiliyorum ne başka birşey yapmaya fırsatım oluyor yeniden kıskıvrak yakalıyorlar beni şimdi sıçtık işte diyorum helikopter sesleri duyuluyor bizi kentin dışına çıkarıyorlar S. Bernardino Kilisesine plandan farklı olarak refakatçiyle gidiyoruz yolda Danimarkalılar var yine ağaçların arkasında bir sürü omzu kalabalık adamın karşısına çıkarıyorlar bizi sen hala baygınsın ben fena dayak yiyorum dayanmaya çalışıyorum gülmeye çalışıyorum yerde sürünürken beni durmadan tekmeleyen orospu çocuklarına tükürmeye çalışıyorum kan geliyor ağzımdan sadece böyle olmayacaktı hani diye düşünüyorum yenilmeyecektik güçlüydük bu süprüntü ana kuzuları bizimle bırak baş etmeyi önümüzde bile duramazdı rüzgarımızı yiyince zatürreeden geberirlerdi biz Federico’nun intikamıydık zamanı gelmiş bir fikirdik karşımızda çatlamayacak bir taş düşünülemezdi bu ne peki bu nasıl şimdi Düke ne oldu gelmişti adamlarıyla birlikte yoksa onu bu kez de biz mi düş kırıklığına uğrattık bu belki de son ve kesin yenilgisi oldu oysa herşey değişecekti solucan ejdere dönüşecekti Urbino için bu kadar uğraştıktan bu kadar bekledikten bu kadar hazırlandıktan sonra ciğerine üflemeye değmez beş buçuk çapulcunun eline düşüp sahnelere veda mı edecektik kırmızı bayrak bunların mı eline geçti şimdi direğe bağlayıp yakacaklar mı bizi iki cadı yakaladık gösterelim götveren şeytana gününü diye hızla düşünüyorum bunları sonra kilisenin yer karolarını çok yakından fazla yakından görüyorum sonra hiç
Beşinci Saat: Kurban Edilme
Gözümü açtığımda önce hiçbir şey görmüyorum yalnızca sesler var kulağımda bir sürü adam hep bir ağızdan konuşuyor bu gece millete birşeyler oldu diyorum kimse kimsenin lafının bitmesini beklemiyor konuşma sırası için sonra seni görüyorum feci haldesin ve kimseyi görecek duyacak gibi değilsin ellerinin bağlı olduğunu başını tutamadığını fark ediyorum ama bizimle çok fazla ilgilenilmediğine de o anda ayıyorum belli ki kentte ses ve ışık gösterisi tüm hızıyla sürmekte mavi gözlü esmer bir adam yanıma geliyor suratıma bakıyor sanki konuşacak mıyım konuşmayacak mıyım kestirmeye çalışıyor gibi o sormadan konuşmaya başlıyorum konuşasım var uzaktan büyük patlama sesleri geliyor anlaşılan bu sersemler başlarına gelenin ne olduğunu hala bilmiyor Avrupa’nın Batı kültürünün Hıristiyanlığın bilimin askeri gücün merkezi haline gelmesine ramak kalmış bir yer burası diyorum ve beş yüzyıldır her dakika bu noktanın daha da uzağına çekilmesini seyretmekle geçti bunun toprakta suda havada nasıl bir gerilim biriktirdiğini bu gerilimin nasıl bir ateş kütlesine tahvil edileceğini bilmezden görmezden geldiniz hepiniz kuşaklar boyu aynı günahı işlediniz yalnız kente değil kendinize özünüze olabileceklerinize de ihanet ettiniz sonunda Urbino galeyana geldi işte inancınız sınandı sınıfta kaldınız gücünüz sınandı sınıfta kaldınız kurban edilme saatiniz artık geldi çıraların üzerinde direğe bağlanmış gibi gözükenler biziz belki ama bu sakın aldatmasın sizi hoş aldatsa ne olacak nasıl olsa fazla ömrünüz kalmadı tarihe isyan başladı bir kere onu sizin gibi sürüngenlerin durdurabileceğini düşünmek sizin gibilerin bu devrimi durdurabileceğinizi düşünmeniz gerçekten eğlenceli ama uzatıldığında can sıkmaya başlıyor yerinizde olsam hemen yüklü miktarlarda vazelin edinirdim kıçınıza kaçmak üzere olan sivri ve kalın kazığı düşünerek ben konuştukça mavi gözlü adam çıldıracak gibi oluyor yüzündeki her bir kas özerkliğini ilan etmiş kendi bildiğince kasılıp duruyor sağ yanağımı ısırıp koparacak kadar dibime girdiğinde duyuluyor Gesualdo’nun madrigali beşinci defterden müzikle birlikte sen de gözlerini açıyorsun
Docissima mia vita’yı duyuyorum göz göze geliyoruz seninle Federico’nun gelmesi an meselesi gülümsüyoruz birbirimize artık orada değil gibiyiz bağlı değiliz hiçbir yerimiz kanamıyor acımıyor ağrımıyor çevremizde az sonra başlayacak olan yıkımdan kıyımdan çok uzağız çok yukarıda hafif uykulu bir ilgiyle izliyoruz artık olanları olacakları birden Bernardino’ya yıldırım düşüyor her taraf bir an kapkaranlık kesiliyor sonra yangının gölgesi vuruyor içeriye mavi gözlü subayın kafasına inen baltayı anlıyoruz ki ölüm kardeşliğinden az gelişmiş bir dev taşıyor sonra senin ellerini çözüyor askerler bizi artık görmüyor bile herkes emirler yağdırıyor bir altındakine taş binanın nasıl böyle yanabildiğine akılları ermiyor herhalde müzik gittikçe yükseliyor chiaro risplender suole’ye geçiyor ama bir yandan da hayır yanılıyor olmalıyım dışarı atıyoruz kendimizi ortalık ışıl ışıl bizim range rover gelmiş yolun başına içinden buz mavisi bir ışık fışkırıyor
Altıncı Saat: Ölüm ve İblis
Yıldırımlar aralıksız bir şekilde düşüyor Urbino’ya sokakta insanlar basiretleri bağlanmış gibi koşuyor ama kaçamıyor ciple Porta Lavagine’den giriyoruz zar zor burayı ideal kente dönüştürmeye kararlı bir deus ex machina sanki civciv gibi eziliyor insancıklar çocuklar yaşlılar Repubblica’da hala birileri var ama tavlacılar gitmiş felsefe ahkamı kesenlerden eser yok orada biraz vakit geçirip puan topluyoruz üçümüz de zevkten gebermek üzereyiz arkadan Federico’nun kahkahaları geldikçe coşuyoruz omzunda sincabı Cheido’yla konuşuyor arada önümüze çıkanın peşine düşüyoruz bisikletlileri duvarlara sıkıştırıp eziyoruz çeşmeyi kırıyoruz bir majolica deposunu havaya uçuruyoruz bu iyi geliyor cipin girebildiği bütün sokaklara giriyoruz ölmeyenler ölenlerin başında ağlıyor ama görmedikleri birşey var her cesede bir iblis tecavüz ediyor dev bir orji alanına dönmüş Urbino damların üstü çiftleşen kedi kaynıyor ve Jeff Buckley çınlatıyor ortalığı artık hallelujah haklıymışsın yanılmamışsın sürtünme seslerinin korosu geri vokalde nasıl bir titreme her tarafta buram buram ejder kokuyor sokaklar kartallar uçuşuyor üstümüzde ağlamayan
Devamı: II. Tanıklar